• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Hatt-I Ankara’nın üdebasından Hüseyin Kıyar’ın otobiyografik romanı: Hisar’dan Ahmet

Ahmet Akkaya, Hüseyin Kıyar’ın otobiyografik romanı Hisar’dan Ahmet üzerine yazdı: "Hüseyin Kıyar’ın bu kitapla yaşattığı hatıraya gıpta edip hatırasını onun yaptığı gibi yaşatmak isteyenlere, buna gayret edenlere umut ve kolaylık diliyorum."


Ahmet Akkaya

bu yazı babalarıyla beraber “asıl meselelerle” uğraşmaya vakti kalmayan yetimlere ithaf edildi.


HÜSEYİN KIYAR VE HİSAR’DAN AHMET

Ankara’nın komşu şehirlerinden birinde yaşadığım hâlde “Ankara’ya Diyarbakır kadar” uzak kaldım. Onunla aramızdaki bu uzun mesafeyi sırasıyla Adalet Ağaoğlu, Sevgi Soysal, Mahir Ünsal Eriş, Barış Bıçakçı ve drum roll Hüseyin Kıyar kısalttı.


“Edebiyatla asıl ilginin okuyarak kurulduğunu, yazmanın okuduklarımızı taklit etmek gibi bir şey” olduğunu düşünen Hüseyin Kıyar 1965 Ankara doğumlu. ODTÜ Makine Mühendisliği Bölümü’nü bitirmiş bir mühendis. İzmir’de asteğmen olarak görev yaptığı bir yıllık askerlik dönemi istisna, hayatı hep Ankara’da yaşamış.



Bu yazıda anlatacağım tek telif romanı Hisar’dan Ahmet 2012’de yayımlandı; ikinci ve yazık ki son baskısını 2016’da tanıdı. Hüseyin Kıyar bu romanı 1998’de kaybettiği babası Ahmet Kıyar’ın hatırasını yaşatmak için yazmış. Bunun öncesinde Barış Bıçakçı ve Yavuz Sarıalioğlu ile birlikte hazırladıkları, Ocak 1994 ve Ekim 1997’de yayımlanan iki şiir kitabı var.

Kitabı geçenlerde Yerdeniz Kitapçısı’ndan aldığımda Moda Sahnesi’nin yönetmeni Kemal Aydoğan, “Bir Ankaralı için hazine. Müthiş bir haz vadediyor. Ankara’da yaşasaydım oyununu yapardım. O kitap sırf Ankara’da yüz bin okurla buluşmalıydı,” dedi. Ondan başka, çok sevdiğim, edebiyatını takip etmeye çalıştığım üdebadan kim ne demiş, onu da kısaca yazayım:


Barış Bıçakçı seven Hüseyin Kıyar’ın Hisar’dan Ahmet’ini de sever... Pişman olmama garantili kitap.

Kıvanç Koçak


Hisar’dan Ahmet’e gereken önemi göstermeliyiz. Okuyup pişman olan görmedim.

Mahir Ünsal Eriş

(Hatta Mahir Ünsal Eriş sosyal medyada defaatle de yazmış, “Hüseyin Kıyar’ı okuyun,” diye. 2014 ve 2015’e girerken de “Sevdiklerinize şahane bir yeni yıl hediyesi olur,” demiş.)


Hisar’dan Ahmet sahiden çok iyi kitaptır.

Oylum Yılmaz


Kıyar, ödülsüz-çok okunan yazar Barış Bıçakçı’nın çok eski dostu. Barış Bıçakçı kendini kendi dünyasına kapatan bir yazar-senarist. Hüseyin Kıyar onun aksine Hisar’dan Ahmet yayımlandıktan sonra görebildiğim kadarıyla üç röportaj vermiş. Bu röportajları kitabın ortasına gelince okumuştum. Buradan öğrendiğime göre Hisar’dan Ahmet’in kapak fotoğrafından bize bakan kişi Barış Bıçakçı’ymış. Fotoğrafı 1980’lerin sonunda arkadaşları Mustafa Ümit Çelik çekmiş. Fotoğrafın çekildiği yer de Kıyar’ın kitapta anlattığı, Samanpazarı’ndaki evleriymiş.


MAHCUBİYET, MASUMİYET, HAYSİYET

Hisar’dan Ahmet güzel bir selâmla başlıyor. Anlatının girişinde Hisarlı Ahmet’in telefonda konuştuğu Nazlı ile eşi Cemil, Barış Bıçakçı’nın Sinek Isırıklarının Müellifi adlı anlatısındaki “bizim” Nazlı ile Cemil’miş. Hatta o Nazlı ile Cemil esasında Barış Bıçakçı ile eşiymiş. O telefon görüşmesi sahiden olmuş. Ahmet Kıyar bir akşam evde oğlu Hasan’ı (yani yazar Hüseyin Kıyar’ı) bulamayınca Cemil’i (yani Barış Bıçakçı’yı) aramış. Telefonu Cemil’in eşi (Barış Bıçakçı’nın eşi) açmış. Kitabın ortasına gelince okuduğum röportajlardan öğrendim bunu. Doğrusunu isterseniz Hisar’dan Ahmet’e başlamadan önce okuduğum son kitap da Sinek Isırıklarının Müellifi’ydi. Kıtalar arası da uçmadım ama bu kitapların arasında bir jet-lag yaşadıysam demek ki, bu selâmı fark edememişim.


Romanın anlatıcısı, Ahmet Kıyar’ın küçük oğlu Hasan Kıyar. Hasan aracılığıyla birinci tekil kişi (ben) diliyle anlatılan roman Hasan’ın daha doğmadığı zamandan, annesiyle babasının tanıştırılmasından başlar, üniversiteyi bitirip iş güç sahibi olduğu zamana kadar gelir. Dünyada olmadığı zamanı, o zamanlar dünyadaymış gibi; aklının ermediği bebeklik/çocukluk zamanında ailesinin yaşadıklarını da bir yetişkinin gözüyle, görmüş gibi anlatır.


Bakanlıkta odacılık yapan babası Ahmet ile annesi Huriye evlendiklerinde Hisar’ın Kaleiçi Mahallesi’nde yaşamaktadırlar. Çarşı pazar için Ulus’a, gezmek için Yenişehir’e, Gençlik Parkı’na, pikniğe Türközü’ne, Kavaklıdere’ye, Atatürk Orman Çiftliği’ne giderler. Huriye ile Ahmet’in Hasan’dan başka, ondan büyük iki oğlu daha var: Süreyya ile Aziz. Onlar büyürken Hisar’dan Samanpazarı’na taşınırlar.


Her anlatıda okur ya da eleştirmen hikâyenin başından sonuna doğru karakterlerde iyi ya da kötü yönde bir dönüşüm olmasını bekler. Hisar’dan Ahmet’te benim gördüğüm kadarıyla hiçbir karakterde böyle bir dönüşüm yok.[1] Esasında kendimi hikâyenin gidişatına bırakınca bu türlü bir beklenti de doğmadı bende. Bu sebeple Hisar’dan Ahmet benim için teknik bakımdan “olağan hikâyenin ölçülü vüsatı ve sâde çaresi” oldu.


Ahmet Kıyar’ın en öne çıkan özelliği çocuklarıyla gururlanması. Sözgelimi, o zamanların bir ritüeli olarak iyi karne getiren evladın karnesiyle birlikte iş yerindeki arkadaşlara, amirlere sunulması. Bunun dışında Ahmet’in vakitli vakitsiz Hasan’ın ensesine indirdiği şaplaklar, bir gün hamamda çıkardığı ama çözemeden bıraktığı “orman meselesi” Hasan’ın o an değil ama sonradan anladığı trajik hadiselerden birkaçı. Bu anlatılanlar “Çocuklarda utanma olur mu olmaz mı?”nın “iyi” örnekleri. Gaye Boralıoğlu ile Ümit Kıvanç’ın sohbet kitabı Haysiyet’te okuduğum bir bölüm vardı: “Tüyleri Kırpılmış Köpek Utanır mı?”[2] Onu hatırladım. Dışarıdan bakıldığında failin işlerken hiçbir şey hissetmeyeceği ama mefulün yaralanacağı işler. Ahmet’in Hasan’a yaptıkları da bunun gibi geldi bana; mahcubiyet, masumiyet, haysiyet kavramlarını tekrar düşündürdü.


Hemen hemen aynı bölgenin çocuğu olduğum için buraların babalarını bölgeliler kadar az çok ben de tanıyorum. Hisarlı Ahmet’in ve onun mizacındaki babaların çocuklarına ‒hatta eşlerine‒ karşı tavırlarına ekseriyetle “Babadır/kocadır yapar” yargısıyla yaklaşıldığı için babaların yaptıkları “masum” görülür. Gelgelelim babanın bu ahvali ve ona yaklaşımlar bana masumca değil “bönce” geliyor. Yaptığının esasında ne olduğunu, neye yol açtığını bilse yapmayacak ama bilmiyor, yapıyor. Yaptığının esasında ne olduğu, neye yol açacağı bilinse müdahale edilecek, engel olunacak ama edilmiyor. O da yapıyor. Burada Ahmet’e hanımı Huriye veryansın ediyor sadece, hepsi bu kadar.


Yukarıda da değindiğim gibi Hisarlı Ahmet’te yaşı ilerledikçe bir değişim/dönüşüm göremedim. (Doğrusunu isterseniz babaların ekserisinde de bu görülmez.) Onda artık sadece hastalığın ve ihtiyarlığın verdiği ağırlıktan ibaret bir yavaşlık vardı, Hasan’da ise ihtiyarlayan hasta babasıyla daha iyi zamanlar yaşayacağının umudu. Bunu romanın Ütopya bölümünde babasını temiz hava alsın diye arabasıyla Çankaya’ya götürürken tiradı andıran anlatışında okudum. O tirattan bir parça:


... Değil mi saygın bir mesleğimiz oldu, evlendik barklandık, kışın kaloriferle ısıtılan, banyolarında sıcak sular akan apartman dairelerine oturduk, otomobiller aldık, bu arada biraz hırpalandık ama artık korkacak bir şey kalmadı, artık asıl meselelerle uğraşabiliriz... [s. 130]


Bitirirken

Eksik olmasın, “işleyen bir dolu işin üzerinde bulut gibi gezen cümleleriyle”[3] tanıdığımız Tanıl Bora, Barış Bıçakçı ile Hüseyin Kıyar için “Ankara edebiyat hattının acelesiz, korna çalmayan, zaten araba da kullanmayan yazarları” demiş. Bu türlü anlatı ve yazarların artmasını, daha çok okunmasını, Hüseyin Kıyar’ın bu kitapla yaşattığı hatıraya gıpta edip hatırasını onun yaptığı gibi yaşatmak isteyenlere, buna gayret edenlere umut ve kolaylık diliyorum.


HİSAR’DAN AHMET

Hüseyin Kıyar

İletişim Yayınları, 2012

139 s.

[1] “Hayır, var” diyen çıkarsa da onları dinlemek isterim. Bu romanı bir okuyandan dinlemek gayet iyi gelir. [2] Kitap şu an yanımda olmadığı için başlığın adını kontrol edemedim ama bu minval üzereydi. [3] Bu ifade pek sevgili Pınar Öğünç’e ait. Ona da selâm olsun!