top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Vur pençeyi...

Yavuz Arkın, Thomas Savage’ın ilk olarak 1967 yılında yayımlanan, bugüne kadar 22 dile çevrilen, beyazperdeye aktarılıp 2022 Oscar ödüllerinde yönetmenine En İyi Yönetmen ödülünü kazandıran romanı, Köpeğin Pençesi üzerine yazdı: "Roman, insanların kendi doğasına tesir eden ve başka bir çatışmaya dönüşen uzun bir yola sokuyor bizi. Bir tarafta otoritenin Kızılderililere olan bakışı, bir tarafta sermaye sahibi iki kardeşin kendi iç çekişmeleri, bir tarafta da geçmiş ve gelecek."


Her teknolojik gelişme insan yanımızda bir kesik açıyor, kanıyoruz. Doğadan, doğamızdan yavaş yavaş uzaklaşıyoruz, kalın bir sınır çizgisi ortaya çıkıveriyor.


Amerika’nın da 19.yüzyılda başlayan demiryolu ile devam eden gelişmesi buna benzer bir hikâyeye sahip. Demiryolu ağlarının ülkeyi sarması sadece ulaşım açısından değil aynı zamanda ülkenin demografik yapısında da etkiliydi. Ülkeye gelen göçmenlerin yeni yerleşim alanlarına ulaşmalarıyla toprağın gerçek sahipleri arasında bir gerginliğe sebep oldu ve sonucunda Kızılderililer ufak bir alana hapsedildi. Büyük çiftlikler oluşmaya başladı, bunun sonucunda büyük bir işgücü açığı ortaya çıkmaya başladı. Bu açık kölelik sisteminin yaygınlaşmasını ve ilerde Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluşunun yolu olan iç savaşı karşımıza çıkaracaktı.



Dilimize Köpeğin Pençesi olarak çevrilen Power of the Dog romanı da bizi bu sorunların ortasında karşılıyor; makineleşme ve doğa arasında başlayan, eşit olmayan bir mücadele. Roman, insanların kendi doğasına tesir eden ve başka bir çatışmaya dönüşen uzun bir yola sokuyor bizi. Bir tarafta otoritenin Kızılderililere olan bakışı, bir tarafta sermaye sahibi iki kardeşin kendi iç çekişmeleri, bir tarafta da geçmiş ve gelecek.


Thomas Savage bu romanı yazarken usta bir şekilde aradan sıyrılıveriyor. Kitap boyunca duyduğumuz ses Phil’in güneyli sesi; alaycı, üstten bakan ve zayıflığını saklayıp güçlü görünmeye çalışan bir dil.


Kitabın giriş sahnesi bizi nasıl ortama gireceğimizi hazırlıyor; bir hadım etme işlemi yapılıyor ve bu Phil için ciddiye alınması gereken törensel bir olay, aynı zamanda geleneksel bir tavrı da önümüze koyuyor. Bu girişle beraber Phil bizim için ülkenin geçmişine dönüşüyor; gelişime kapalı geleneksel bir figür olarak bizimle birlikte oluyor. Kardeşi George – Phil’in deyimiyle Georgie; şişko, ihtiyar- yeniliğe daha açık bir karakter; bu da ülkenin geleceğini temsil eden bir figür artık bizim için.


İki kardeşin çekişmesini aslında geçmiş ile geleceğin, doğa ile teknolojinin, makineleşmenin çekişmesi olarak okuyoruz; George’u arabasına binerken, Phil’i ise atını sürerken görüyoruz.


Ben Senim Sen Bensin

Romana sonradan George’un seçtiği kadın olarak giren Rose, iki kardeş için Lacan’ın Ayna Evresi’ne benzer şekilde bir ayna işlevinde. Hikâyenin baskın karakteri Phil için daha geçerlidir bu durum, çünkü George o kadar arka planda kalmış bir karakterdir ki bunu görmek oldukça zordur. George, Phil’in kırılgan yanıdır. Onu anlattığı -alaya aldığı, küçük gördüğü- her satırda aslında kendisini de görmektedir. Kendini anlatmaya cesareti yoktur, o sert Güneyli, rol modeli bir savaş kahramanı saydığı Branco’dur.


Adım adım gerçekleşir Ayna Evresi’ndeki öznelliğin oluşumu;

● Kendini aynada farketme

Phil için Rose’un eve gelişi kendini fark etme aşamasının başlangıcıdır, Rose’un ilk evliliğinden oğlu Peter’ın gelişi ile bu aşama tamamlanır. Önceleri bunu inkâr etse, aralarında yüklü bir gerilim olsa da benliği yavaş yavaş açığa çıkmaya başlar. Yazar kitabın başlarında bunu çok fazla saklamaya gerek görmese de büyük sürprizler barındırır.

● Yansıma-görüntü aracılığıyla imgenin öğrenilmesi

Her ne kadar Peter onun için hanım evladı, George şişko, ezik, Rose alkolik, çıkarcı ve zayıf karakterli olsa da onlar aracılığı ile öznelliğini öğrenmeye başlar.

● İmge aracılığıyla Ben’in farkına varma

Zamanla kendine inşa ettiği gizli sığınağı, Phil’in kendi benliğinin farkına varması için bir araçtır. Yazar etkileyici bir sahne ile bunu kitaba yerleştirir, doğa ile bütünleşen Phil suya girdiği anda aydınlanma yaşar.



Öteki Ötelerden Gelir

Kızılderili bir baba ve oğlunun gelişi demiryolunun böldüğü ülkedeki toprağın gerçek sahipleri iken ötekiler sınıfına dönüşen halktır. Çok sert bir sınır çizer otorite onlar için, etrafı denizle çevrili olmadan bir adada yaşarlar, oradan çıkmak yasaktır. Kendi doğdukları toprakları görmek büyük bir ceza sebebidir, Phil aracılığıyla Güneyli bakışı devreye girer.


İç savaş öncesi hüküm süren kölelik düzeninin yıkılmasıyla zor duruma düşen büyük çiftlik sahipleri için yeni öteki savaş Kızılderililerdir. Çünkü ezmesi kolaydır; ellerinden toprakları, bizonları, kısaca gelecekleri alınan bir halktır onlar.


Phil elindeki sermaye gücü ile karşılarına dikilir, o bir Güneylidir, üstten bakar, kendini beğenmiştir, farklı olanı, geleceği reddeder, işine geldiği gibi davranır.


Düşbaz Kitap’tan çıkan kitabı dilimize kazandıran Şaziye Çıkrıkcı kitapta geçen oraya özgü çıkan dergileri, deyimleri verdiği dipnotlar ile Güneyli bir romanı daha iyi kavramımıza olanak sağlamış. Okur için yönünü bulmaya çalışan rehberler gibi pusula görevi üstlenmiş, bunu da belirtmeden geçmeyeyim.