top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Yazarın fotoğrafıLitera

“Bütün olmak parça olmaktır; gerçek yolculuk geri dönüştür”

Gönül Malat yazdı: "Ursula K. Le Guin, olağanüstü hayal gücüne okuyucusunu da ortak ederek kitaptaki ikircikli (Arzlılar; Urras – Anarres gezegenleri) ütopya ile geri dönüş tekniğini de kullanıp, uzayda yolculuğa çıkarır. Ama her ütopyanın içinde bir distopya saklı değil midir aslında?"


Gönül Malat

Eski dünya ölüyor ve yenisi doğmakta zorlanıyor;

şimdi canavarların zamanıdır.”*

Taocu, feminist ve anarşist yazar Ursula K. Le Guin’in, temellerini çok sağlam bir kurguyla oluşturduğu Mülksüzler romanı, kuşkusuz XX. yüzyılın en önemli kitaplarından birisi. Kıyasıya yaşanan soğuk savaş döneminin sonlarına doğru (1974) yazılan roman, Urras (isim USSR - SSCB ve USA isimlerinin harmanlanmasıyla yazar tarafından oluşturulmuş) gezegeniyle doğrudan dünyayı ve soğuk savaşın içindeki silahlanma yarışını anlatıyor. Urras’ta düşünceler parayla satılıp alınabiliyor. Başkasının düşüncesine böylece sahip olunabiliyor. İnsana yakışan, bilgiyi (düşünceyi) paylaşmak olmasına rağmen bilgi, gizli-saklı (obskürantizm) ve aynı zamanda silah yapımında kullanılıyor. Yazar buradan hareketle kitabın en önemli cümlesini altmış yedinci sayfaya yerleştiriyor.

Düşüncenin doğasında iletilmek vardır: yazılmak, konuşulmak, gerçekleştirilmek. Düşünce çimen gibidir. Işığı arar, kalabalıkları sever, melezlenmek için can atar, üzerine basıldıkça daha iyi büyür.”


Düşüncenin doğal yapısının anlatıldığı bu cümleler eşsiz bilim kurgunun çekirdeğini oluşturuyor. Bu bağlamda diyebiliriz ki, roman kuramcıların ve filozofların öne çıktığı bir kurguyla çatılmış. Mülksüzler kitabında başta yazarın kendisi ve roman karakterleri olmak üzere, kitaba esin kaynağı olanların hepsi gerçek hayatta da birer kuramcı. Tabii bu durum okuyucuyu da bir kuramcıymış gibi devinime, düşünmeye itiyor. Okurun bilincine ve bilinçdışına sürekli dalıp çıkan kurgu, onu hızla filozof haline dönüştürüp sarsıyor ve kendini aratıyor. Emin olun kitabı anlamak için bir filozof olmaktan başka şansınız yok. Hayal ediyor, düşünüyor ve oluşturduğunuz kuramlarınızla bilmediğiniz gezegenlerde yaşayıp cisminizden tamamen ayrılıyorsunuz. Başka dünyalardan kendinize bakabiliyorsunuz. Yeni yaşamınızda paylaşmayı, dayanışmayı, olmayı (sahip olmayı değil) ve şiddet içermeyen anarşizmi öğrenerek daha insancıl taze fikirler geliştiriyorsunuz.


Yazar, bir söyleşisinde Mülksüzler’i yazarken iki yıl kadar tıkanıp yazamadığını ve romanın içinden çıkılmaz bir hal aldığını söyler. Ardından ekler; “Karakterim Odo, yaşadığım bu durum karşısında benden, kendisi hakkında uzun bir öykü yazmamı istedi. Başka bir öykümle bağlantı kurmam gerektiğini de belirtti. Omelas’ı Bırakıp Gidenler’i ilk terk eden de Mülksüzler’imin karakteri Odo’ydu sonuçta. Böylece Devrimden Önceki Gün adlı uzun öyküm ortaya çıktı. Odo’nun düşüncelerinin diyaloglarla verildiği bu uzun öykümden sonra Mülksüzler’in yolu da açıldı.”


Üzerine oturduğu dört ana sütunla kurgu, hayran olunacak güzellikte ve çok sağlam inşa edilmiş. Dört ana sütunun üçünü kuramcı psikiyatristler Eric Fromm, Carl Gustav Jung ve Sigmund Freud ile onların yazdığı kitaplar-savlar oluşturuyor.


Eric Fromm’un, başta “Yeni Bir İnsan, Yeni Bir Toplum adlı insanın özgürleşmesi üzerine yazılmış kitabı olmak üzere, bazı kitaplarının etkisi belirgin romanda. Aslında Mülksüzler’den sonra yazılan Sahip Olmak ya da Olmak kitabı daha çok ilintilendirilmeli. Kanımca Fromm’un, Sahip Olmak ya da Olmak kitabının ana temasını önceki anlatılarında bulmak mümkün. Bu nedenle yazarın esin kaynağı olarak bağdaştırmak bu kitap için de yanlış olmaz.


Eşzamanlılık Teorisi ise analitik psikiyatrinin öncülerinden Carl Gustav Jung'un 1960 yılında yazdığı bir kitap. Aynı zamanda romanın karakteri Shevek, eşzamanlılık üzerine çalışan bir fizik profesörü. Dolayısıyla roman, eşzamanlılık teorisi üzerine kurulmuş ve Jung’un arketipleriyle de pek yakın ilişki içerisinde.


Sigmund Freud, kitapta diğer sütunu oluşturan kuramcı! Freud her ne kadar psikiyatrist olsa da birçok psikiyatrist gibi edebiyata katkısı yadsınamaz. Psikanaliz yöntemi ve rüyalar çalışma alanının en önemli yapı taşları bildiğiniz üzere. Ursula K. Le Guin de rüyalara epey düşkün bir yazar. Bu nedenle ikisinin buluşması çok olağan kanımca!


Kurgunun en önemli sütunu olan dördüncüyü ise Antonio Gramsci oluşturuyor. Faşist Mussolini’nin, “Bu beynin işlemesini yirmi yıl durdurmalıyız,” dediği sosyalist kuramcı! Hapishanede geliştirdiği yeni dil ve şifrelerle yazdığı kuramları, bazı anlaşmazlıklara neden olsa da (şifre ve Ezop dili nedeniyle), özünde insanın mekanik yapıdan sıyrılıp, kültür ve düşüncesiyle varoluşunu yazmaya çalışmış bir kuramcı. Hapishane Mektupları’nda -bazı çevirilerde Hapishane Defterleri - Gramsci, yeni bir toplumun kuruluşuna yönelik dönüştürücü toplumsal iradenin oluşturulması sürecinde yaptığı vurgu ile tarihin/ekonominin belirleyiciliğinin kaba materyalizminden kurtulmuş bir düşünürdür. Özellikle Marksizm’in kaderci ve mekanik yöne saptırılmasına karşı çıkarak kültürel deneyimleri kenara iten bu yaklaşımlar karşısında kültürün ve düşüncelerin oynadığı rolü gösterme gayreti ve isteği içinde oluşu nedeniyle kurgunun en önemli sütununa yerleştirilir yazar tarafından. Le Guin, Gramsci’nin kuramlaştırdığı “Devletsiz toplum” kavramını, Devrimden Önceki Gün öyküsünden Mülksüzler’e giden yolda, Odo’nun Anolojisi olarak kurguya ilmek ilmek işlemiştir. “Hapishane Mektupları’nı” da!

Kanımca Ursula K. Le Guin; Anarres’i ve Anarşist Odo’yu, Gramsci’nin Hapishane Mektupları etkisiyle ete kemiğe büründürmüştür. Romanın protogonisti, Eşzamanlılık Teorisi üzerine çalışan ve Anarres gezeninde yaşayan fizik kuramcısı Shevek, Urras gezegenine geldiğinde Odo’nun hapsedildiği yeri görmek ister ve harabeye döndüğünü görünce der ki, “Odo, dokuz yıl burada hapsedildi ve Analojiyi (Hapishane Mektupları) orada yazdı.” Anarres aslında Gramsci kuramının hayata geçirildiği gezegen, Odo da Gramsci’nin cinsiyet değiştirip kadın anarşist olarak karşımıza çıkan karakteri ya da kurmacadaki karşılığıdır. Yazarın, Mülksüzler’i daha derin yorumlayabilmek için öncesinde okumamızı önerdiği Devrimden Önceki Gün adlı öykü kitabındaki illüstrasyonlarda yuvarlak gözlükleri ve kambur duruşuyla A. Gramsci de yer almaktadır. Aynı zamanda bu öyküsünde Mülksüzler’in, obskurantizm üzerine bir anlatı olacağının işaretlerini de vermiştir usta kalem. Ayrıca Odo karakteri için Hapishane Mektupları adlı başka bir kitabı olan anarşist Rosa Lüxemburg’a da göndermedir demek yanlış olmaz.


Urras ne kadar sahip olma duygusuyla doluysa, Anarres’ te o kadar olmak duygusuyla doludur. Yoksuldur. Mülksüzdür. Şiddet içermeyen anarşizm ve bir sürgünle doğmuştur. En önemlisi Anarres’te yasa ve silah, dolayısıyla savaş yoktur. Ayrıcalık sorumluluktur. Aşırılık bir nevi dışkıdır. Çabalanan, insanın özgürlüğüdür. Sahiplik olmadığı için soyadı da yoktur. Yaşayanların isimleri tektir ve aynı değildir. Ayrıca bilgisayardan verilir. Cinsiyet ayrımı olmadığından, yalnızca insan kavramı ön plandadır. Ursula K. Le Guin, anarşizmden türettiği adıyla Anarres’i,

Tiranlar asla anarşi ortamında doğmazlar, onların yalnızca yasaların gölgesindeyken yükselişe geçtiklerini ve de yetkiyi yasalardan aldıklarını görürsünüz. Oysa yasanın adaletsizliklerini hiçbir şey durduramaz, hiçbir şey engelleyemez. Tiran yasaların dilinden konuşur ve başka bir dili yoktur. Tiranlar, yasaların gölgesine ihtiyaç duyar. Oysa yasaların sürdüğü hüküm yozlaşmıştır. Yasalar, ancak anarşi yoluyla aşılabilir,

diyen G. Deleuze’ün savlarından da yola çıkıp kurguyu oluşturarak genişletmiştir.


Romandaki zamandan iki yüzyıl önce yaşayan Odo’nun düşünceleri Anarres’ te aşınmaya uğramış görünmekle beraber Shevek, Odoculuğu çok iyi özümsemiş akıllı bir kuramcıdır kendi gezegeninde. Kuramını satmak için değil, meyvesini oluşturmak toplamak için gider Urras’a. Gerçek hedefi Anarres’e geri dönmektir. Yazar, burada da M. Foucault’nun Heterotopya kuramını kurmacasına ekler hem de büyük ustalıkla. Shevek için Urras, heterotopyadan ibarettir. Balinanın karnıdır. Hem zaten Odo da “Bütün olmak parça olmaktır; gerçek yolculuk geri dönüştür,” der.


Yazarın diyaloglarla, kitabın içine girmemizi bir kuramcıya dönüşmenizi epey kolaylaştırdığını belirtmeliyim. Odoculuğun aşınmasını anlatırken Dap ve Shevek’in diyaloğu bunun güzel örneğidir: (artık)Özgürlük için eğitim yapmıyoruz. Toplumsal organizmanın en önemli etkinliği olan eğitim katı, ahlakçı ve otoriter oldu. Çocuklar Odo’nun sözlerini sanki yasaymış gibi ezberliyorlar-en büyük küfür bu! Bu benimsenmeden, yalnızca şeklen yapılan eğitimin anlatımında Mine Söğüt’ün kulaklarını çınlatmadan -Gergedan: Büyük Küfür- geçmek olanaksız!


Buradan itibaren kitabın inşaatında taşıyıcı sütunlar bitip, yamuk üçgen bir çatıyla kapatılır kurgu. Çatıda da üç çeşit kuramcı yer almaktadır. Taocu düşünce bu üçgen çatının en büyük yüzünü ve çekirdeğini oluşturur. Le Guin, G. Deleuze’ün düşüncelerinden yola çıkıp Taoizm ile harmanlayarak “Anarşizmin baş hedefi, ister kapitalist isterse sosyalist olsun, otoriter (totoliter) devlettir. Önde gelen ahlaki ve ilkesel teması ise işbirliği, dayanışma ve karşılıklı yardımdır. Tüm siyasi kuramlar içinde en idealist olanı anarşizmdir,” der. Çatıdaki Taocu fikirler de Stoacılık ile harçlanmıştır. Yine yazar bu harcı; “düşünceler (M.S. II. yüzyılda yaşamış olan Stoacı Roma İmparatoru Marcus Aurelius’un kitabıdır), hiçbir zaman yasalarla ve hükümetlerle denetlenmemiştir. Urras’ta bile,” diyerek diyalogla verir.


Çatının diğer yüzünü, kadın hakları savunucusu, roman yazarı Mary Shelley ve eşi "Ateizmin Gerekliliği" adlı makalesiyle bilinen şair Percy Bysshe Shelley ile Pyotr Alekseyeviç Kropotkin oluşturur. Kropotkin’e göre; '' Bizim şu anda yaşamakta olduğumuz gibi yaşamak, kuşkusuz, budalalık. Ama yaşamımızın böyle olmasının nedeni kadın emeğinin bir hiç yerine konulmasıdır. Bu ayrıca, bugüne dek insanlığın kurtuluşu düşlerini kuran insanların bile kadının da kurtuluşu konusunu dikkate almamalarının bir sonucudur. Bu ayrıca, erkeklerin onurlarını 'yemek- çamaşır- bulaşık' işlerine karıştırmamak istemelerinin, dolayısıyla da bütün bu işlerin bir yük hayvanı gibi kadının sırtına yüklenmesinin bir sonucudur. Kadının kurtulması demek ona üniversite kapılarının, yargı, parlamento kapılarının açılması demek değildir; çünkü bu durumda, kurtulan kadın ev işlerini bir başka kadının üzerine yıkacaktır. Kadının kurtulması demek onun mutfak ve çamaşır gibi insanı kütleştiren işlerden kurtulması demektir. Kadının kurtulması demek çocuklarının beslenmesini sağlarken, ona toplumsal yaşama katılmasını sağlayacak boş zamanı da sağlamak demektir. Ve göreceksiniz, bu gerçekleşecektir; gerçekleşmeye başlamıştır bile hatta. Ev köleliğine dokunmayan bir devrim gerçek devrim olamaz. Kropotkin ayrıca yazdığı Anarşist Ahlak kitabıyla Le Guin’in kurgusuna epey katkı sağlamıştır. Anarres’in, toplumsal organizması ve yapısı Kropotkin sayesinde oluşmuştur. Odo’nun kadın olarak kurgulanmasında da payı büyüktür.


Çatının üçüncü yüzü Gestalt Tedavisi, Yeni Sol’un filozofu ve anarşizm çalışmalarıyla bilinen Paul Goodman ile anarşist yazar Emma Goldman oluşturur.

Emma Goldman ise anarşizmi (şiddetsiz) savunan ömrü hapislerde geçmiş bir yazar ve düşünür. “Anarşizm, yalnızca uzak geleceğe ilişkin bir teori olmayıp, insanı kuşatan içsel ve dışsal yasak ve engellere karşı bugünden topyekun mücadeleyi esas alan bir yaşam biçimidir. Kadının gelişimi, bağımsızlığı özgürlüğü kendisinden gelmelidir. İlk olarak kendisini bir obje değil, bir kişilik olarak ortaya koymalıdır. İkincisi, hayatını basit, fakat zengin ve derin kılarak; kendi bedeni üzerinde başkalarının iddia ettiği tüm haklara karşı koymalı, istemediği sürece çocuk yapmamalı, tanrının, devletin, kocasının, ailesinin bir kulu olmaya karşı çıkmalıdır. Bu da hayatın tüm karmaşıklığını ve özünü anlamaya çalışarak, yani kendini toplumun fikirlerinden ve yargılarından özgürleştirerek olur,” der. Mülksüzler’de, Odo’nun kadın anarşist olarak kurgulanmasını da sağlayan kuramcı ve yazardır aynı zamanda.


Mülksüzler’i XX. yüzyılın en önemli kitaplarından biri yapan neden; yazarın bu derin okumalardan yola çıkarak, romanın olağanüstü kurgusunu bir kuram haline de dönüştürmesidir. Ustaların ustası demekten başka ne diyebiliriz Ursula K. Le Guin için. Yazar Mülksüzler’de, zamanın kurgu ve anlatımıyla da okuyucusuna çok farklı bir bakış açısı kazandırmış, doğrusal algıladığımız ya da algılamaya zorlandığımız zamanı, gezegenlerin özellikleriyle de pekiştirip döngüsel düşünmemizi sağlamıştır. Yalnızca bu anlatı bile fütürist yazarın tüm kitaplarını okumak için yeterlidir kanımca.


Ursula K. Le Guin, olağanüstü hayal gücüne okuyucusunu da ortak ederek kitaptaki ikircikli (Arzlılar; Urras – Anarres gezegenleri) ütopya ile geri dönüş tekniğini de kullanıp, uzayda yolculuğa çıkarır. Ama her ütopyanın içinde bir distopya saklı değil midir aslında? Ütopyalarını yaşayan bir kesimin yanında onlara ütopyalarını yaşatacak ezilmişler, köleler yok mudur? Yazar, biz okurlarını işte ikircikli ütopyada gerçeklerle böyle yüzleştirir. Şiddet içermeyen anarşizmiyle bizleri dayanışmacı, paylaşımcı, özgür düşünmeye davet eder.

Kitabın sonunu okuyucusuna bırakıyor gibi görünse de, Hain gezegeninden bir anarşist devreye giriverir. Hain gezegeni Arzlılardan daha uygar ve gelişmiş medeniyete sahiptir. Zamanın içinden arzlılara göre çok daha uzun sürede geçmektedirler. Bu nedenle göreceli bir yaşlı nüfusları var. Bu yüksek uygarlık ve uzun yaşama olanağı bile, düşünmeyi kuram geliştirmeyi engelleyememiştir. Yoksul, mülksüz Anarres’e gelmek isteyen bir anarşist çıkar Hainlılardan. Yazar bu durumu,

“Farklı güneşlerin ışıkları farklıdır, ama tek bir karanlık vardır,”

diyerek açıklığa kavuşturur.


Kitabın kapağını kapattığımda, zihnimin dehlizlerinde rengârenk ışıklar dans etmeye başladı. Bu ışıklar sayesinde tozları derin bir temizlikle kovdum dehlizlerden. Ve dedim ki; dayanışmacı ve paylaşımcı düşünerek değişim, şiddet içermeyen bir anarşidir. Dünyada bize ait olan tek mülkümüz düşüncelerimizdir ona da mülk denirse.

Mülksüzler için daha sayfalarca ve sayfalarca yazılabilir. Ama Karacaoğlan dizeleriyle bitirelim; Üryan geldim gene üryan giderim/ Ölmemeğe elde fermanım mı var…


Kaynaklar:

1. Yaşam Öyküsünde İradenin Belirleyiciliği: Antonio Gramsci Kaynak: Yaşam Öyküsünde İradenin Belirleyiciliği: Antonio Gramsci, Asım Öz

2. Antonio Gramsci ve Hegemonya, dergipark. org.tr. Doç. Dr. A. Baran Dural

3. sozkimin.com

4. filozof.net

5. Wikipedia

* Antonio Gramsci


MÜLKSÜZLER

Ursula K. Le Guin

Metis Yayınları, 1990

Çeviri: Levent Mollamustafaoğlu

344 s.

Commenti