• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

"Aslında bu destan bir kahramanlığın değil bir çürümüşlüğün destanıdır."

Mahmut Yıldırım, Deniz Dengiz Şimşek ile ikinci öykü kitabı, Tengizek Destanı’nın Okunabilen Kısmı odağında söyleşti.


Tengizek Destanı’nın Okunabilen Kısmı'nda deneysel ve üst kurmaca metinlere odaklanan yazar, yeni bir destan yaratımının özgün bir ürününü okura sunmakta. İroninin kol gezdiği, gerçekçi karakterlerin önümüzü kestiği fark yaratan bir eser.

Tengizek Destanı’nın Okunabilen Kısmı, Necati Tosuner’in deyişiyle: "Bir demet öykü değil, öykü tanımları öneren değişik bir buket.”



Tengizek Destanı’nın Okunabilen Kısmı’ndan bahseder misiniz? Okurları neler bekliyor?

TDOK, ikinci öykü kitabım. İlk kitabıma göre daha deneysel ve üst kurmaca metinlerin yer aldığını söyleyebilirim. Bu öyküleri yazan kişi, ilkinden daha farklı okumalar yaptı. Daha kuramsal, daha deneysel metinler için çalıştı. Okurları, yine insanlığımıza dair farklı dokunuşlar ve daha çok çalışılmış anlatılar bekliyor.



Nazan Bekiroğlu, “Yazının olmadığı o eski ve kutlu zamanlarda bütün bilgi ve edebiyat söz hâlinde dururdu hafızalarda. Onca destan yazıyla mı yazılmıştı?” der. Tengizek Destanı beraberinde neleri getirip götürdü?

Sayın Bekiroğlu yazının olmadığı zamanları kutlu sayabilir. Hangi zamanı kasteder, bilemem. Yazı, dünyamızın bazı bölgelerinde kullanılırken bazı bölgeler yazıdan habersizdi. Yazısız dünyanın birikimi sadece hayat deneyiminden ibarettir. Polemik yapmak istemem. İnsanlığın olduğu her zamanı “kutlu” sayarım ben. TDOK, kendine bir “destan!” yaratır. Hâlbuki literatürde böyle bir destan yoktur. Aslında bu destan bir kahramanlığın değil bir çürümüşlüğün destanıdır. Sırf bu yönüyle bile diğerlerinden ayrışabilir. Bütün efsaneleri ironiyle selamlar.


"Uçurum" adlı öykünüzde, “Bu öykü gündelik hayatın imbiğinden süzülmüştür,” diyorsunuz. Sahici karakterlerin izini süren hikâyelerinizden yola çıkarak onların ruhunu nasıl yakalıyorsunuz? Gözlem, kurgu, gerçek üçlemesi üzerinden, okurlarınız için bu bağlantıyı açar mısınız?

İzini sürdüğüm karakterlerle aynı dünyada yaşıyorum. Onlarla hemzemindeyim. Bu nedenle “ruhunu yakalamak” zor değil ayrıca o “ruh” bende de var. Çaresizliğini kendisi yaratan, kendi eliyle kendi kuyusunu kazan, yeri geldiğinde kahramanlıklar sergileyen bir toplumda yaşamanın keyfini sürmek ve acısını hissetmek, onların adına öfkelenmek kurgu dünyamın dinamiğini oluşturur. Diyalektik kurmakta zorlanmamanın nedeni, o öyküsünü yazdığım insanların her biri aynı zamanda benim. Böyle düşünüyor olmam gözlem, kurgu ve gerçek “üçlemesi”nde beni rahatlatıyor, öykülerimi bu şekilde yazmama neden oluyor.



Eserinizin arka kapağında usta Necati Tosuner’in de imzası var: “Bir demet öykü değil, öykü tanımları öneren değişik bir buket.” Öykü anlayışınızı nasıl tanımlarsınız? Ayrıca dilinizin gücüne ve teknik unsurlara yaslanalım isterim.

Güzel sözleriniz için teşekkür ederim. Dilin gücü kendisindedir. Onu kullanan “yazar” olarak bu “güç”, dilimi sevmemden ve insanlığa bu dille sesleneceğimin farkında olmamdan kaynaklanıyor. Okurluğumun gelişimi, gözlem ve anlatı yöntemlerimi günbegün değiştiriyor. Düşünme biçimimi bile etkiliyor. Okuduğum her farklı eser yeni öykülerime teknik ve dil olarak olumlu yansıyacak, bunun farkındayım. Eleştirel okuma bu zenginliği doğal olarak getiriyor zaten.



Son olarak düşüncelerinizin okunabilen kısmında neler var? Yazmak istediğiniz konular, teknikler, okuma listeniz vs.?

Öyküler, teknik olarak yine TDOK’de gördüklerimize yakın olabilir. Daha da geliştirmek istiyorum. Uzun bir anlatı için de notlar alıyorum. Şimdilik biriktirmekle geçiyor zamanım.

Okuma listemde çağdaş edebiyat var. Ayrıca henüz okuyamadığım klasikleri okumaya zaman ayırıyorum.