top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

Bir ülkeyi geride bırakmanın uzun hikâyesi

53 dakika önce
4 dakikada okunur

Umut Kaygısız yazdı: Shida Bazyar’ın adeta tarihsel belleği diri tutulabilmek için kaleme aldığı, düşüncelerle duyguları aynı kafese koyan bir yakın tarih gerçeğidir Geceleri Sessizdir Tahran.



Bir yanar, bir söner ışıklar. Uzaktan bakınca evlerin göz kırptığını zannedersin. Oysa ki gördüğün, yan çizen, gücünü yitirmiş sokak lambalarıdır. Sonra Urmiye Gölü ışıl ışıl bakan bir çocuktan farksız gelir sana. Bu sefer de içinde yakarsın ampulleri. Kafanı kaldırır, takıp takıştırmış, sürüp sürüştürmüş bir kadına benzeyen geceyi selamlamadan yürüyüp gidemezsin. Gökyüzünün boynunda pırlanta bir kolye gibi sallanır yıldızlar. El uzanmaz, söz yetişmez. Onu, yani bu eşsiz güzelliğin sahibini konuşturmak için etrafında epey bir dolanman gerekir. Sonra cesaretini konuşturman. Merhaba, demen. Kendini tanıtman. Ve anlatmaya başlaman. Ancak seni dinlerse dudaklarını kıpırdatır Tahran. Ve gözlerinin içine bakarsa… Hikâyene yürekten inanırsa.


İthaki Yayınları tarafında edebiyatımıza armağan edilen, Shida Bazyar’ın adeta tarihsel belleği diri tutulabilmek için kaleme aldığı, düşüncelerle duyguları aynı kafese koyan bir yakın tarih gerçeğidir Geceleri Sessizdir Tahran.


1979 yılında Tahran’da başlayan hikâye, on sene on sene atlayarak iki binli yılların başlarına kadar geliyor. Zamanın her ileri sarılışında farklı bir anlatıcı ile karşılaşmamız olayların tarafsızlığı açısından önemli. Ülkenin siyasal ve toplumsal değişimini karakterlerin sübjektif perspektiflerinden dinlerken, Bazyar’ın bunu ustaca nesnel bir fotoğrafa dönüştürmesi, hikâyenin aynaya yansımayan tarafı. Aynı ailede açan çiçeklerin tümünde ortak ve giderilmesi mümkün olmayan sorunla yüzleşme şeklimiz, her fırsatta düşünmeyi ertelediğimiz yere, yani aidiyet duygusuna temas ediyor. Çağımızda yaşanan ülke işgallerinin doğurduğu en büyük mesele de bu zaten. Doğdukları yeri terk etmek zorunda kalanların, hayatları hangi standarda ulaşırsa ulaşsın, illa ki mevcut kimliklerini ve geriye dönüp baktıklarında gördükleri köklerini yadırgamaları.

“Tarihin Sonu geldi.” diyen Hegel’den esinlenen Samuel Huntington, Soğuk Savaş sonrası şekillenen dünyanın yeni sorununu isimlendirmişti. Bundan sonra sahnede yalnızca “Medeniyetler Çatışması” izleyeceğiz. Artık bildiğimiz devrimler eskiyecek ve siyasal iddialarını yitirip ortalık yangın yerine dönse dahi değişimin d’sini getirmeyecek ülkelere. İlla ki belirli aralıklarla kültürel müdahalelerde bulunacak birileri. Ve güçlü olan diyecek ki, “Sen medeniyetten uzaksın. Benim seni acilen değiştirmem lazım.”


Geceleri Sessizdir Tahran ile İran’ın yakın dönem çalkantılı tarihinin sosyo-kültürel detaylarını, hiçbir şeyi maskelemeden gözler önüne seriyor Shida Bazyar. Evvela baskı rejiminden kurtulmak ve kapalı toplum olmaktan sıyrılmak için başlatılmış bir mücadelenin ortasında, devrimciler arasında buluyoruz kendimizi. Ancak sonrasında rejimi değiştirmeyi başarmanın açıldığı kapı umulmadık bir ayrımcılıkla tekrar bölüyor insanları. Sürekli taraf olmak zorundasınız ve sudan bir sebep yüzünden suçlanmanız, hüküm giymeniz an meselesi. Özetle, hiçbir ülkeye özgür düşünce gökten zembille inmiyor, diyebiliriz. Zihinlere günışığı vurmadan, aydınlığı Tahran gecelerinde aramak yersiz. Kaçış mecburi. Ya hainsiniz ya da firari. Kendi ülkenizde suçlu, başkasının topraklarındaysa bir yabancı. Oysa tek istediğiniz özgürce yaşamaktı.

Sonra Almanya günleri. Farklı kültürde yavaş yavaş benliğini yitiriyor insan. İlk kuşak arada kalıyor. Ne ülkesini, toprağını unutabiliyor ne de sığındığı ülkenin vatandaşı olabiliyor bütünüyle. Ama bir alt kuşak için durum daha karmaşık. Çünkü devrimin başladığı yıllarda onlar birer küçük çocuktu İran’da. Hayal meyal hatırladıklarıyla çiziyorlar sınırı. Kalpleri İran, mantıkları Almanya. Ülkelerine ziyarete gittiklerinde geçirdikleri süre ise farklı bir gerçeği özetlemekte. Kanları İran, kimlikleri Almanya. Belki duyguları parça parça ama zihinleri tek bir doğrunun arkasında. Almanız biz, diyorlar bağıra çağıra. Burada değil, orada yaşamak avantajlı olan. Gerçek özgürlük orada.

Gitmek de zor kalmak da. Dönmekse hepsinden zor. Nereyi arkanda bıraksan oradasın. Bir parçan hep yarım. Sana ait olan, acı çektiğini gözlerinle gördüğün insanlarda. Ama sevginin hası da onlarda. Gurbetteki yaşam ne kadar kolay ve konforlu olsa da insan sevildiği yere aittir. Gitse de uzaklaşsa da hatta bir daha ayak basamasa bile… Gerçek sevgi nerdeyse, insan orada tam olabilir ancak. O yüzden Almanız biz, dedikleri her an bir parça daha eksilir yüreklerinden. Özgürlüğün tedavi edemediği tek hastalık da budur işte. Kimliğini unutma.

Shida Bazyar, anlatıcı değiştirirken karakterlerin seslerini ve hislerini koruyarak her seferinde farklı bir kimlikle empati kurmamızı sağlıyor. Yani altyapıdaki düşüncenin yanı sıra, ciddi bir dil hüneri var kaleminde. Ancak kıymetli yazarın asıl gücü karakterlerin psikolojik çatışmalarının arasına sızan hislerin resmedilmesinde. Duygular şeffaf ve arınmış. Bu salt halleriyle sağılmayı bekleyen, memeleri sütle dolu ineklerden farksızlar. Hikâyesine ortak olduğunuz roman kişisi bir hayatı seriyor ayaklarınız dibine. Üstüne basıp geçmek de size kalmış, kenarından dolaşarak ilerlemek de.

Atmosfer, bir roman karakteri kılığında, ses çıkarmadan en fazla gürültü yapmayı başaran unsur belki de. Tahran’ın sessiz gecelerinde boğulup, yurtsuz birinin kalabalıklar içinde hissettiği bağırtılarla açılacak kulaklarınız. Kelimeler dolduracak şehrin sokaklarını. Hatta binaları, evleri, gölleri, nehirleri. Bizim, diyeceksiniz. Bunların hepsi bizim. Gökyüzünde ne var ne yoksa bizim. Ayaklarımızın altındaki sıcak toprak da bizim. Burun deliklerimizi dolduran kokular ve ağızları kapatmayan suskunluklar… Hepsi bizim. Çünkü yaşadığınız ne varsa biraz da başkaları öyle istediği için. Ama yaşayamadıklarınız var ya… İşte onlar tamamen sizin.

Geceleri Sessizdir Tahran, ağzı sıkı, yüreği simsiyah elbiselerle kilit altında tutulmuş bir roman. “Medeniyetler Çatışması” bir ülkeyi özgürlüğe mi götürür yoksa orada yaşayan insanları temelli yurtsuz mu bırakır, sorunun cevabını arıyor bir yerde. Çok şey değişir yıllar içerisinde. Değişmeyen tek şeyse, Tahran’ın konuşmak istemeyişidir. Ta ki siz ona gönül kapınızı ardına kadar açıncaya kadar.

Elveda ülkem. Elveda sevdiklerim. Bir gün… Elbet bir gün döneceğim. Bu, kısa olandı. Ama bundan sonrası daha uzun bir hikâye olacak.

Keyifli okumalar.



GECELERİ SESSİZDİR TAHRAN

Shida Bazyar

İthaki Yayınları, 2026

Çeviri: Gül Gürtunca

214 s.

Yorumlar


bottom of page