Hepsi ama hepsi… Yalnızca şiir bedene tam gelebilsin diye
- Litera

- 21 Nis
- 4 dakikada okunur
Umut Kaygısız, David Szalay'ın 2025 Booker Ödülü'nü kazanan romanı, Beden üzerine yazdı: "David Szalay, insan doğasına dair derin izler bırakan bu romanında, dile getirilmeyen, görünür olsalar bile onlara ad vermekten ısrarla kaçındığımız dürtülerimizi tüm çıplaklığıyla döküyor sayfalara."

Bedenin bizde çağrıştırdıklarıyla ne başlar ne de biter hikâye
Belki de o yüzden hafifliyor sesimiz. Televizyonu susturmak yerine, yutuyoruz ya bütün kelimeleri. Kendimizi duymayalım diye. Sonra bir de loş ışıkların duvarda bıraktığı minicik lekelere yüzümüzü dönüp onu görüyoruz. Ve ne kadar güzel olduğunu kulağına fısıldamak için yeni bir bahane üretiyoruz oracıkta. Biz susuyoruz, o unutuyor. Gecenin ilk yarısı onda, diğer yarısı bizde. Sarılıyoruz birbirimize, bedenlerimizin bundan haberi olmadan. İşte en güzel yalnızlık ve söylenmiş en tatlı yalan bundan ibaret. Böyle güzel. Evet. Alışmadan… Nefesinden dışarı taşan şeye bir isim koymadan… Yabancı diyebileceğin birini hiç mi hiç yadırgamadan…
Onu bu dünyada en çok arzulayan kişinin kim olduğunu bildiğin için belki de, kelimeleri bir bir yutup, bütün itirazları zihninin arka sokaklarında bırakarak aramızdaki tutkuyu odanın başköşesine koyuyoruz şimdi. Böyle güzel. Evet. Soluk soluğa kalmaya hevesli, ateşten iki vücudu koruyan tek şey şu masum deri. Ten tene deyince o müdafaa da ortadan kaybolacak. Ama gözlerini kısıp şiirin ortasına düşen çıplak bedenine kafiye bulmaya yardımcı olmak zor değil. Dalga dalga büyüyecek, hızla biçim değiştirip tekrar yayılacak vücuduna. Ruhu yağmurun altında kalacak, birlikte ıslanacağız. Böyle güzel. Evet. Hepimiz şairiz yeri geldiğinde. Noktayı değil, virgülleri sevişimiz bundan. Ölçüye uymayışımız da. Ve hatta birileri haz peşinde sürüklenirken, yazmaya doymayıp aynı cümleleri tekrar edişimiz bile. Hepsi ama hepsi… Yalnızca şiir bedene tam gelebilsin diye.
Ödüllü, sarsıcı, gerçekçi, gözlemci bir roman deneyimi… Bir bedenden fazlası
Bir bedenin içine sığan hayatların parçalanmış hikâyeleri arasından bulup çıkarıyoruz kendimizi. Psikolojik arka planı ile büyüleyici bir roman olan Beden, 2025 Booker Ödülü'nün de sahibi. David Szalay, insan doğasına dair derin izler bırakan bu romanında, dile getirilmeyen, görünür olsalar bile onlara ad vermekten ısrarla kaçındığımız dürtülerimizi tüm çıplaklığıyla döküyor sayfalara. Yani birinin bizi derin uykumuzdan sarsarak uyandırması kıvamında bir deneyimle karşı karşıyayız.
Romanın ana karakteri István’ın çocukluk yıllarıyla başlayan hikâye, gençliği ve yetişkinliğiyle hız kesmeden devam ediyor. Bir erkeğin gözünden dünyayı anlamaya gayret ederken, aynı zamanda bireyin kendini gerçekleştirme arzusunu da yaşam yolcuğu boyunca seyrediyoruz. Dokunduğu bedenlerle kendi vücudu arasında ilişki kurma becerisini, hem hayatı hem de hızla kılık değiştiren toplumsal rollerini deneyimleme biçimleriyle sınanıyoruz roman boyunca.
Yalın dili, akıcılıktan bir an bile kopmayan, tempolu anlatımıyla su gibi akıp giden bir roman Beden. Elif Ersavcı’nın başarılı çevirisi sayesinde hiçbir yerde tıkanmıyor, en ufak bir pürüz ya da engebeye takılmandan, kolayca öyküye dâhil olabiliyoruz. Diğer yandan David Szalay’ın, roman boyunca István’ın bakış açısıyla hayatını mercek altına almasına rağmen, ben anlatıcıyı seçmemesi kritik bir detay. Israrla olayları dış gözle seyredişi ve yeri geldiğinde ana karakteri bıçak altına yatırabilmesi, olaylara ve kahramanın tercihlerine tarafsız kalma niyeti olarak değerlendirilebilir. Yazarın dış göz gücünü koruma arzusunu sonuna kadar hissediyoruz fakat diğer yandan her şey kurgulanan evrenin bir parçası. Çünkü tüm hikâye bir bedene hapsolma meselesi aslında. Öyle ki o bedeni aynada seyredebilme, ondan bağımsız düşünebilme, onu eleştirme ve belki de zamanlaması kötü anlarda bile geri dönmeye karar verme gibi pek çok tecrübenin bir toplamı. Yani yazarın, roman karakterlerini yeri geldiğinde yargılayıp yorumlayabilme kapılarını açma arzusunun bir ürünü bu anlatım biçimi. Bazen tıpkı ölü bir beden kadar soğuk. Kimi anlardaysa kalbi yerinden çıkacak bir insana aitmişçesine alevler halinde.
Ve elbette en az sevişebildiği kadar kavga etmeye de hazır bu beden
Bedeni yalnızca arzu nesnesi olarak değil, aynı zamanda ruha sahip çıkan bir ev olarak görüyor David Szalay. İnsanın kolayca yenik düşebildiği tensel zafiyetler, hikâyenin içerisinde gösterişli biçimde anlatılacak kadar özel bir değere sahip. Ancak diğer yandan bireylerin kaybeden taraf gibi gözüken iradelerini sık sık sorguya çektikleri noktalarda da ciddi çelişkiler ve okur için tartışma alanları mevcut. Beden elbette her anlamda kolayca ruhla bütünleşebiliyor. Fakat kuş olup uçmadan kafesine sadık da kalabiliyor. Kimi zaman o kafesi terk etmeyi çok istese bile.
İşte burada bedeni ev sahibi ya da kuşun kafesi yapan kuvvetli olgu tıpkı yumruk sertliğinde duruyor karşımızda. İnsan dışarı çıksa da geri döndüğü yere hep ev, hep beden diyecek ve kendisiyle özdeşleştirecek o görünmeyen gizli gücü. Dışardan bakıldığında kolayca tasvir edilebilen et yığınlarının toprak ve kül oluşuna defalarca şahitlik eden kahramanımızın, sahip çıkmakta kararlılık gösterdiği yegâne varlığı da bu aslında. Bedeni.
Roman boyunca István’ı tabiri caizse, drogi vaziyette kalmış bir boksör kıvamında görüyoruz hep. Hatta kararlı, hırsla dolu gözüktüğü anlarda bile paçasından tutup çekiştiren vaziyet, tam olarak bu şekilde tarif edilebilir. Aslında o, bir kaybeden olacak. Eninde sonunda mağlup olacak. Biliyor. İş işten çoktan geçti. Bu müsabakada kazanma şansı hiç yok. Fakat işte tam da aklın, bilincin yapıp durduğu bu telkine karşı bedenden yükselen yoğun bir itiraz mevcut. O da teslim olmayı kabul etmemek. İşte size drogi vaziyetin vücut bulmuş hali. Her an paçayı kurtaracağına inanma arzusunun karşısında aklın ona hiç şansı olmadığını fısıldayıp durması. Ve bilinçdışı, tamamen içgüdülerin önderliğinde boşluğa savrulan yumruklar…
Sarsıcı bir hikâyeyi gözlem metoduyla kucağımıza bırakıyor Beden. İçinde arzular kadar düşüncelere, korkulara kadar cesarete, pişmanlıklar kadar “iyi ki” lere yer var. Hatta zaafına kolayca teslim olmaya gönüllü bir adamın o anın keyfine varırken, dünle kavgasını ve yarın için umutlarını da sperm savaşına dâhil edişi göz arda edilmemeli. Aldığı ödülü sonuna kadar hak eden Beden, mağlubiyet ihtimalinin ağır bastığı ama galibiyet için mucize gerektiği fikriyle kafasının içi tıka basa dolu olan bir erkeğin psikolojik çözümlemeleriyle sıra dışı bir deneyim. Okunacaklar listesinde muhakkak yer almalı. Çünkü bu kitabın açtığı tartışma konularının kurduğu koroları dinleyeceğiniz günler yakındır. Keyifli okumalar dilerim.
BEDEN
David Szalay
İthaki Yayınları, 2026
Çeviri: Elif Ersavcı
336 s.






































Yorumlar