• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Kadının Bedeni Yok

Yavuz Arkın, New York doğumlu ve Filistinli göçmen bir ailenin kızı olan Etaf Rum'un ilk romanı Kadının Sesi Yok üzerine yazdı: Yazar, sesi ve bedeni bastırılan kadınların var olma mücadelesini ele alıyor.


Dünyanın hangi dilini konuşursanız konuşun günümüzde kadın olmanın tek bir dili var; o da bedenlerin dili. Kendi seslerinin çıkmasına izin yok, hele ki kapalı toplumlarda bu daha da imkansız. İkisinin de sesini duymak onları anlamak gerekiyor, başka türlü iletişim kurmak çok zor. Kadınların dilini ne kadar keserseniz kesin çıkacak bir alan mutlaka bulacaktır.



Filistin ve Amerika gibi dünyanın hem coğrafi hem de kültürel açıdan çok farklı iki noktası ile bağı olan yazar Etaf Rum, Kadının Sesi Yok adlı romanında, kadının bedeni üzerinden bize seslenmesini ele alıyor. Üç kadın; İsra, Deya ve Feride romanın temelini oluşturuyor, yazar onlar aracılığıyla DNA kalıtımına benzer bir şekilde kültürün kalıtımını sunuyor.


Ana karakterimiz İsra’nın, ailesinin zoru ile evlenip Filistin’den Amerika’ya göç etmesiyle romana giriş yapıyoruz. Yazar, parçalı yapıdaki anlatımıyla sırayla İsra’nın kızı Deya ve ilerleyen sayfalarda babaanne Feride’nin hayatından kesitler sunuyor. Çok katmanlı okumaya sahip bir roman Kadının Sesi Yok; başlarda günümüzde Müslüman toplumlarda kadın olmanın zorlukları ile açılıyor, sonraları yavaş yavaş göçmenlik, kültürel kodlar, feminizm sızmaya başlıyor sözcüklerin arasına.


KADINLIĞIN GÜNCEL HALİ; İSRA

Etaf Rum, İsra özelinde günümüzde kadın olmanın Müslüman toplumlardaki değerini sorguluyor. Kısıtlı sosyal hayat, kısa süreli okul hayatı ve kendine söz hakkı tanımayan aile büyüklerinin kararı ile yapılmış bir evlilik, bu hayatın kısa bir özeti.


İsra için evlilik bu kısır döngüyü bir nebze olsun kırmak aslında; başka bir ülkede daha önce yaşamadığı bir hayatı yaşamak. Müslüman toplumlarda yaşayan kadınların da ortak kaderi bu durum, İsra’nın tek şansı göç etmek. Yazar burada göçmenlik üzerinden kadınlık kavramını da sorgulatıyor bize; daha iyi bir hayat için insanın yaşadığı ülkeyi terk etmesi her zaman olumlu sonuçlanır mı? Bu soruya bir cevap aslında İsra’nın Amerika’ya yaptığı göç sonrası yaşadıkları ve akla başka bir soruyu daha getiriyor: Göç ettiğimizde terk ettiklerimizi de aslında yanımızda mı götürüyoruz ya da bazı şeyler arkada bırakılamıyor mu?


KADINLIĞIN GELECEĞİ; DEYA

İsra’nın ilk kızı olarak dünyaya gelen Deya Amerika’daki kapalı Müslüman Arap topluluğun kadınları için önemli bir anahtar rolünde. Onlar için bir çıkış kapısı da açıyor diyebiliriz; bir umut aslında, onu yetiştiren babaannesinin ve büyükbabasının aksine önceliği evlenmek değil, iyi bir eğitim alıp hayatı ile ilgili kararları kendisinin vermesi.


Yolunu bulması için bir rehbere, ona destek olacak birine ihtiyaç duyuyor Deya; onu da sürpriz bir şekilde karşısına çıkan biri sayesinde buluyor. Aklı o kadar karışık ki ne kendi ailesi ile ilgili gerçekleri biliyor ne de onun için biçilen geleceği, Etaf Rum’un bu karakter üzerinde özellikle durduğuna eminim, çünkü o kendi toplumundaki kadınlar için bir umut, belki de ta kendisi.


KADINLIĞIN GEÇMİŞİ; FERİDE

İsra’nın kaynanası Deya’nın da babaannesi Feride geçmişten gelen bağlar ve kültürel kodlar rolünde karşımıza çıkıyor. Geniş aile içerisinde kadınların rolü yemek yapmak, çocuk doğurmak ve hizmet etmek olmasına rağmen Feride gizli bir aile reisi konumunda. Ailenin erkeklerinin eş seçiminden, eşlerin eğitiminden, evdeki erkeklerin iş yaşamlarına kadar bütün alanlarda söz sahibi kendisi, bu da kadınların en büyük çelişkilerinden birisi; bir çıkış yolu ararlarken önlerindeki en büyük engel yine bir kadın.


Feride üzerinden Etaf Rum güzel bir şey söylüyor; ‘kadınlarımız için çıkış rolü yine kendi kadınlarımızda bulunuyor; onlar erkekleri yetiştiriyor, onlar büyüdüklerinde onlara söz geçiriyor, evlendiklerinde eşlerine çocukları için fikir sunuyor.’ Bölümleri kısa olmasına rağmen Feride’nin geçmişte yaşadığı büyük travma aslında geleceğine yön veriyor; kadınlara karşı bakış açısını şekillendiriyor.


Etaf Rum da aslında göçmen bir ailenin kızı, 8 Mayıs 1989’da Brooklyn New York’da dünyaya geliyor. Genç yaşta görücü usulüyle evlendiriliyor ve iki de çocuğu oluyor. Hem çocuklarını yetiştiriyor hem de Kuzey Caroline Eyalet Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı, Felsefe ve Amerikan Dili ve Edebiyatı alanlarında lisans ve yüksek lisans eğitimi alıyor. Bir yandan eğitmenlik yaparken diğer yandan romanda da adı geçen Books and Beans isimli kitapçısını işletiyor.


Kitabın ismi Kadının Sesi Yok olmasına rağmen ön plandaki bütün karakterler kadın, erkekler daha çok pasif rollerde, onların bakış açısını da görmek kitaba zenginlik kazandırabilirdi, diye düşünüyorum.


Günümüzde yavaş yavaş dile gelmeye başlayan İslami Feminizm hareketleri için önemli bir roman yazmış Etaf Rum, otobiyografik yanı da ağır basıyor. Her ne kadar kurgusal olsa da kendi gerçeklerinden kaçmıyor tam tersi onların üzerine üzerine gidiyor. Roman bolca soru barındırıyor, bu soruların cevapları her toplumun cevaplaması gereken sorular aslında. Cevapları bulduğumuz zaman her kadın kendi özgür sesini çıkardığı için gurur duymaya başlayacak.


Kadının Sesi Yok romanı Arzu Altınanıt’ın çevirisi ile İthaki Yayınlarından çıktı. Bu sırada çevirmenin Etaf Rum ile iyi bir ikili oldukları kesin.


KADININ SESİ YOK

Etaf Rum

İthaki Yayınları, 2022

Çeviri: Arzu Altınanıt

336 s.