Kapat gözlerini, çık yola
- Umut Kaygısız

- 5 saat önce
- 4 dakikada okunur
Umut Kaygısız, Gül Parlak'ın kitabı, Uçacak Ninnisi üzerine yazdı: "Uçacak Ninnisi adlı kitabı ile hareket etmeden şehir değiştirmeyi, seslerle görmeyi, sessizlikle düşünmeyi ve elbette konuştukça eksilmeyi öğreniyoruz."

Çıkarken dışarı, yanına sessizliğini de al, öyle git, diyor. Bilmem kaç zamandır aynı duvarları şahit göstererek birbirini yoran iki kişiden biri bu. Sonuna kadar da haklı. Hele ki bir romanın içindeyken… Daha fazla haklı. Asıl derdi konuşmamaktan öte aslında. Kelimelere muhtaç olmadan bir şey anlatmanın yolunu öğrendiği günden beri böyle zaten. Bir romanın, filmin ya da çok farklı hayallerin içinde.
Tabii ki de gözlerin yetişmediği yerde vazife başına geçecek kulaklar. Böylece mesafe diye bir şey kalmayacak. Gidememek bahane, olduğu yerden kımıldayamamaksa onun işe yaramaz özürlerinden biri. Telafi ediyoruz masallarla, ninnilerle. Gerçeğin kıyada köşe kalmış ama canımızı en fazla yakan kısmını. Gidiyoruz mecburen. Açılmamış kapıları açmayı, kapanan gözlere uygun adım marş, diye saydırmayı öğreniyoruz teker teker. Seslerin yakınlığına aldanmayın. Biz var ya biz… Çıktık yola, resmen gidiyoruz.
Karaburun Sanat Kampı Öykü Ödülü sahibi Gül Parlak’ın Uçacak Ninnisi adlı kitabı ile hareket etmeden şehir değiştirmeyi, seslerle görmeyi, sessizlikle düşünmeyi ve elbette konuştukça eksilmeyi öğreniyoruz. Yalın dili, zorlamadan uzak anlatımı bizlere gösterişsiz bir dünyanın kapılarını açsa da, asıl büyüleyici olanın yarattığı atmosferin okurda bıraktığı izlerde saklandığını defalarca ispat ediyor. Özellikle doğanın kendine has lisanını tercümana hacet duymadan işitmemizi sağlaması… İşte o keyfin ve huzurun cömertliği, her öykünün farklı bir tınıda ruhumuza çarpıp durması, bütün öykülerden daha büyük bir zenginlik.
O halde Parlak’ın diyarında bütün seslerin farklı öykülere açıldığına şahit aramaktansa, teker teker hikâyelere el uzatmalı.
Etrafımızı kuşatan doğaya ait, kimi zaman dikkatimizden kaçan, kimi zamansa beyin direklerimize yumruk atan seslerle dolu bir açılış öyküsü Kuyu. Bir kökü mitlerde, diğeriyse geleneksel anlatının dilden dile, nesilden nesle taşıyıp götürdüklerinde. İnanarak büyüyüp gelişmeye mecbur masal. Öyle ki masal olmaktan çıkabilsin. Sonra anlı şanlı rüyaların en tekinsizi, geceleri terk etsin. Arkasından koşan insan da biraz kahır çektikten sonra mutlaka ona yetişsin, yetişsin ama bir yandan da yaş alsın. Kuyu meselesi de gözlerden kaçmasın. Sonrasında imgenin derinliğiyle boy ölçüşmek zor, dedirten bir düşünce dehlizinde bıraksın bizleri. Ve korku yol verince, o dakika açılsın kuyunun kapağı, biz de çıkalım dışarı.
Hiç kaçarı yok. Dış dünyaya gözlerimizi kapatsak bile, kulaklarımızı tıkamamızın mümkün olmadığını ispatlarcasına birden fazla duyumuzu harekete geçirmekten elbet hüküm giyecek Kasap Tahtası. İster istemez kayıtsız kalamayacaksınız. Zira büyük bir olayı küçük ve sıradan bir meseleymiş gibi göstermekte üstüne yok kıymetli yazarın. Ama işin asıl tat veren kısmı, hikâyeyi zengin atmosferle sıkıca giydirip öyle sokağa salmasında. Üşütmüyor öykü. Üşümez de. Ona gözlerini dokunduran kim varsa ancak bir miktar sıcaklık hissedebilir göğsünde, o kadar.
Alçak sesle konuşan, duyguları arşa ulaşsa bile bunu belli etmektense içine içine yüzlerce, binlerce kelime döken insanları tarif etmekte Parlak’ın üstüne yok. Yarım kalmış bir hikâyenin iç burkan yanını zengin tasvirlerle imha eden bir metin olarak hafızalara kazınmaya aday Kırık Hava. Finali bir parça buruk ama koltuğunun altında ufacık bir umut kırıntısı da saklamıyor değil. Gülümsemeyi de hatırlatıyor, hüzünlenmeyi de.
Dilsiz Kaval ise kısacık metinde okur ne kadar köşe sıkıştırılabilirse, o kadar kuvvetle ittiriyor bizleri duvara. Kapı baca yok. Dört duvar arasında, bir zindana hapsolmuş gibiyiz. Sessizliğin gürültüsünde sağır kalmak da boğulup gitmek de olası. Nitelikli anlatıcının ustalıkla açtığı kapalı cümlelerin arkasında sırasını bekleyen uzun düşler ve düşünceler sayesinde daha da uzun olmaya mahkûm hikâyelerle tanışma zamanı.
Kitabın atmosferini değiştiren öykülerden biri de Son Veda. Çizgisi bireye, öze dönük. İçe bakışla besleniyor, dünyayı ana karakterin gözlerinden görmemiz için uzun bir külliyat ve çok ağır bir yük bırakıyor omuzlarımıza. Kaldırmak güç. O yükü sırtlanıp yürümek, yoldaşlık etmek, bir şekilde devam etmek… Çok güç. Görmezden geldiğimiz detaylardan biri de toplumun kendince ilan ettiği kurallar tarafında resmen dövülen ve bir sürü etiketin altını doldurmaya çalışarak büyümek zorunda bırakılan erkekler. Bunu ıskalamadan geçmememiz için bıçak kesiği kıvamında bir acının diliyle konuşuyor usta kalem.
Doğayla dostluk içerisinde söylenen bir türküyü andırıyor, kitaba ismini veren Uçacak Ninnisi. İlginçlik mi? Sonuna kadar. Merak uyandırma desen, o da bir tırı dolduracak kadar. Yalnızca iki buçuk sayfanın içerisine sığmış, bağlamı güçlü, şaşırtma dozu hayli yüksek, finali de afili bir öykü. Özellikle ninninin attığı yumruğun acısı varlığını hep hissettirecek seviyede.
Masalsı anlatımıyla farklı bir tat bırakan Çıkıp Gelen’i okuduğunuzdaysa bambaşka anlamlar türetebileceksiniz. Kıssadan hisse almasını bilenlere...
Birbirinden farklı hayatları gür sesiyle boşluğa haykırırken, hayatın bizde bıraktığı izleri sorgu meselesine dönüştürecek kadar cesur bir öykü Bugün Değilse Yarın.
Kayıp Yusuf ise kitabın genel temasına uygun, doğasına uyum sağlamış bir hikâye olarak göz kamaştırıyor. Lirizm ile masalların mesellerin arasında bir yerde, gayet akıcı ve sürükleyici bir yapıya sahip. Durum öyküsüymüş gibi ilerleyen metinin finalindeki dramatik sürpriz, kesinlikle Gül Parlak’ın alametifarikası. Kıymetli yazarın bu hikâyede de bildiği yoldan şaşmayıp derin nefes almamıza sebep olacak nitelikte bir bitiriş armağan etmesine şaşırmamalı.
Anlatım zenginliğini süslü cümleler ya da betimlemeler yardımıyla sağlamaktansa, insanı hayatla barıştıran dış faktörleri öykülerinin başrolüne soyundurarak fark yaratan bir yazarla tanışmanın vakti gelip çatmıştır belki de. Yormadan, usul usul anlatıyor ve elimize valizi tutuşturmadan kilometrelerce yolu ezip geçiyor Gül Parlak. Uçacak Ninnisi ile bulunduğumuz yerden nasıl uzaklaştığımızı anlamadan gidiyoruz bir şekilde. Kapatın gözlerinizi. Bir varmış bir yokmuş… Keyifli okumalar dilerim.
UÇACAK NİNNİSİ
Gül Parlak
Mimas Yayınları, 2025
77 s.



































Yorumlar