• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Öykü: Bedel

"Onun sayesinde adaletin ince terazisinde ben de tartılmış oldum."


Semanur Bozok Sabuncu

Karşı meyhanenin kuytu köşesinde hararetli hararetli konuşuyorlardı. Gözaltları morarmış, üstü başı dağınık olanı:

-Bir yıldır neden mi görünmedim? Mahpushaneden bir hafta evvel çıktım da onun için beyim, diyordu.

Karşısındaki şişman efendi hafif irkildi:

-Aman Fikret beyefendi! Latife etmeyin.

-Latife etmiyorum efendim. Vallahi hapisten çıkalı on gün olmadı. Fakat beyefendi, ne hırsızlık yaptım, ne yan kesicilik. Ne ırza geçtim, ne adam öldürdüm ne de bıçak çektim. Hayır, efendim hayır hiçbir şey yapmadım.

Malumunuz yaşadığımız devrin mühim dertlerinden birisi de parasal meselelerdir. Dünyada savaşlar, politika kavgaları olurken bireylerde de çek, senet, tazminat, işçi, esnaf, patron kavgaları vardır. Bendeniz ne tüccarım ne de memur. Şu dünyada benim de geçinmem lazım. Döviz kurları, borsa bilmem ki maişetimi temin edeyim.

Efendim ben sahildeki Maviada yazılı teknenin sahibiyim. Balık sezonunda her akşam elime altmış lira geçer. İyi paradır altmış lira. Tezgâhta kalan kalamarın yanına iki şişe ardıç rakısı, yeşil salata, siyah zeytin alır eve geçerim. Anamla mükellef bir sofranın etrafına kuruluruz. O eskilerden bahseder ben sessizce demlenirim. Zaman zaman “içme şu zıkkımı’’ diye kızsa da yorgunluğumu böyle attığımı bildiğinden karışmaz. Validemle pederden kalma evde yaşıyorum. Nur içinde yatsın peder bey. O evi bıraktı da kira derdine düşmedim. Kendi yağımızda kavrulup gidiyoruz işte.

Bendeniz sezon açılmadan tekneyi mutlaka bir kere elden geçiririm. İçim rahat etmiyor doğrusu. Denizin ortasında kalakalırım diye bir korku alıyor beni. Bizim balıkçı Rasim’in kırmızı bir pikabı var. Babadan kalma. Onu istedim. İkiletmeden verdi sağ olsun. Sanayiden bir araba dolusu malzemeyi yükledim pikaba. İki üç de uzun kalas attım. İhmalkârlık yol kısa bir şey olmaz diye kalasları bağlamadım araca. O gün hava epeyce rüzgârlı. Beni sürükleyip atacak kadar güçlü esiyor. Giderken nasıl olduğunu anlayamadan kalaslar birer birer saçıldı yola. Arkamdan siyah renkli Reno9 bir araba geliyormuş. Görmedim tabii. Kalasların düşmesiyle araba yoldan çıkınca fark ettim. Pikabı korkuyla sağa çektim. Dizlerim titriyordu. Arabanın yanına gittim. İçinde şoförle beraber bir de kadın vardı. Ne diyeceğimi bilemedim. Şoför arka taraftaki kadına “Ana bir şeyin var mı?’’ diye sordu. Korkudan yüzü kireç gibi olan kadın yavaşça dışarı çıktı. Bir iki adım ilerleyip öğürerek kustu. Üzüntüyle karışık mahcup halimle “Kusuruma bakmayın bir şeyiniz yok ya?’’ dedim. Şoför öfkeyle “Böyle yola mı çıkılır be adam! Bir şey olmadı ama ya olsaydı’’ dedi. “Haklısınız’’ diyebildim. Direğe çarptığı için arabanın sadece farları kırılmıştı. Başka hasar görünmüyordu. “Farların parasını ödeyim’’ dedim. Hâlâ öfkesi geçmemiş annesiyle ilgilenmekte olan adam “Tabii ödeyeceksin. Yok bir de ben ödeyim’’ dedi. İki fara iki yüz elli kuruş ödedim. Gerçekte ne kadar tutardı bilmiyorum. O korkuyla daha fazla isteseydi, verecektim.

Olanları anama anlatmadım. Bir yıl sonra adıma gelen bir mahkeme kağıdıyla öğrendi. Arabanın şoförü beni dava etmiş. Geçti bitti sandığım mesele meğer bitmemiş. Olanları ilk mahkemede öğrendim. Şoförün annesi kazadan altı ay sonra ani bir kalp kriziyle ölmüş. Şoföre göre kaza annesini öyle korkutmuş ki zaten kalp rahatsızlığı olan kadının ölmesine neden olmuş. Mahkemede “Annem korkudan üç gün konuşamadı’’ dedi. Emekli aylığı olan annesinin artık olmadığı için maaşından mahrum kaldığından, annesinin her ay yüksek okuldaki kızına para gönderdiğinden, defin masraflarından, cenaze yemeği için verilen yemeğin parasından dertlenip durdu. Ne diyeceğimi bilemedim. Allah sizi inandırsın beyefendiciğim olayı öyle bir anlattı ki olayın bir kaza olmadığını, anasını tutup bile bile boğazladığımı zannettim. Tabii hâkim karşısında bir şey diyemedim. Savunması sırası bana geldiğinde olayı tastamam anlattım. Ama paçayı kurtaramadım. Adamın saydığı tüm masraflar altı ay içinde ödenmek üzere tarafıma ibraz edildi. O kadar para ben de ne arar! O yüksek meblağı ödemek için babadan kalma evi ve tekneyi sattım. Üstüne üstlük mahpushaneye düştüm. Paçayı kurtarana kadar akla karayı seçtim. Sonunda kurtuldum ya gidenler gözümde değil.

-İşte efendim, bu Viktor Efendi beni on iki ay hapse mahkûm ettiren adamdır. Onun sayesinde adaletin ince terazisinde ben de tartılmış oldum. Bir daha tekne dışında bir taşıta binmemeye yemin ettim.

Bizim kalaslar Viktor Efendi’nin peşini bırakmamış olacak. Kalas yüklü bir kamyona arkadan çarpıp öldüğünü hapishaneden çıktığım gün öğrendim. Adaletin ince terazisi işte ben şaşırıyorum da onun ibresi hiç şaşmıyor.

O gün bugündür meyhaneye uğrayamaz oldum. Bir senedir gözükmememin sebebini şimdi anladınız ya! Bundan sonra bol bol görüşürüz. İskambil oynar iki tek atarız beyefendi, zamanımız müsait.