• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Ete kemiğe bürünen bir kitap

Zafer Köse yazdı: "Nihat Behram’ın o önemli kitabının adı, yazarından ve kitaptan bağımsız olarak da yüz binlerce insanın dilinde yaşıyor."


Zafer Köse

Darağacını gören bir pencerenin önünde oturup, aylardır görmediğiniz bir aile üyesine son bir mektup yazmak… Herhangi bir yatıştırıcı ilaç, doktor desteği veya dinsel bir yardım istemeden, son adımları atmak… Son nefesinize kadar sözünüzü söylemekten vazgeçmemek…


Bunları yazmak, dilden dile anlatmak kolay olabilir, ama yaşamak… Bunları yaşamanın da aslında ne kadar kolay olduğunu okuyorsunuz, Darağacında Üç Fidan’da. Zor olan Hüseyin olmak, Yusuf olmak, devrimci olmak. Ete kemiğe bürünmek, Deniz diye görünmek! “Deniz olunmalı” diyor ya Nazım, işte öyle. Her ne kadar Deniz Gezmiş’ten önce yazılmış da olsa.


Bulut mu olsam, gemi mi yoksa? Balık mı olsam, yosun mu yoksa? Ne o, ne o, ne o. Deniz olunmalı, oğlum, bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.


O bütünlük, o derinlik, o yürek olmadan imkânsız, ama Deniz olduktan sonra ne kadar doğal, ne kadar basit tavırlar bunlar. Ne kadar yüce! Bu sayede Deniz, Hüseyin ve Yusuf, toplumsal değerlerimizdeki cesaretin, zulme isyan etmenin, devrimci kişiliklerin simgesi haline geldiler. Son anlarında bile hiçbir tereddüt içermeyen onurlu tavırları, toplumun belleğine silinmez biçimde işlendi.


Bu üç devrimcinin mücadelesi, düşünceleri, kişilik özellikleri birçok kez anlatıldı. Belgeseller, anılar, incelemeler… Bunlardan bazıları o kadar benimsendi ki adeta anonimleşti, içerdikleri sözler toplumun diline yerleşti. Örneğin, Nihat Behram’ın o önemli kitabının adı, yazarından ve kitaptan bağımsız olarak da yüz binlerce insanın dilinde yaşıyor.



Birçok özelliğinin yanı sıra, Darağacında Üç Fidan, Denizlerin son sözlerinin de ilk kez yayımlandığı kitaptır. Bu kitabın varlığını sürdürmesi, “iyi bir kitap olduğu için on yıllardır okunuyor” diye yorumlanabilecek bir durum değil. O kadar basit değil. İçerdiği bilgiler ve ortaya koyduğu entelektüel tavır kadar, kitabın kendi serüveni de tarihsel bir öneme sahip.


Nasıl ki, Denizleri, Mahirleri öldürdüler, astılar, kurşunladılar; bu kitaba da öyle saldırdılar, toplattılar, adını anmayı yasakladılar. Matbaadaki dizgisine bile el koydular. Sonra 12 Eylül korku günleri, sonra medya çağı yozlaşması, sonra moda haline getirilen kitaplar, yönlendirilen okur ilgisi, iktidara yerleşen yalanın gücü… Can derdine düşen insanlar görmesin diye, hayattan kopuk kitapların peşine takılan kitleler bu kitabı unutsun diye döndü düzenin çarkları. Başka bir isimle basılırken bile hemen haberi alındı, toplatıldı. Nihat Behram hakkında peş peşe ağır ceza davaları açıldı. Sürgün hayatına mecbur bırakıldı.


Kimse kitabın adını ağzına alamıyordu, tanıtımı yapılamıyordu, bir arkadaşa önermek ve fotokopisini vermek bile yasaktı. Hem de o en liberal 1980’li, 90’lı yıllarda büyüyen bir yasaktı. Ama kitabın elden ele dolaşması engellenemedi. Yazıldığı günlerde henüz doğmamış olan gençler, fotokopiyle çoğaltılmış halini başka kitapların arasında saklayarak okudular.


Ve sonunda, bütün davalardan beraat ederek, kitap 1998’de tekrar basılabildi. 22 yıl geçmişti ilk basımın üstünden. Onca ölüm, onca korku, baskı, yalan yaşanmıştı. Bambaşka bir toplum, bambaşka bir okur eğilimi yaratılmıştı. Nasılsa artık bu kitabı kimse okumazdı. Öyle sanıyorlardı.


Matbaalar şaşırdı, dağıtımcılar siparişleri karşılayamadı, korsan basımlar rekor kırdı… Ve hâlâ, yeni çıkanların önüne geçmeye, okurların en çok sorduğu kitaplar arasında yer almaya devam ediyor. Coşkuyla, umutla, dirençle okunuyor. Nasıl ki Denizleri, Mahirleri astılar, kurşunladılar ama öldüremediler, işte öyle! Deniz oldu bu kitap.


DARAĞACINDA ÜÇ FİDAN

Nihat Behram

Everest Yayınları, 2005

216 s.