top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

Yerin en dibi, dünyanın en tepesi neresi?

  • Yazarın fotoğrafı: Litera
    Litera
  • 2 dakika önce
  • 3 dakikada okunur

Simge Desen, Gülsel Ceren Güneş'in romanı, Tanrıların Tahtında üzerine yazdı: "Trajedi ve acılarla dolu bu metni ironi ve mizahla harmanlaması, bilgiyi boca etmeden metne yedirmesi müthiş bir matematik."



Çocukken camdan izlediğim bulutları tutacak kadar yüksekte olmak isterdim. Sınırları düşünürdüm. Yerin en dibi, dünyanın en tepesi neresi? Sonra biri çıktı geldi, peş peşe yıllarda önce en yüksek dağa tırmandı sonra yerkürenin ateşiyle gelen sarsıntının acısına destek olmaya çalıştı. Bu yazıda Nasuh Mahruki’yi de anmadan geçmek istemem, çoğumuz Everest’i ve dağcılığı onun sayesinde merak ettik. Heyecanlandık ve gurur duyduk. Günlerce izledik görkemli Tanrıların Tahtını. 

Gülsel Ceren Güneş, Tanrıların Tahtında romanıyla okuru Everest’e tırmanmaya davet ediyor. İnsan neden bir dağa tırmanmak ister ki? Peki geride kalan biri yıllar sonra neden o dağa tırmanmayı göze alır? İşte Tomris’in hikayesi buradan başlıyor. Dağa sevdalı bir eş seçen, hayatında hiçbir tırmanış tecrübesi olmayan, erken büyümek zorunda kalmış, genç bir kadının güçlü hikayesi. 

Bulutlar geçiyor gökyüzünde. “Bir Fırtına Tuttu Bizi” dinliyorum. Öncesinde “The Path” dinlemiştim. Şarkıların birbiriyle alakasız oluşu gülümsetiyor. Yazarın bu romanı yazarken dinlediği playlistten bu iki parça. Bazen yaptıklarımız yaşadıklarımızla ne kadar tezat ama tutarlı. Tomris erken yaşta büyük depremde ailesini kaybetmiş, bir mezarları bile yok. Ardından öğretmen olduğu okulda tanıştığı Deniz’e hayran kalıp evleniyor. Ama bu kayıplarını üçe çıkarmaktan başka bir geleceğe götürmüyor onu. Tomris’in yası bir isyana dönüşüyor. Roman bir yas hikayesinden daha ziyade güç, kararlılık ve irade anlatısı. Kaybettiklerine rağmen yaşama tutunma inadı. 

Klasik bir kahramanın sonsuz yolculuğu anlatısı hakim. Ancak yazarın araştırırken yaşadığını anladığımız keyif yazarken de sürmüş. Bilgiyi boca etmeden metne yedirmesi müthiş bir matematik. Tomris’in bir kadının kapısına dayandığı ilk andan itibaren tüm zirve boyunca atmosfere dahil oluyoruz. Onunla birlikte üşüyor, sesler duyuyor, yemekler yiyoruz. Yazarın zengin duyu betimlemeleriyle tırmananlardan farkımız yok. Zirve yorgunluğu, Şerpalar, yer işaretine dönüşen dağcıların bedenleriyle dağ çok önemli bir karakter. Milyonlarca yıldır duran bir doğa parçasının insanların hayatındaki mucizevi etkisi düşündürücü. 

Yerli halktan iki kişi ile tırmanmaya başlayan Tomris ömründeki en büyük yalanları, kararları, aldatmaları, hüsranları bu irtifada yaşıyor. Bu yolculuk Deniz’in bedenine ulaşma arzusunun yanı sıra Tomris’in hayatla hesaplaşmasına dönüşüyor. Kendinin farkına vardığı, belki de kendini anladığı bir yol oluyor. Her başlangıç insanı umduğundan farklı bir yere çıkarmaz mı zaten?

Okur tüm bu maceranın yanında eş zamanlı olarak Deniz’in eşine yazdığı günlükle onun hikayesini de öğreniyor. Ancak sadece onun yazdığı kadarıyla. Belki herkese yalan söylüyor. Ancak tek gerçek dağları sevdiği. 

Güneş’in önemli bir başarısı trajedi ve acılarla dolu bu metni ironi ve mizahla harmanlaması. Haklı isyana ortak ederken bizi, yüzümüzde de bir gülümseme bırakıyor. Tıpkı ölenin ardından gözyaşı dökerken anlatılan anılarına gülümsemek gibi. Cenazeler bu sahnelere alışkındır değil mi?

Yazar roman boyunca temiz ve sakin bir dil kullanıyor. Süssüz bir anlatı kurması karakterlerle hemhal olmayı, empati yapmayı kolaylaştıran bir unsur. Ancak bazı durumlarda rüya mı hayal mi gerçek mi kestiremediğimiz anlar oluyor. Özellikle kitabın sonunda tempo o kadar incelikli ayarlanmış ki bu, heyecanı büyüten bir lezzete dönüşüyor. Belirsizliklerin çoğalmasıyla rüyalar, hayaller, gerçekler birbirine karışıyor ve okur olarak sonunda ne olduğunu umursamadan zirvede bitiriyoruz. 

Erkeklere özgü bir itibar şovu gibi görünen dağcılıkta, kadının yeri, bakış açısı, şefkati ve birbirlerine olan desteğini de hassasiyetle irdelemiş yazar. Bu durum okurun zihninde başka yollar açıyor. İnsanlığın her toplumunda var olan sorunlarının, Dünyanın en yüksek dağında da yer alabilecek olması çarpıcı.  

Ne olursa olsun insan fethetmek ister. Bunu körükleyen hırs ve bencillik, kişiyi doğaya ve diğer canlılara zarar verecek noktaya da getiriyor. Everest’e çıkmak aslında bu fethetme arzusu mu? Tüm bunlar soğuğunu çektiğimiz, kokusunu duyduğumuz, oksijensiz kaldığımız o dağda tırmanırken aklımızda. Buz çatlaklarının arasına ayaklarımız girmeden, bulutların içinden geçerken sesi geliyor insanlığın. Bu dünyada tamam mı devam mı? Cevabı okurda saklı.


TANRILARIN TAHTINDA

Gülsel Ceren Güneş

Toros Yayınları, 2026

Tür: Roman

200 s.

Yorumlar


bottom of page