Öykü: Otuz Dokuz
- Litera

- 2 gün önce
- 5 dakikada okunur
“İlk başladığımda kokudan yiyemiyordum. İnsan her şeye alışıyor.”
Hande Sarı
Güneş doğuyor, geceden kalan koyu tonlar gökyüzünden yavaşça siliniyordu. Araç yoldaydı. Metal kafeslerin telleri kasislerde sarsılıyor, bagajdaki ağır koku bulduğu her boşluktan içeri sızıyordu. Islak bez, çamaşır suyu, idrar. Geçmiş günlerin kalıntısı. Murat dirseğini cama yaslamıştı. Simidin kalan son parçasını ağzına attı, çiğnedi.“İlk başladığımda kokudan yiyemiyordum. İnsan her şeye alışıyor.” Şoför koltuğundaki İhsan başını salladı.“Alışmayıp ne yapacaksın,”Yan yana duran telefonlardan birinin ekranı yanıp söndü. “Benimki” dedi Murat. Baktıktan sonra camı araladı. Cebinden ezilmiş sigara paketini çıkarttı, bir dalı parmaklarının arasında eski hâlini alana dek yuvarladı, yaktı.“Ne oldu” dedi İhsan, “Yüzün asıldı. Ev mevzusu mu?”“O da var. Ev sahibi kirayı otuz bine çıkar diye tutturdu.”İhsan bıkkınlıkla başını salladı.“Ev de ev olsa,” dedi Murat, “Barınaktan hallice.”“İyi ki şu konteynırları vermişler bize. Yoksa halimiz dumandı.”Murat telefonuna bakarak söylenmeye devam etti.“İki ayın kirası duruyor, kartlar patladı. Şimdi de elektrik faturası.”“Sırtını şirkete dayarsan böyle olur.”Murat sigarayı sertçe camdaki aralıktan silkeledi, küllerin yarısının pantolonuna düştüğünü fark etmemişti.“Belediye çok mu iyi sanki? Aynı bokun laciverdi.”İhsan, üstleri tel tel beyazlamış kaşlarını kaldırdı. Gözleri büyüdü.“Öyle deme. Kadrolu olsan kredi çekebilirdin en azından.”Murat önüne baktı. Sesinde yenilginin ağırlığı.“Orası öyle.”Eliyle arkadaşının ensesini sıvazladı gülerek.“Neyse boş ver. Bugün liste kalabalık. İki mahalleyi temizleyeceğiz.”Araç, otoyoldan ayrıldı. Sanayi tarafını geçtiler önce. Kepenkler yarıya kadar açıktı. Lastikçinin önündeki çırak, uykulu gözlerle kaldırıma su tutuyor, kirli köpükleri mazgala akıtıyordu. Yeni yapılmış sitelerin önünden geçtiler. Murat, yüksek duvarlara, güvenlik kulübelerine, aynı renge boyanmış balkonlara baktı. Çimler, hep aynı ritimle sulanıyordu. Kaldırımlarda köpek yoktu. İhsan camdan dışarı bakıp, “Buralardan hiç şikâyet gelmiyor,” dedi. Murat cevap vermedi. Parmağıyla buğulanan camı silerek bir açıklık oluşturdu, o açıklıktan şehrin yeni uyanan renklerine baktı. Bir süre sessizce yol aldılar. Asfalt giderek bozuluyordu. Bir metre beton, sonra yine toprak. Yokuş yukarı tırmanıp biraz ilerideki boş arsanın önüne geldiler. Murat durdu. “Abi burası benim mahalle.”İhsan dudaklarının arasına sıkıştırdığı kürdanı yere attı.“İyi işte, yabancılık çekmezsin.”Arabayı park ederken camdan baktılar. “Bak” dedi İhsan, “Orada.” İnşaat kumunun üzerine yatmış köpeği gösterdi. Uyuyordu. Murat bagajın kapağını açtı. Ucunda ilmeğin sallandığı uzun çubuğu kavradı. Arkasından gelen İhsan, her ihtimale karşı iğne taşıyordu. Murat çevreye göz gezdirdi. Arsanın bitişiğindeki apartmanda, birkaç meraklı yüz balkondan sarkıyordu. Köpeğe doğru sessizce yürüdüler. Murat, hızlı bir manevrayla ilmeği boynuna geçirdi. Ne olduğunu anlayamayan hayvan uyku mahmurluğuyla debelendi. Bağırmaya çalıştı, boynunu sıkıştıran ip yüzünden nefes bile alamadı. Adamlar, çırpınan köpeği sürükleyerek arabaya götürdüler. Onları izlemek için merakla uzanan başlar geri çekildi, perdeler kapandı. Murat çubuktan aldığı güçle köpeğin başını kafese soktu, İhsan da gövdesini ittirdi. Aracın kapılarını kapattılar. “Kolay oldu.” dedi İhsan, “Keşke hepsi bunun gibi uyusa.”Murat, yol kenarında oturan insanlara baktı, sonradan kapatılmış balkonlara, dışarı sarkan demirlere. Uzun zamandır burada yaşıyordu. Mahallesini şehrin haritasında gösteremezdi ama her detayını bilirdi. Yağmurdan sonra hangi yokuştan çamur akar, hangi duvar yaz kış rutubet kokar, hangi evin ışığı hiç sönmez. Durdu. Şimdi kasabın önünde yatıyordur diye düşündü. İhsan’a döndü, soldan gidelim. Adam ikna olmadı. “Yok oraları topladık çoktan, sıra bu tarafta.” Murat sigarasını çıkardı. Tütünlerini düzeltmeden yamuk yumuk dalı ağzına tıkadı, ucunu tutuşturdu. Ağır adamlarla yürüdü. Taşıdığı çubuğun gölgesi peşinden geliyordu. İhsan ilerideki kasabın önünü gösterdi, “Bak şurada bir tane var.” Murat çubuğu arkasına sakladı. Püskül’ü gördü, mahallenin en eski köpeği. Bakkaldan dönerken yakınlardaysa sıcak ekmeğin köşesini kopartıp ona verir, ara sıra başını okşardı. Küçüklüğünden beri tanıyordu hayvanı, rutinlerini ezberlemişti. Sabahları fırının önünde bekler, öğlen sıcaktan bunalıp çay ocağının gölgesinde serinlerdi. Çaycı, dükkânı yıkarken ayağa kalkıp kenara geçer, ıslak asfalt kuruduğunda eski yerine geri yatardı. Uyumadan önce üç kez kendi etrafında dönerdi köpek. İçini çeker, gözlerini kapar, ağır ağır uykuya süzülürdü. Yatakta ne yana dönerse dönsün gevşeyemiyordu son zamanlarda Murat. Uyku, kapının önüne kadar gelip içeri girmiyordu. Püskül’e baktı, ucu aşağı doğru eğik sol kulağına. Yaşlılıktan demişti onu tanıyan biri. Zamanın kimseye torpili yok, dik durmaktan yorulmuştur kulağı. Gülümsemişti Murat, daha bir sevmişti sol kulağını. Bir kez bile havladığını duymamıştı köpeğin. Sıska bacaklarıyla iri gövdesini zor taşır, keçeleşmiş sarı tüyleri birbirine dolanır, derbeder gölgesi mahallede ağır ağır dolaşırdı. En çok bakışlarını severdi Püskül’ün. Tüy yumağının içinde parlak iki nokta. Genç köpekler gibi dik dik bakmıyordu, insanın yüzünde biraz oyalanıp gözlerini kaçırıyordu.
Bu kez bakışları daha uzun kaldı Murat’ın yüzünde. Çevresini dalgın dalgın süzerken tanıdık birini görünce duraksamıştı. Başını kaldırdı, tüylü sarı kuyruğuyla yeri dövdü. Kalkarken ön ayaklarını uzattı önce, bedeninin arkasını yavaşça topladı. Murat gözlerini kaçırdı ondan, başka tarafa baktı. “Ne duruyorsun” dedi İhsan onu dürtükleyerek, “Yakalasana.”Murat adım atmayınca arkasına sakladığı çubuğu usulca aldı elinden. Köpeğe doğru bir adım attı. Püskül kaçmadı. Mahallenin kasabı dükkânından çıktı.“Ne oluyor Murat?” dedi.Başını eğdi adam. İhsan atıldı. “Bir şey olduğu yok. İşimizi yapıyoruz.”“Yazık günah, yaşlı köpek. Kimseye zararı yok.”Manavın kalfası yetişti. “Abi almayın onu. Yıllardır burada.” dedi.İhsan duruşunu dikleştirdi. “Şikâyet var.”Kasap meraklı.“Kim şikâyet etmiş?”İhsan içini çekti. Aynı konuşmaları defalarca yapmaktan bıkkın.“Onu bilemeyiz, sisteme düşmüş.”Püskül’e doğru bir adım attı. Kasap araya girmek için yerinde kıpırdandı.İhsan gözlerini dikti adama.“Bak kardeşim. Görevli memura engel olmanın cezası var. Başınız ağrır.”Bir adım daha attı köpeğe. Hızlı olmalıydı, her an kaçabilirdi. Kasap geri çekildi. Manavın kalfası, elindeki elmaları önlüğüyle parlatmaya devam etti. Püskül kaçmadı. Kuyruğunu sallayarak İhsan’ın önünden geçti, Murat’a yaklaştı. Paçalarını koklayıp önünde durdu. İhsan şaşırmıştı, ilmeği bir fırlatışta başına geçirdi köpeğin. Sıktı, sıktı. Püskül şaşkınlıkla debelendi, kaçamayacağını anlayınca olduğu yere çöktü. Anahtarı Murat’a verdi. “Aracı bize yaklaştır, hadi.”Murat araca doğru koştu. Elleri titriyordu. Motoru çalıştırdı. Alt sokakta yakaladıkları köpek kafeste canhıraş bağırıyordu. İhsan’la Püskül’ün önünde aniden durdu Murat. Boş kafes hareketin etkisiyle bagajda kaydı, tel kapağı dili kilitten kurtuldu. Avını yutmaya hazırlanan timsah gibi açtı ağzını. İhsan tek başına kaldırdı Püskül’ü, itekleyerek kafesin içine tıktı. İlmeği çıkarıp kapakları sertçe kapattı. Üzerindeki tüyleri silkti. Murat’ın yanına oturdu. “Noldu sana, iyi misin?”Murat sustu, başını salladı. Ne yapabilirdim ki diye düşündü. İhsan hanzosu dalga geçerdi benimle, hatta şikayet ederdi üsttekilere. Bu işten de atılırsam… “Anladım.” dedi İhsan, “Sen tanıyordun bu iti. O yüzden duygusala bağladın.”Murat gaza bastı. Direksiyonu sıkan elleri terlemişti.Çok yaşlıydı, biz almasak belki hastalanacaktı ya da arabanın altında kalacaktı diye geçirdi aklından. Hem barınakta da bakarlar.“Lan bana bak. Olmadı sahiplenir, çıkarırsın dışarı.”Kendisine bakamıyordu ki. Ev sahibini, karısının bezgin yüzünü, çocukları düşündü. Kafasını dağıtmak için radyoyu açtı, yoldaki tabelalara baktı. Barınağa gidene kadar Püskül hiç havlamadı, havlamazdı.
Aracı, barınağın girişine yaklaştırdılar. Yüzlerce köpeğin sesi dışarı taşıyordu. İhsan inip sürgülü kapıyı ardına kadar açtı. Mazgalların üzerinden geçip park alanında durdular. Murat hâlâ koltukta oturuyordu. Dikiz aynasından İhsan’ın kafesleri indirdiğini gördü, işe yeni başlayan Şerif de ona yardım ediyordu. Önce ilk köpeği indirdiler, sonra Püskül’ü. Murat radyoyu kapattı, araçtan indi. Yüzüne barınağın ağır kokusu çarptı. İhsanların peşinden ofise girdi. İçerde vantilatör çalışıyordu. Karşılıklı konulmuş iki masadan biri boş, diğerinde bir kadın oturuyordu. Biraz toplu, saç dibi gelmiş, bluzunun kolları katlı. Masasının üzerinde kızının fotoğrafı, el dezenfektan şişesi ve yarım sandviç duruyordu. Az önce okul aile grubuna yeni bir mesaj gelmişti, onu cevaplıyordu. Tatil öncesi kızının sınıfı bir gösteri düzenleyecekti. Tema “yaza merhaba.” Her öğrenci, yazı çağrıştıran bir şeyin kılığına girecek. Kızı belki güneş olacak, belki kiraz ya da deniz. İhsan kafesleri yerde iterek yaklaştırdı. Kadın, masasının üzerinden eğilip Püskül’e baktı.
“Küpesi var mı?”
İhsan yanıtladı.
“Yok.”
“Toplandığı bölge?”
“Sanayi sitesinin arkası. Dere boyu.”
Kadın, vişne suyu kutusundaki pipeti dudaklarına götürdü. İştahla kalan tortuyu çekti.
“Erkek mi?”
Murat yanıtladı.
“Erkek, yaşlı.”
“Kısır mı?”
“Değil.”
Kadın bilgileri sisteme girdi. Birazdan yazıcı ince bir fişi, dil çıkarır gibi ileri uzattı. İhsan aldı. “Otuz dokuzuncu kafes boş.” dedi kadın.Şerif’le kafesi içeri götürdüler. Murat dışarı çıktı. Paketine uzandı. Kalan son iki sigara. Birini yaktı. İhsan geldi yanına, omuz attı. “Hadi,” dedi. “Senin mahallenin üstlerine de bakalım, sonra da yemek yeriz.” Sigarayı fırlattı, araca bindi. Sanayi sitesine doğru yokuş yukarı sürdüler. Yol boyunca sadece İhsan konuştu. Murat mahallesinden geçerken etrafa göz attı. Fırının vitrinine taze ekmekler diziliyor, çay ocağının önü yıkanıyordu.



































Yorumlar