Ara


Uykular veresiye, rüyalarsa peşin fiyatına üç taksit
Umut Kaygısız, Ayşe Nilay Özkan'in kitabı, Münzevi Sesler Korosu üzerine yazdı: "Kuvvetli yönü konusu, anlatımı, atmosferi veya karakterleri, diyerek çıkamayız işin içinden. Çünkü okurlarına beklediklerini değil, tam bir tasarım ürünü olan ve “Bakın. Burada yüzyılın betimlemesini yapıyorum” diye bağırmadan, beş duyuyu birden harekete geçirme yetisine sahip, hareketli öyküler yaratmış bir yazar." Son zamanlarda okuduğum en kaygısız, başına buyruk ve kendini olduğu gibi sergil

Litera
22 Mar


Kendi kelimelerimizi aramaya davet
Demet Eker, Ayşen Yenilmez’in romanı, Çürümüş Kelimeler üzerine yazdı: "Romanda karakterler, kelimelerle şekillenir, kelimelerle yaralanır ve nihayet kelimelerle iyileşme yoluna girerler. Bu bağlamda roman, kurgusal bir metin olmaktan öte, dilin çeşitli boyutlarını sorgulayan felsefi bir metin olarak da okunabilir." Çağdaş Türk edebiyatında dilin toplumsal ve psikolojik işlevlerini irdeleyen eserler, genellikle iletişimsizlik tematiğini merkeze alıyor. Ludwig Wittgenstein'ın

Litera
3 Mar


Yarım kalanların rüyası: Müzeyyen’in hafızasında zaman ve acı
Havva Evin Akay yazdı: "Sema Öztürk, ilk kitabı Müzeyyen’in Rüyaları ’nda yarım kalmışlıkları, hafızanın inatçı izlerini ve insanın iç dünyasındaki kırılmaları berrak, içli ama ölçülü bir anlatımla kurarak dikkat çeken bir öykü evreni inşa ediyor." “Bazı rüyalar geçmişte gömülememiş cenazelerdir.” Sema Öztürk’ün kaleme aldığı Müzeyyen’in Rüyaları ; Aralık 2025’te basılan, içinde on üç öykü bulunan çiçeği burnunda

Litera
1 Mar


Köhne: Yazgının ve yorgunluğun romanı
Nezihat Keret, Ethem Baran’ın Köhne romanı üzerine yazdı: " Köhne , taşrayı anlatırken yalnızca bir coğrafyayı değil; insanın içindeki yıpranmayı ve kabullenişi de görünür kılıyor. Yazar, yerel olanı evrensele yaslayarak, okura kurtuluş vaat etmeyen gerçek bir hayatla baş başa bırakıyor." Çıplak doğan şehirler vardır. Onların ilk kundağı, masalların içinden süzülen ve saf ritmiyle fısıldayan ninnilerdir. Köhne , işte böyle bir şehrin tek kelimeye sığmış bir yankısı. Orta Ana

Litera
27 Şub


Bastırılan, yadsınan ve inkâr edilenle yüzleşmeye yapılan bir çağrı
Zeynep Tandoğan, Irmak Zileli'nin romanı, Şimdi Buradaydı üzerine yazdı: "Zileli’nin tekil zihnin ürkütücü kalabalığının edebi metne nasıl dönüştüğünün en iyi örneklerinden birini ortaya koyduğunu düşünüyorum. Romanı klasik anlatının dışından, girizgâhsız, şimdinin olan ve olacak olanın orta yerinden başlıyoruz okumaya." Irmak Zileli’nin Şimdi Buradaydı romanı, psikolojik-polisiye türün olanaklarını psikanalitik bir anlatı düzleminde yeniden kuruyor. Romanın anlatıcısı bi

Litera
25 Şub


Binbir ağaç masalları ve etik sorumluluklar
Nilay Kaya, Natasha Farrant'ın Ağaçlarla Konuşan Kız kitabı üzerine yazdı: " Bir kızın en iyi arkadaşı dört yüz yaşında bir meşe ağacı olursa, kesilmek üzere olan bir ağacı kurtarmanın yolu masallardan geçebilir mi? Ağaçlarla Konuşan Kız , doğayı romantik bir dekor olmaktan çıkarıp etik bir muhataba dönüştüren, mit ile bilimi buluşturan ve okuru insan–doğa ilişkisini yeniden düşünmeye çağıran sarsıcı bir anlatı sunuyor." Türk okuyucusunun Kale Kaya Çocukları adlı kitabı il

Nilay Kaya
20 Şub


Yakınlığın içindeki mesafe
Nagihan Denk, Katie Kitamura'nın romanı, Yakınlaşmalar üzerine yazdı: "Modern dünyada insanlar birbirine her zamankinden daha yakın, ama temas neredeyse imkânsız. Yakınlaşmalar, bağ kurmanın, ait olmanın ve mesafenin görünmez biçimlerini sessiz ama sarsıcı bir dille anlatan bir roman." İnsanların çoğu son zamanlarda “kaçıngan”, farkında mısınız? Çünkü insanlar başkalarına yaklaşamıyor, yakınlaşamıyor. Bunu somut anlamda düşünmemek yerinde olacak çünkü tam da fiziksel anlamda

Nagihan Denk
20 Şub


Masumiyet Müzesi’nde zaman akışı
Asuman Kafaoğlu-Büke, Orhan Pamuk’un romanı, Masumiyet Müzesi üzerine kaleme aldı: " Masumiyet Müzesi , yalnızca bir aşkı değil, 70’li ve 80’li yılların donmuş toplumsal ruhunu anlatır." Orhan Pamuk’un yapıtlarının en belirgin özelliklerinden biri çok ince dokunmuş formlarıdır. Sanki yazmaya başlamadan önce zihninde metnin tamamını gördüğünü düşündürür, bir çeşit yerleştirme sanatı gibi kurgusal dokuya sahiptir romanları. Var olan parçaları bir araya getirip şekil verilmiş hi

Asuman Kafaoğlu-Büke
18 Şub


Yoldan geçen öyküler
Aysun Korkmaz, Nurgök Özkale’nin Başka Bir Günün Sabahında adlı kitabı üzerine yazdı: "Gündelik ayrıntılar üzerinden ilerlerken alt metinde hem şefkatli hem de kararlı duruş var; kentsel dönüşüme, toplumsal körlüğe, sevgisizliğe, şiddete, tahakküme, unutmaya karşı ısrarlı bir vicdana sahip öyküler." Nurgök Özkale’nin Başka Bir Günün Sabahında adlı kitabındaki öykülerin en güçlü yanı serbest dolaylı anlatımın canlılığı ve an’ı büyütüp donduran bir öykü evreni yaratması. Bu e

Litera
14 Şub


Belleğin ve aile iktidarının kıyısında
Deniz Zeka, Meltem Sezen Kılıç, Ayfer Tunç'un kitabı, Annemin Uyurgezer Geceleri üzerine yazdı: "Ayfer Tunç’un anlatısı, yalnızca bir kadının “unutamama” hâlinin psikolojik portresi değil; aile kurumunun, kadınlık rolünün ve belleğin toplumsal baskı mekanizmalarıyla nasıl iç içe geçtiğini gösteren güçlü bir roman." Ayfer Tunç, Annemin Uyurgezer Geceleri ile okurunu yeniden bireysel hikâyelerin ardında saklanan toplumsal gerçekliklerle yüzleştiriyor. Tunç’un anlatısı, yalnızc

Litera
12 Şub


Hakikati tozlu yollarda aramak
S. Serdar Yegül, John Fante’nin Toza Sor romanı üzerine yazdı: "Roman, hakikati pırıl pırıl yollarda değil, çölde kaybolma tehlikesi dahi olan tozlu yollarda aramak gerektiğini hatırlatır" Hayatın hakikatini en iyi kimler bilir? Güçlüler mi, güçsüzler mi? Toplumun merkezine yerleşmiş olanlar mı, kenarına süpürülmüş olanlar mı? Başarı hikâyeleri mi, başarısızlık hikâyeleri mi? İşte John Fante’nin Toza Sor romanı (1) bizi tam da bu sorularla yüzleştirir. Modern kentler modern

Litera
9 Şub


Sessiz kırılmaların kitabı: Ağaç Gölgesi
Gülsel Ceren Güneş, Cemre Öğün’ün ilk kitabı, Ağaç Gölgesi üzerine yazdı: "Kitabı, az zamana sığdırılabilecek kısa bir öykü kitabı gibi değerlendirirseniz incelikle kurulmuş metaforları ve anlamları kaçırabilirsiniz." Dijital ve basılı öykü dergilerinde bir süredir adını ve eserlerini sıkça gördüğümüz Cemre Öğün’ün ilk öykü kitabı Ağaç Gölgesi ; gündelik hayatın içinde sessizce biriken kırılmaları merkeze alan bir kitap. Kitapta, büyük olaylardan çok küçük çatlaklarla ilgilen

Litera
5 Şub


Anlamakla sevmek arasında uzun ince bir yol hikâyesi
Şule Tüzül, Irmak Zileli'nin Eşik adlı ilk romanı üzerine yazdı: "2012 Yunus Nadi Roman Ödülü'ne layık görülen Eşik, büyürken anne ve baba arasında, toplum ve aile arasında, politikayla yaşam arasında, her türlü çatışmanın arasında kalan çocukların hikâyesi." Büyüme hikâyelerinin hepsi hem birbirine benziyor hem de her biri biricik. İnsanı neyin nasıl inşa ettiğini okuyoruz çünkü bu hikâyelerde. Edebiyatın en çok işlenen konularından biri. Okurlar olarak da çok seviyoruz bu

Şule Tüzül
4 Şub


Gerçeklik sabit değildir
Tuba Ayşe Özgür, Büyülü Gerçekçilik Kaleydoskoptan Dünya adlı kitabında, okuru öğretici bir metnin karşısına değil, düşünsel ve edebi bir eşlik alanına davet ediyor. Gerçeklik sabit değildir. Kaleydoskoptan Dünya okuru başka bir bakma biçimine davet ediyor. Edebiyat dünyasında “büyülü gerçekçilik” çoğu zaman bir tür olarak tanımlanır. Oysa Büyülü Gerçekçilik Kaleydoskoptan Dünya , bu tanımı bilinçli olarak yerinden oynatıyor. Kitap, büyülü gerçekçiliği kurallar bütünü olarak

Litera
1 Şub


Konuşamamaktan dile gelen mahcubiyetler
Aynur Kulak, Erdal Güney’in yeni öykü seçkisi Gecikmiş Bir Konuşmanın Mahcubiyetiyle odağında, aile, ilişkiler, mazi, özlem şimdiki zamanda tutunma mücadelesi, modern yaşamın sessiz duyguları, söylenmemiş sözlerin ağırlığıyla geleceği yapılandırma temalarının ön plana çıktığı bir çerçevede kapsamlı bir inceleme yazısı kaleme aldı. Erdal Güney’in yeni öykü kitabı Gecikmiş Bir Konuşmanın Mahcubiyetiyle Ayrıntı Yayınları'nın markası olan Düşbaz Kitaplar tarafından okurla buluş

Aynur Kulak
1 Şub


Hayat boyu hep bir öteki olmak
Gönül Malat, 2009 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Herta Müller'in romanı, Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım üzerine yazdı: "Yazar, romanında, bir baskı rejiminde yaşayan isimsiz bir kadının topu topu yirmi, yirmi beş dakika süren tren-tramvay yolculuğunda aklına düşenleri anlatır bizlere." İlk kez arkadaşlarımızın yavaş yavaş katledildiğini bildirdiğimizde Yüz kişiydi katledilen. Ama bin kişi katledil

Gönül Malat
28 Oca


“Bizdensin” denilen yerde başlayan hikâyeler nasıl biter?
Gülsel Ceren Güneş, Müge Murat’ın Böyle Olsun İstemedim adlı romanı üzerine yazdı: "Roman tarihsel bir dönem anlatısı olmanın ötesinde, aidiyet ihtiyacının insanı hangi eşiklere sürükleyebileceğini sorgulayan bir hikâye kuruyor." Ergenlik çağı romanlarından çok da hoşlanmadığımı itiraf etmeliyim. Bu sebeple Müge Murat’ın Böyle Olsun İstemedim adlı romanından beklentim kendi tür zevkim etrafında şekillenmişti. Sonra Müge Murat beni alıp yerden yere vurdu, önyargılarım ve ben

Litera
27 Oca


Ortak alışkanlığa uymayan metinler fazlalık gibi görülürse ne olur?
Zeliha Yeşim Günay, Montaigne’nin Denemeler 'i odağında yazdı: "Bir fikri, onu söyleyenden ayıramıyorsak, fikri hiç anlamamışızdır. Metin kendini savunabilir. Asıl tehlikeli olan, düşüncesini savunmak için başkasını küçülten eleştiridir." Sınırları belirgin küçük ve kapalı edebiyat ortamlarında yapılan kimi eleştiriler bana Michel de Montaigne’nin Denemeler ’de kaleme aldığı şu cümleyi hatırlatıyor. Elbette her kapalı ortam böyle işlemez ama çoğu zaman: Il n’y a que les fous

Litera
25 Oca


Kimin yokluğu varlığından yeğdir?
Tuğba Akbaşlı, Edurne Portela'nın ilk kitabı, Yokluğu Yeğdir üzerine yazdı: "Portela, bir ailenin parçalanışı üzerinden yalnızca bireysel bir dramı değil, bir dönemin siyasal iklimini; şiddetin, korkunun ve baskının bireylerin hayatına ve evlerin içine nasıl sinsice yerleştiğini bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor." Edurne Portela, çağdaş İspanyol edebiyatının önemli isimleri arasında yer alıyor. Yokluğu Yeğdir , Portela’nın ilk kitabı ve bir ilk kitap için oldukça etkileyici

Litera
23 Oca


Gerçeklerini zemin, hayallerini merdiven yapanlara
Umut Kaygısız, Saou Ichikawa’nın Akutagawa ödüllü romanı, Kambur üzerine yazdı: "Kambur, dudaktan kurutulup havaya karışan yalnız, yapayalnız bir kelime. Okumanızı bekleyen bu roman ise dünyalar kadar kalabalık, tıklım tıklım. Yürürken zorlanan, trafikte oflayan, zamandan dert yanan, dinleme sırasına geçmemek için lafını hep uzatanlara açık bırakılmış bir pencere…" “İşte orada. Kambur. Gördünüz mü? Nasıl da… Allah korusun, evlerden ırak. Bakmayın çocuklar, bakmayın” gibi kro

Litera
19 Oca












