top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

"Yine de insan kendi hikâyesini kendisi anlatmak istiyor."

Aynur Kulak, Kasım Hasan Ünal’ın ikinci romanı Gömülü Rüyalar Ülkesi odağında yaşam ve ölüm aksında geçmiş travmalar, tekinsizlikler, gizemler sarmalında gitmek, uzaklaşmak, başka bir hayata geçmek, sonsuz kurtuluşa erişmek, ilişkiler, suçluluk duygusu, rüya ile gerçeklik arasındaki sınırlarda mistisizm ve rivayet temalarının ön plana çıktığı çerçevede kapsamlı bir inceleme yazısı kaleme aldı.



Kasım Hasan Ünal’ın Nemesis Yayınları tarafından yayımlanan ikinci romanı Gömülü Rüyalar Ülkesi, insan zihninin karanlık koridorlarında dolaşan, rüya ile gerçeklik arasındaki sınırları mistisizm, rivayetler, tekinsiz dokunuşlar eşliğinde bilinçli biçimde muğlaklaştıran ve en önemlisi bir hikâye anlatıyor olmanın inşasını bireysel travmaların hafıza-duygu ikilisinde yarattığı kırılganlığın toplumsal travmalarla nasıl iç içe geçtiğini hem içsel hem de tarihsel yolculuk içerisinde anlatan çok katmanlı bir metinle buluşturuyor okurları. Kasım Hasan Ünal yalnızca bir hikâye anlatıyor olmanın katmanlarıyla yetinmeyerek ölüm-yaşam aksı etrafında şekillenen önce yaşamanın, sonra unutmanın, sonra hatırlama ve bastırmanın psikolojik ve politik boyutlarını yaprak yaprak açan çok katmanlı bir anlatı kuruyor. 


“Haklı çıktın. Bu hikâyenin kahramanı olamadım. Çaresizim ve yolun sonuna geldim. Şimdi bu otel odasında yaşadıklarımı sana yazmadan önce kaybedeceğimi bildiğim o ufak, iddiasız umuduma doğru son adımlarımı attığımı sana itiraf etmek zorundayım. Yine de insan kendi hikâyesini kendisi anlatmak istiyor.“

Gömülü Rüyalar Ülkesi bu giriş paragrafıyla başlıyor. Olup bitenler, yaşananlar ne olursa olsun diyalog kurmak isteyerek kendi hikâyesini kendinin anlatmak istediği bir metinle karşı karşıyayız. Bir diğer ifade ile “gömülü olduğu yerden” çıkmak isteyen bir hikâye sezinliyoruz. Ki ikinci paragrafın başlangıç cümlesi anlatılacak hikâyede seçilen rotanın mecburiyetiyle yüzleştiriyor bizi: “Bu yazılar sana ulaştıktan sonra herkese başka bir hikâye anlatacağını bile bile yine de anlatmaya mecburum.”  Böylece hem kendiyle hem de okurla artık dolaylı değil, doğrudan hikâyesini anlatarak iletişime geçmek isteyen Gömülü Rüyalar Ülkesi’ndeki dünyanın içine doğru çekilmeye başlıyoruz. 



Çocukluğun yaşam ve ölüm aksı

Efraim ile tanışıyoruz. En baştan itibaren hikâyesini bize anlatmak isteyen kişiyle yani. Henüz 12 yaşındaki Efraim’in kardeşi Yakup’un trajik bir kaza ile nasıl öldüğünü anlatmaya başlaması gömülü olduğu yerden çıkarılmak istenen hikâyenin yükünü anlamamız adına önemli. Roman için travması yüksek kardeş kaybının ağır gölgesinde bir büyüme hikâyesi yorumunda bulunabiliriz elbet fakat hikâyenin diğer önemli karakterlerini, olaylarını, toplumsal alt yapısını, tarihsel arka planını, minyatür ve mistisizmle kurmak istediği bağda dünyaya tutunmak adına ilişkide olduğumuz inanç mekanizmasının nasıl kullanıldığını kaçırmış oluruz; yani hikâyenin bütününü. Çocukluğunda hikâyenin bütününün nasıl ve ne yönde şekilleneceğini bilmeyen Efraim de bahsettiğim bütünselliğe sahip olamazdı elbet ve geçmiş zamana istinaden yapılandırdığı hayatının biricikliği hikâye anlatmanın gücüyle birleşince ortaya çıkan Gömülü Rüyalar Ülkesi, Efraim’in saf benliğinin tamamen işgal edilmediğinin ispat metni.


Efraim’in benliği tamamen işgal edilmiş olmamakla birlikte düşünmemiz istenen -Efraim’in kardeşini kaybetmiş olmasının yarattığı suçluluk duygusuyla- tam tersi, bu durum hikâyenin dinamiklerini sağlamak adına var elbet ve büyük resimdeki küçük ayrıntıları görebilmemiz adına var. Yaşam ve ölüm aksında anlatılacak olan hikâyenin merkezinde sadece Efraim yok mesela. Büyük bir mahalle var, bu mahalledeki insanların cemaatleri, gizli tutmak istedikleri ama birbirine çok benzeyen yaşamları, düşünceleri, rüyaları, hayalleri, hatta halüsinasyonları var. Dolayısıyla gitmek, uzaklaşmak, kurtulmak ya da başka bir hayata geçmek, sonsuz kurtuluşa kavuşma gibi istekleri var her birinin. Muhammet Ali bu mahallenin içinde Efraim’in çocukluk arkadaşı olarak karşımıza çıkıyor. Bir de Hasan var, ki Hasan’a önemi adına ayrıca parantez açmak gerekiyor; çünkü Hasan sayesinde romanın tematik inşasına dair hikâye içinde hikâye okuyoruz. Efraim’in yaşam ve ölüm aksında suçluluk girdabı içinde odağını kaybetmeden saf benliğinin kapılarını bize açabilmesi yazarın –yani Hasan’ın- varlığına bağlı olarak önemli kılınıyor.



Rüya ve gerçeklik arasında

Efraim kardeşi Yakup’un ölümü sonrası –yani 12 yaşından itibaren- uykusuzluk probleminden mustarip. Efraim’in yaşadığı bu sorun hikâyenin en önemli nirengi noktası. Çünkü bu noktada temalar adına sadece katmanlar oluşmuyor, bir gerilim de oluşuyor ister istemez? Yaşananların hangisi gerçekti, hangisi rüya, hatta halüsinasyonlar mı mevzu bahis, tam olarak ne olup bittiği konusunda muğlak bir alanın içine çekiliyoruz Efraim’le beraber. Uykusuzluk rüya ve gerçeklik alanında kocaman bir bataklık gibi. Bu noktada Kimyacı karakterini konuşmak gerekiyor; herkesin kaçtığı ama eninde sonunda ucundan kıyısından bu karaktere bulaşıldığı için. 


Gömülü Rüyalar Ülkesi her ne kadar mistik, efsunlu, hatta ütopik diyebileceğimiz bir ülke çağrışımı yapsa da insan söz konusu olduğunda gerçeklik her zaman olması gerektiği gibi işlemiyor veya olması gereken yerlere doğru yol alamıyor. Efraim’in mensubu olduğu mahalle mesela, o ne kadar fotoğraf çekmeye meraklı olsa da, tiyatro oyunlarını sevip, oyun oynama konusunda mahir olsa da yüksek inançlı bir mahallede yaşıyor olmanın sıkışıklığında, çoğu zaman çıkış yolu bulamıyor. Neye inanmak isterken ne oluyor, dini inanç ritüelleri kötüye kullanıldığında kimliklerimiz kötüye nasıl meylediyor, zaaflarımız ve suçluluk duygusu bizi nasıl ele geçiriyor; bu soruların hepsinin altındaki katmanlar Kimyacı karakteri ile vücut buluyor.  Tam anlamıyla çağımızın dini inançlarla olan ilişkisinin karşılığı Kimyacı. İnsan sarrafı olması bir yana, zamanın ruhunu iyi tanıyor, suç ile ilgili konularda, rüyalar ve halüsinasyonları iyi yönetmek adına mahalledeki herkesi kullanmakta asla imtina etmiyor. 

Roman rüya ve gerçeklik arasında kurduğu köprüde modernist be postmodernist anlatı gelenekleriyle de temasa geçiyor. Gerçekliğin parçalanması, zamanın doğrusal olmayan yapısı ve anlatıcımız Efraim’in başına gelen trajik olaylar başta olmak üzere, sınırda bir bilinç yarılması yaşamasından dolayı güvenilmez bir anlatıcı olması gibi unsurlar hikâyenin biçimsel  açılarıyla zenginleşmesini sebebiyet veriyor.  



Toplumsal travma ve kolektif bellek

Gömülü Rüyalar Ülkesi bol karakterli ve bol olaylı yapısıyla yazının başında da belirttiğim gibi yaprak yaprak açılan katmanlara sahip. Bu sebepten buraya kadar yazdıklarım romanın yarısı bile değil ve bundan sonra yazacaklarım da yarısına eriştirmeyecek bizi. Bunun nedeni toplumsal travmanın ve kolektif belleğin gömülü olduğu yerin çok derinlerde olması. Romanın ismindeki “Gömülü” kavramı yalnızca unutulmuş anıları imlemiyor; ilişkilere, inançlara, kültüre, sınıflara, kimliklere, çağın getirdiği tüm baş edilemez sorunlara karşı ortaya koyduğu eleştirisi adına önemli bir kavram olarak yerini alıyor.

Mesela mahallede mübarek kabul edilen Kıtmir isimli köpeğin öldürülmesinin toplumsal travma ve kolektif bellekle olan alakası Efraim’in kardeşinin ölmesi ve babasıyla olan çatışmaları kadar önemli. Tüm bu ve benzeri olaylar sonrası Kimyacı, uyuyarak başka bir hakikate geçilebileceğini vaat eden bir hakikat sunuyor mahalledeki herkese. Kimyacı’ya göre mahalledeki herkes rüyalarda birleşirse cennetin kapıları açılacak. Böyle bir şey mümkün mü?  Belki bireyselde mümkün değil, fakat bir mahallenin içinde sıkışıp kalındığında kolektif bellek mümkün olduğuna inandırıyor bizleri ve girdap gittikçe derinleşiyor.


Yeniden inşa etmenin edebi anatomisi

İnsan kendini sürekli geriye doğru inşa eden bir varlıktır. Efraim tam anlamıyla kendi hayatıyla ilgili bunu gerçekleştirmeye çalışırken önce mahalleden Nuran giriyor hayatına, sonra beklenmedik şekilde Feza karakteriyle tanışıyoruz. İlk başta hikâyenin tematik damarlarına-dokusuna uymuyor gibi Feza. Mesleği oyunculuk ve bu yönüyle sistemin dışında gibi. Fakat Efraim’le oyunlar aracılığıyla kurduğu bağ (Çehov’un Martı oyunu) hikâyenin dokusuna uyumlanmaya, hatta etkilemeye başlıyor. Mesela Efraim uykunun etkisinde halüsinasyonlar görürken, Feza “Sen ne görüyorsan ben de onu görüyorum.” diyerek Efraim’i en iyi anlayabilen karakter olabiliyor bir anda. 

Kasım Hasan Ünal’ın yeni bir hikâye inşa ederken rivayetten, mistisizme, hatırlamadan hayale, kurgudan gerçekliğe, modernden postmodernizme edebi anatominin tüm unsurlarına önem verdiğini görüyoruz ve fakat aynı zamanda yetişkin dünyasında “oyunlara” da çok önem verilmesine önem verdiğini hikâyenin tamamı boyunca şahit oluyoruz. Özellikle ikili ilişkilerde -Efraim’in kapalı bir çevreden geldiğini düşünürsek, Efraim’in  oynadığı oyunların hayat kurtarıcı tarafı var. Bu sayede Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur’unu tekrar hatırlıyor, Çehov’un Nina’sının analizini okuyoruz. Nakkaş Osman’ın Surname-i Hümayun’un minyatürleri hakkında bilgi ediniyoruz ve Osmanlı’da sanat tarihinin nasıl oluştuğunun ayrıntılarına şaşırmadan edemiyoruz. 

Gömülü Rüyalar Ülkesi’nin edebi anatomisi Kasım Hasan Ünal’ın kadim hikâye anlatıcılığının geniş yelpazesiyle buluşturuyor bizleri. Okurundan dikkat ve sabır talep eden Gömülü Rüyalar Ülkesi karşılığında edebi anatomisi güçlü, katmanlı ve uzun süre etkisini sürdüren bir okuma deneyimi sunuyor.



GÖMÜLÜ RÜYALAR ÜLKESİ

Kasım Hasan Ünal

Nemesis Kitap, 2026

Tür: Roman

352 s.


Yorumlar


bottom of page