top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

“Bizim kendi senelerimiz yoktu onların arasında”

Şule Tüzül, 2022 Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan Annie Ernaux'un kaleme aldığı Seneler adlı kitabı üzerine yazdı: "Kurgudan dile, biçemden hikâyeye romanı var eden her bir parçanın nasıl güçlü bir metin ortaya çıkardığına tanık oluyoruz."


“Halkımın intikamını almak için yazacağım.”

2022 Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan Annie Ernaux, ödül törenindeki konuşmasına, 60 sene önce yani 20’li yaşlarında, yaşamını edebiyatın içinde var edeceğinden emin bir genç kadın olarak, günlüğüne yazdığı bu cümle ile başlıyor. Bu cümle onun için olduğu kadar kitaplarını okuyanlar için de belki bugün çok daha anlamlı.



Nobel jürisi ödülün Annie Ernaux’ya verilmesinin gerekçesini “Kişisel hafızanın köklerini, yabancılaşmalarını ve kolektif kısıtlamalarını ortaya çıkarmadaki cesareti ve objektif duyarlılığı” olarak açıklamış. Kitaplarını okuduğumuzda, kitaplarına dair söylenebilecek en kısa ve en doğru tespitin bu olduğunu görebiliyoruz.


Ödül törenindeki konuşmasından öğrendiğimize göre, 1974’te yayınlanan ilk kitabı Boş Dolaplar, yayınlanmadan önce birkaç yayınevinden olumsuz yanıt almış. Bu durum şaşırtıcı değil. Yazmaya ve yazar olmaya karar verdiği gencecik yaşlarında yeni bir dil ve biçem kurmayı, alışılmışın dışında metinlere imza atmayı amaç edinmiş Ernaux. Daha ilk kitabında da bunu uygulamış ve başarmış olduğunu görüyoruz. Ömrünü yeni bir dil ve biçem doğrultusunda edebiyata adamış bir yazarın anlaşılması zaman alıyor. Türkçede yayınlanan kitaplarına baktığımızda, sınıf ayrımcılığı, kadın hakları ve yoksulluk gibi konuları dert edinmesi, bu konuları ödül gerekçesinde de belirtildiği gibi titiz bir objektif duyarlılıkla hemen her kesime getirdiği eleştirilerle gündeme getirmesi, bireyi ve toplumu bu meselelerin nedenleri ve failleri ile kaçınılmaz biçimde yüzleştirmesi, bu konularda özellikle de Amerika ve Avrupa kültür ve sanat çevrelerinin de eleştiri oklarından payını alması gibi birçok nedenden ötürü Annie Ernaux gibi bir yazarın bu ödülü alması edebiyat dünyası için sevindirici ve umut verici.

“Ve yazmayı tam olarak gerçekliği yeniden biçimlendirmek olarak görüyordum.”

Seneler, diğer romanları gibi, otobiyografik bir roman. Roman kalıplarının çok dışında. Zaten Ernaux da kitaplarını roman olarak kabul etmiyormuş. Genç yaşlarında amaçladığı yeni bir dil ve biçem hedefinin doruklarına ulaşmış bu romanında. Doğum yılı olan 1940’tan 2006 yılına kadar olan zaman sürecini, kişisel deneyimleri ile toplumsal tarihi ve toplumsal belleği buluşturarak, dert edindiği sınıfsal farklıların getirdiği sorunlar, kadın hakları, yoksulluk konularını anlatımının odağına yerleştirerek oluşturduğu bir metin Seneler. Roman kahramanı olan kendisinden üçüncü tekil şahıs olarak bahsediyor. Çünkü mesele Annie Ernaux’nun bireysel olarak yaşadıkları değil, “insan”ın yaşadıkları. Kendini değil, insanı anlatıyor. Üçüncü tekil şahıs olarak kendisini anlattığı paragraflar, bir liste gibi sıraladığı fotoğraflar, haberler, günlükler, notlar oluşturuyor metnin parçalarını. Düz metinler; son derece basitler, süs ve edebiyat yapmaktan titizlikle kaçınıldığı belli olan metinler. Düz ve basit metinlerden oluşmasına rağmen, bütünsel olarak bakıldığında, kolay bir metin diyemeyiz Seneler’e. Ancak sayfalarda ilerledikçe, Ernaux’nun ne yapmak istediğini anladıkça, metnin doğasına uyum sağladıkça, okuru içine çeken bir metne dönüşüyor. Kurgudan dile, biçemden hikâyeye romanı var eden her bir parçanın nasıl güçlü bir metin ortaya çıkardığına tanık oluyoruz.


Seneler’in en etkileyici yanlarından biri, anlatılanlara baktığımızda işçi sınıfının, çalışan emekçi sınıfın yaşamının, dertlerinin, geleceğe dair kaygılarının her coğrafyada aynı olduğunu fark etmek. Küçük bir kafe-dükkân işleten anne babasıyla geçirdiği çocukluk ve gençlik dönemlerindeki Ernaux’nun içinde bulunduğu sınıfın yaşadıklarıyla, Türkiye’de yaşananların çok benzer şeyler olduğunu görüyoruz. 1957’lerde Ernaux’nun genç kızlıktan kadınlığa yol aldığı süreçte onun ve yaşıtı tüm kadınların yaşadığı baskı ve sıkıntıları 2023 Türkiye’sinde birebir yaşıyor olmak son derece sıkıntılı ve kaygı verici hissettiriyor insana. Sadece o da değil; politik gelişmeler, adalet ve hukuk konusundaki sorunlar, sağdan sola soldan sağa geçen politikacı ve gazeteciler bile birebir aynı Ernaux’nun anlattıklarıyla.

Annie Ernaux, 66 yıllık bir insan ömrünü anlatıyor. Görüyoruz ki bu ömür o insanın kendi tercihleri, kendi istekleri, arzuları ile şekillenmiyor. Tüm dünyayı etkisi altına alan ekonomik sistem, iktidarlar, eril hegemonya şekillendiriyor hepimizin yaşamlarını. Bize ait minicik anılar, duygular, bakışlar, mimikler, dokunuşlar sistemin dayattığı yaşam biçimlerinin gölgesinde yok olup gidiyor. Halbuki tüm bunlar yaşamlarımızı şekillendiren reklamlardan, politik ve ekonomik kararlardan, yaşamlarımıza damga vuran lider politikacılardan çok daha kıymetli. Seneler bu yönüyle, unutma ve hatırlama üzerine bir roman.

“Bütün kavramların birbirine geçmesiyle, insanın kendisi için bir cümle bulması, içinden söylediğinde yaşamasına yardımcı olan o cümleyi bulması gitgide zorlaşıyordu.”

Ernaux, sevdiği yazarlardan biri olan Proust’un kayıp zamanının izini sürüyor Seneler’de, yeni bir dil ve biçemle, kendi yaşamı üzerinden tüm insanların unutmaması gerekenlerin bir dökümünü yapıyor. Bu nedenle Seneler için zaman ve zamanın geçişi üzerine bir roman da diyebiliriz.

“Kayıp zamanın izi web üzerinden sürülüyordu. Arşivler ve günün birinde tekrar karşılaşacağımızı hayal bile edemeyeceğimiz eskiye ait her şey anında önümüze geliyordu. Hafıza tükenmeyen bir şeydi artık, ama zamanın derinliği, kâğıdın sararması ve kokusuyla, kenarı kıvrılmış sayfalar ve tanımadığımız bir el tarafından altı çizilmiş bir paragrafla aktarılan hissi yok olmuştu. Sonsuz bir şimdinin içindeydik.”


“Zamanı yéyé yılları, hippi yılları ya da AİDS yılları diye parçalıyor, insanları kuşaklara bölüyorlardı, de Gaulle kuşağı, Mitterrand kuşağı, 68’liler, baby boomer kuşağı, dijital kuşak… Hepsine ve hiçbirine aittik. Bizim kendi senelerimiz yoktu onların arasında.”


Annie Ernaux, insan doğasındaki bencillik, kötülük, insana dair çelişkiler ve umutsuzluğa dair yazıyor. Edebiyatla hem kendini hem okurunu sağaltıyor bir anlamda.


Yazarın Yalın Tutku, Boş Dolaplar ve Babamın Yeri romanlarını da okumuş bir okur olarak, ona dair düşüncelerimde ilk söyleyeceğim şey ne kadar cesur olduğu. İki nedenle. Birincisi bir insana ait en mahrem olabilecek anıları, tüm açıklığıyla olduğu kadar tüm hataları ve acizlikleri de ortaya koyarak anlatabilmesi. Bunu yaparken kullandığı dil o kadar iyi ki ne ajite olduğumuzu ne de bir teşhir duygusu hissediyoruz. İkincisi, toplumu, kurumları, politikacıları, genel olarak insanlığı hedef alan eleştirilerinde olduğu kadar yakın çevresindeki insanlara yönelttiği eleştirilerde de sözünü sakınmaması. Buna kendi de dahil. Boş Dolaplar’ı kocasından gizli yazmış. Hem Boş Dolaplar hem de Babamın Yeri’nde anne babasının pek de hoşlanmayacağı pek çok hikâye var. Yalın Tutku’da, romanın içinde de belirttiği gibi, erkek kahraman ona, yaşadıkları ile ilgili bir kitap yazmamasını istemiş. O ise yine romanın ana kahramanı olarak şu açıklamayı yapıyor: “Ama ne onunla ne kendimle ilgili bir kitap yazdım. Ben sadece onun varlığının bana kattığı şeyleri – kuşkusuz okumayacağı, ona yönelik olmayan – sözcüklere döktüm. Yapılan bağışı geri ödemek gibi bir şey.” Ve bunu o kadar iyi yapıyor ki, sözcüklere o kadar iyi döküyor ki, bu kadar iyi bir yazarın yazdıklarına bakıp ona haksızsın demek ve suçlamak hiçbir romanında mümkün olmuyor. İyi bir yazarın ne kadar çıplak ve sakınmasız olabileceğinin ve olması gerektiğinin kanıtı gibi karşımızda duruyor Annie Ernaux.

“Hakkında konuşulamayanların gün yüzüne çıkarılması politiktir,”

diyor Ernaux ödül konuşmasında.


Seneler, Babamın Yeri ve Boş Dolaplar’ı Türkçeye kazandırarak, bu harika kitapların edebi tadını bize ulaştıran çevirmen Siren İdemen’e teşekkürü borç bilirim.


İyi yazarlar, hangi türde, hangi dil ve biçimde yazarlarsa yazsınlar, yazdıkları metinler ne kadar zor olursa olsun, okurla yakınlık kurmayı başarıyorlar. Bu kad