• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Litera

John le Carré'yi okumaya nereden başlamalı?

Tür olarak casusluk romanlarını adeta yeniden yaratan ve geçtiğimiz hafta kaybettiğimiz büyük usta John le Carré'yi okumaya nereden başlamalı, diye soranlar için Litera Edebiyat olarak bir derleme hazırladık.


Geçtiğimiz hafta hayatını kaybeden John le Carré ardında çok kıymetli bir edebi miras bıraktı. Casusluk camiasının entrikalarına odaklanan ve karmaşık iç çatışmaları son derece okunabilir masallara dönüştüren yazar, altmış yılda 25 roman yazdı.

Dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca okur için John le Carré'nin cazibesi yazdığı türün sınırlarını genişletmesinde yatıyor. Onun casusları, James Bond gibi casusluğu gözalıcı bir hale getiren, ağzı laf yapan, şık giyimli ve dinamik karakterlerin aksine ahlaki ikilemleri olan, nazik ve yalnız tiplerdir. Karmaşık olay örgülerinin ve incelikli bir edebi dilin hakim olduğu romanları, Soğuk Savaş döneminin yozlaşmış ortamında küçük insanların yaşamlarını da sahneye taşır, bir yandan da Batı'nın sözde özgürlük retoriğinin altını oyar. Le Carré en ünlü karakteri tıknaz, kel, gözlüklü ve rüküş George Smiley'i kasten, casusluk dünyasını yanlış tasvir ettiğini düşündüğü James Bond'un tam zıttı olarak yaratmıştır.


Le Carré en ünlü karakteri tıknaz, kel, gözlüklü ve rüküş George Smiley'i, kasti olarak James Bond'un tam zıttı olarak yaratmıştır.

John le Carré'yi okumaya nereden başlamalı, diye soranlar için hazırladığımız beş kitaplık listeye göz atmadan önce bilmeniz gereken bir şey: Smiley romanlarını sırasıyla okumanıza gerek yok.


1. Ölüme Çağrı


Le Carré evrenine girmek için en uygun kitap yazarın 1961 tarihli ilk kitabı, George Smiley'le ilk kez tanıştığımız "Ölüme Çağrı" romanı olabilir. Smiley'i Doğu Alman ajanlarla karşı karşıya getiren ve büyük bir casusluk şebekesinin açığa çıkmasıyla sonuçlanan bu kitapta le Carré casusluk romanları türünün sınırlarını zorlayacağının ilk ipuçlarını verdi.


2. Soğuktan Gelen Casus

Le Carré'yi uluslararası üne kavuşturan 1963 tarihli üçüncü romanı bu tür için bir devrim olarak görülmüştü. Çünkü yazar casusluğu ahlaki bir çöküntü, Batı demokrasilerinin değerleriyle tamamen çelişen bir şey olarak tanımlıyordu. Bu görüş, Le Carré'nin sonraki kitaplarında da sıkça yer buldu. "Tüm zamanların en iyi casus/gerilim romanları" listelerinin vazgeçilmezi olan "Soğuktan Gelen Casus" okuyucuya yalanlarla kurulu bir dünyanın gerçeklerle dolu hikâyesini anlatıyor.


<