top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

Bunca umutsuzluğun tam ortasında bir kurtarıcı gelse?

  • Yazarın fotoğrafı: Litera
    Litera
  • 11 dakika önce
  • 2 dakikada okunur

Gökçe Kalaycı, László Krasznahorkai’nin ilk romanı Şeytan Tangosu üzerine yazdı: "Adından da anlaşılacağı gibi, kurgu adeta dans ediyor, o biraz sancılı turunu tamamlıyor ve nihayetinde başladığı yere geri dönüyor. Upuzun cümlelerin, es vermeyen paragrafların, bitmeyen bilinç akışlarının hüküm sürdüğü bir dans bu."



“…ve duvarlara yansıyan titrek lekelerin yalnızca gölgeler mi, yoksa umuda bel bağlamış düşüncelerinin ardına gizlenen umutsuzluğun acı çığırları mı olduğunu tam olarak kestirmeye olanak yoktu.”


Kasvetli yağmurlardan başını kaldıramayan, beyhude bekleyişin her köşeye sinmiş olduğu, adeta hep karanlık bir yer düşünün. Bunca umutsuzluğun tam ortasında bir kurtarıcı gelse?

2025 yılının Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan László Krasznahorkai’nin ilk romanı Şeytan Tangosu, okurundan yüksek bir dikkat talep eden, yer yer bazı sayfaların yeniden okunmasını gerektirebilecek yoğunlukta bir kitap. Ne var ki, “kurtarıcı” Irimiás’ın aurasının yavaş yavaş belirginleşmesiyle kendine özgü bir etki alan yaratan roman, talep ettiği dikkatin hakkını sonuna kadar veren bir anlatıya dönüşüyor ve okuru tüm bu karamsarlığın, sisin, pusun ve iç sıkıntısının içine alıveriyor. Kitapta “site” olarak geçen bu kırsal alanda bir köşede durup olan biteni izliyormuş hissine kapılmak ise pek güç değil.

Adından da anlaşılacağı gibi, kurgu adeta dans ediyor, o biraz sancılı turunu tamamlıyor ve nihayetinde başladığı yere geri dönüyor. Upuzun cümlelerin, es vermeyen paragrafların, bitmeyen bilinç akışlarının hüküm sürdüğü bir dans bu. Tangonun lideri, tabiricaizse melek yüzlü şeytan Irimiás, partneri olan yöre halkının kafasını allak bullak edip ışıklar söndüğünde onları pistin köşesinde bitkin bir halde bırakmakta bir beis görmüyor. Biz okurlar da bu dansın ritminden, adımların belirsizliğinden ve hatta tehlikesinden nasibimizi alıyor ve olan biteni baş döndürücü bir akış içinde izliyoruz. Karakterlerin zihinlerinin içine kadar giren anlatı, oralarda yaşananları anlamayı da kolay kılmıyor maalesef. Zamanda ileri ve geri sıçramalar, takip etmeyi ciddi anlamda zorlaştırıyor.

Birbiri ardına yaşanan olaylardan ziyade düşünce yoğunluğunun esas olduğu bir kitap olduğu için sonundan söz açmanın “spoiler” sayılmayacağını düşünüyorum. Çünkü şunu özellikle eklemek istiyorum ki, romanı bitirirken aklıma Nietzsche’nin “Umut en büyük kötülüktür çünkü işkenceyi uzatır” sözü geldi. Zira umutsuzlukları içinde kavrulup giden bu site halkına elini uzatır gibi yapıp onları daha da büyük bir yılgınlığın ve boşluğun içine düşürüveren Irimiás’ın eylemlerinin sonuçlarını özetler nitelikte. Hikâyeye onun açısından bakabilmekse açıkçası biraz zaman istiyor bu roman özelinde.

Yazıyı sonlandırmadan önce kitabın tartışmalı çevirisine de değinmek gerekiyor çünkü bu konudaki eleştirilerin sayısı oldukça fazla. Türkçesi Can Yayınları’ndan çıkan Şeytan Tangosu’nu dilimize Macarca aslından Bülent Şimşek çevirmiş. İngilizce çevirisinde de Krasznahorkai’nin bizzat kendisinin rolü büyük çünkü çevirmeni kendisi seçmiş. Çok güvendiği George Szirtes tarafından İngilizce’ye çevrilen kitapla Türkçe metin kıyaslandığında anlam açısından ciddi biçimde farklılaşan cümleler görmek mümkün gerçekten de. Elbette İngilizce çevirisinin aslına ne kadar sadık olduğuna kanaat getirmek için Macarca da biliyor olmak gerekiyor; bu yüzden net bir yargıya varmak kolay değil. Merak edenler iki farklı çeviriyi karşılaştırabilirler ve konuyla ilgili tartışmalara çevrimiçi kaynaklardan ulaşabilirler.

Dönemin rejimsel buhranına ve insan ruhunun kasvetine ayna tutan Şeytan Tangosu’nun— belki de kitabın kendisinden daha ünlü— Bêla Tarr imzalı bir film uyarlaması da bulunuyor.

Yorumlar


bottom of page