Ara

Edebiyatımıza farklı bir bakış

Tufan Erbarıştıran'ın geçtiğimiz ay yayınlanan ve Hasan Ali Toptaş, Suzan Samancı, Murat Gülsoy'un birer romanının incelemesine yer verilen Türk Edebiyatında Örneklerle Yapısöküm Çözümlemeleri kitabı üzerine Elif Kayalar yazdı.

Elif Kayalar

"Güzel sanatların hepsi aynı değildir; her biri dünyaya farklı bir kapıdan girer. Bu kapılar arasında bir tanesi de özel olarak romana ayrılmıştır."

Milan Kundera, Perde (s. 64)


Edebiyatın ele avuca sığmaz çocuğu roman, yeni felsefi akımları uygulamaya koymada ve hatta birçok zaman bu akımların doğmasına bizzat katkıda bulunmada öncülük edebilecek araçlara sahiptir. Hatta aslında en büyük aracı, her şeyi araç olarak kullanabilme gücünde saklı. Bu nedenle de Kundera, romanı yalnızca “edebi bir tür” olarak alma fikrine karşı çıkar ve romanın kendine has özellikleri olan özerk bir sanat dalı olarak görülmesi gerektiğini vurgular.


Tufan Erbarıştıran da roman sanatının derinliklerine inmede gösterdiği cesaretle geçtiğimiz günlerde yeni bir roman çözümleme çalışmasını okuyucularla buluşturdu. Türk Edebiyatında Örneklerle Yapısöküm Çözümlemeleri başlıklı çalışmada, Fransız düşünür Jacques Derrida’nın isim babalığını yaptığı metin ve anlam arasında ilişkiyi sorgulayan yapısökümcü bakış açısı, Türk edebiyatından üç romanın incelenmesinde ele alınıyor.

Kitapta Hasan Ali Toptaş’ın Beni Kör Kuyularda romanı, Suzan Samancı’nın Koca Karınlı Kent romanı, Murat Gülsoy’un Ve Ateş Bizi Tüketiyor adlı romanı Erbarıştıran tarafından yapısökümcü anlayış çerçevesinde analiz ediliyor. Edebiyatımızın kendine has üslupları ile farklı seslerini oluşturan bu üç yazarı henüz okumamış olan okurlar dahi, sadece romanların isimlerine baktığında özgünlükleri hakkında bir fikir sahibi olabilecektir. Edebiyatımızda post-modern anlayışının örnekleri olarak seçilen bu üç roman, kendisini okuma ediniminin aktif bir öğesi haline getirmek isteyen ve romanda ne anlatıldığından çok nasıl anlatıldığına kafa yoran okuyucular için ilgi çekici bir yolculuk vaat ediyor.

Türk Edebiyatında Örneklerle Yapısöküm Çözümlemeleri kitabı, yukarıda verilen bu üç romanı iki ana kavram üzerinden irdeliyor: Yapısökümcü okuma ve postmodern yazın. Bir yandan post-modern edebiyatın geleneksel edebiyattan hangi noktalarda ayrıldığı vurgulanmaya çalışılırken, bir yandan da post-modern eserlerin yorumlanmasında yapısökümcü bakış açısının nasıl kullanılabileceği örneklerle ortaya konuyor.


Erbarıştıran, eserlerin incelemesine geçmeden önce, yapısökümün temellerine dair bilgilendirici bir giriş bölümü ile okuyucuyu karşılıyor. Bu bölüm, konuya hiç aşina olmayan okurun dahi kavrayabileceği kadar temel düzeyde bir giriş yapmasının yanında, konuyla ilgili okuyucuların da ilgisini çekebilecek ayrıntıları kapsıyor.


Yazar, yapısöküm ve post-modernizim kavramlarını felsefi derinlikle ele alıyor olmasına karşın, basit açıklamalarla felsefeye uzak okuyucunun da konudan kopmasını engelliyor. Yapısökümün temellerinin, örneğin genetiği değiştirilmiş ürünler, doğum kontrolü, atom bombaları gibi güncel fenomenler üzerinden veya Hugo’nun Sefiller romanı gibi klasik eserler üzerinden referanslarla açık bir şekilde ortaya konması, bir yandan okuma keyfini artırırken, bir yandan anlamayı da kolaylaştırıyor. Kitap içerisinde sıklıkla kullanılan figür, diyagram ve şekiller de çözümlemelerin anlaşılmasına katkıda bulunuyor. Zengin yorumlamanın yanında öğretici de bir metin karşımıza çıkıyor böylece.


Kitapta tiyatrodan müziğe, resimden sinemaya çeşitli alanlardan örnekler ve alıntılar bulmak mümkün. Kitap boyunca Yılmaz Erdoğan’ın Bana Bir Şeyhler Oluyor oyununa da, Pieter Brueghel’in tablolarına da, David Lynch’in Fil Adam filmine de, Vivaldi’nin Dört Mevsim bestesine de referanslar bulunabiliyor. Ayrıca yapısökümcü bakış açısıyla pozitif bilimlerden ödünç alınan kavramların da analizlerde yer aldığını görebiliyoruz. Beni Kör Kuyularda romanı üzerine yapılan incelemede, önce roman üzerinden ardından romanın kahramanı Güldiyar üzerinden kurulan “atom” analojileri metnin zenginliğine yine önemli örnekler arasında gösterilebilir. Erbarıştıran’ın zengin entelektüel dünyası, okuru, metin çözümlemelerinin yanında, farklı disiplinler ve çeşitli sanat dalları arasında gezintiye çıkarıyor.


Yapısökümcü anlayış, yapısalcı bakışın temeli olan göstergeler yerine izlerin peşine düşmektedir. Post-modern metinlerin en önemli alameti farikalarından biri de Erbarıştıran’ın da dikkat çektiği üzere “ben”in varlığının “öteki” ile bağlantı kurmasında yatmasıdır. (s.28)

Dolayısıyla yapısökümcü anlayış, romanda öteki ile kurulan bağlantıların izlerini sürecek ve tek bir anlam bulmak yerine farklı yorumlamaların peşine düşecektir.

Yapısökümcü bakış açısının en önemli tezlerinden biri metnin dinamik olduğu ve her yeni okumanın yeni okumalara ve yorumlara yer açacağı görüşüdür. Metin artık yazarından koparılmış ve okuyucunun eline bırakılmıştır. Üzerine yapılan okumalar arttıkça metnin taşıdığı anlamlar da çoğalacak ve metin sürekli bir devinim içerisinde olacaktır. Artık anlamın yerini yorum almaktadır. Her yeni yorum bir yenisini yaratacağı gibi, bu yorumlardan hiçbiri mutlak doğruluk taşımayacaktır. Metinde de dikkat çekildiği üzere “hiçbir yorum tek ve yalnız değildir”. (s.19)

Yapısöküm, bir eseri mercek altına alırken izlenecek kurallar bütünü ya da belirli adımlar silsilesi olarak görülmemelidir. Derrida da, yapısökümün mekanik bir işlem olmadığını, bu nedenle de bir yöntem olmadığını ve olamayacağını vurgulamaktadır. Yapısöküm, metinleri ele alırken anlamı değil birbirinden doğarak yeniden yaratılan yorumları merkeze koyan bir bakış açısıdır. Bunun keskin bir yolu ya da yöntemi öngörülmemektedir. Eserlerde anlam arayışı yerine, metinlerin kendilerini yeniden yaratmaları için yeni yorumlar ortaya koymak esas odak noktayı oluşturuyor.


Erbarıştıran da, daha önce yayımladığı değerli eleştirilerine bir yenisini katarak, edebi eserlerin tekrar tekrar yaratılmasına önemli bir katkı sunmaktadır. Yazar, bu niyetini daha ilk sayfada “Edebiyatımızın zenginleşmesi için kuramsal bilgi kadar akademik eleştiri ve yorum da son derece önemlidir” diyerek açık bir şekilde ortaya koyuyor. Edebi metinler üzerine yapılan titiz ve kapsamlı çalışmalar, bu metinlerin ve edebiyattaki yerlerinin daha iyi anlaşılmasına, dolayısıyla edebi kökenlerin oluşturulmasına önemli bir katkı sağlamaktadır.

Bu çalışmanın okuyucuda yarattığı harekete geçme hissine de ayrıca değinmekte yarar var. Kitap, okurda düşünme eylemini teşvik ediyor. Erbarıştıran’ın Emin Özdemir’den aktardığı üzere, okurun da artık bir “okuma donanımına” ihtiyacı bulunmaktadır. (s.54) Okurluk pasif bir edinim değildir; metnin yeniden yaratım sürecinde okur da aktif bir rol oynamalıdır. Bunun için de artık okuyucunun edebi metinleri okurken kolları sıvaması gerekir.


İncelenen üç romanı halihazırda okumuş olanların bu analizlerden büyük bir keyif alacağını söylemekle birlikte, bu yazarlarla henüz tanışmamış olanların dahi bu çalışmayı okuduktan sonra hem bu üç esere hem de edebiyatımızdan ve dünya yazınından diğer post-modern eserlere ilgi duyacağına inanıyorum.


Son olarak, çok sayıda incelemesi ve özellikle Türk Romanında Postmodenist Açılımlar isimli kitabıyla edebiyatımıza büyük katkılar sağlayan ve kısa süre önce kaybettiğimiz Yıldız Ecevit hocamızı da saygıyla anmak isterim.

TÜRK EDEBİYATINDA ÖRNEKLERLE YAPISÖKÜM ÇÖZÜMLEMELERİ Tufan Erbarıştıran Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık (KDY), 2021 170 s.