top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

Nagihan Dermancı’nın öykülerinde görünmeyene bakmak

Umut Kaygısız, 2025 Seyhan Livaneli Öykü Yarışması kazananı Nagihan Dermancı'nın kitabı, Baktığım Her Yerde üzerine yazdı: "Baktığım Her Yerde yolun sadeliğini güzelleştiren, yolculuğuysa bir şarkı gibi dilden dile ulaştıran, görünmeyenden korkmaktansa gözlerin yenik düştükleriyle el sıkışan, nefesi güçlü bir kitap."



Gördüklerini anlat deseler… Öyle durduk yere. Bir tercüman bulmak mümkün değil ki hislere. Mecburen çıplak, çırılçıplak yalnızlıklar dökülür şu dudaklardan. Ardında çiğ, pişmemiş bir tat bırakmasına şaşırmamak olmaz. Gözler yetersiz değil ama asıl mesele kelimeler. Sonra bir cümlenin içine doğru dürüst yerleşmeden bir diğerine koştura koştura gitmeler… İşte hep bundan kaynaklı fakirlik. Hep bundan. Kafamın içinde koca bir delik olmasından. Kelimelerin müsaade istemeden o delikten aşağı yuvarlanmasından. 

Baktığım her yerde gördüğüm şey… Kocaman bir fakirlik.

Sökük kazakları, dolapta unutulan limonları, içeri yağmur sızdırmaktan hüküm giymiş pencereleri ve bazı bazı yumruklanan kapıları… Hafızayı işgal eden küçük ve yorucu bütün detayları silmekle uğraşmadan, paldır küldür hayatın içine boca etmenin de bir faydası varmış meğer. Baktığım Her Yerde yolun sadeliğini güzelleştiren, yolculuğuysa bir şarkı gibi dilden dile ulaştıran, görünmeyenden korkmaktansa gözlerin yenik düştükleriyle el sıkışan, nefesi güçlü bir kitap. 2025 Seyhan Livaneli Öykü Yarışması kazananı Nagihan Dermancı’nın ilk öykü kitabı Eksik Parça Yayınları’ndan çıkarak hem hayat buldu hem de bizzat hayatın içine karıştı, diyebiliriz.

Okurken yorulmayacağınız sadelik ve akıcılıkta kaleme alınan öyküler, gündelik hayatın izlerini fark etmemiz için elinden geleni ardına koymuyor. Meseleyi gözlerle sınırlamadan düşüncelere de yaymak, kıymetli yazarın kullandığı dil ve yarattığı dramatik odacıklar sayesinde aşılmaz duvar olmaktan çıkıyor. Hissettiğimiz cümlelere bir isim verecek olsak, pekâlâ öykülerin muhtarlığına soyunmamız gerekebilir. Belki de işin sırrı samimiyettedir. Dermancı’nın üstünü örtmek istemediği her şey, esasında görünürde olanın farklı renklere boyanmış hali. 

O halde seyrettiklerini tasvir etmesini bilenlere kısa kısa notlar düşmeli ki, her okuyucu kendi resmini yapabilsin.

Anımsattığı şarkı kadar nazik bir hikâyeyle açılışı yapıyor kitap. Sevmekten Kim Usanır? klâsik yapısal özellikleri taşıyan, anlatımı ve iç haznesi güçlü bir öykü olarak umut veriyor bizlere. Sonrasında okuyucu şaşırtma hedefi olmayan Arasat, niyetini ve tavrını ilk birkaç paragrafta belli edince uyanıyoruz. Finalde tokat falan yok. Ama sürükleyici anlatım ve ana karakterin iç dünyasına yapılan yolculuk, düşünce çeperlerimizi boyuna ittiriyor ve hissettirmeden, gizli bir tartışma alanı açıyor zihnimizde. Kahramanın sonunu bilsek de yolculuğu esnasında tercihlerini hayatın akışı içerisinde sorgulamamak mümkün değil. 

Guguklu Saat ise iki zaman arasında sarsıcı bir durum barındırırken, gücünü olay örgüsünden ziyade, ana karakterin derinlemesine incelenen ruh halinden alıyor. Detaylarda gizlenen insana dair ipuçları, her okuru farklı yerinden vuracaktır.

Eski Türk filmlerinden bir esinti gibi gelip yürekleri kavuran Nar’a da ayrıca dikkat çekmeli. Dokusu inceliklerle dolu ve her dem hisli. Bir satır, tek bir cümle bile kahramanın renkleri solgun yolculuğundan uzaklaştırmıyor bizleri. Çünkü kıymetli yazar, kalbini açarcasına hikâyeye eşlik eden tüm duyguları savunmasız bırakmakta oldukça usta. Haliyle yeni başlayan yağmur, cama vuruş sesinden nasıl anlaşılıyorsa, bir tamam o şekil dahil oluyoruz bizler de öyküye. Kaçış yok belki ama bir kere okumaya başladı mı insan, zaten kaçmak istemeyecek ki.

Görünmez, Dermancı’nın kalem gücünü adeta gövde gösterisiyle okuruna ispat ettiği, dramatik zenginliği göze batan bir metin. Hikâye ilerledikçe açılan her katmanda insana dair bambaşka bir manzara gizli. Hayal etmek yetmez, seyretmeli aynı zamanda. Öykü kişilerini direkt karşı karşıya getirmeden bu denli kuvvetli ve tesirli bir çatışma yaratabilmesi Dermancı’yı okumak için başlı başına bir neden. Yüzleşmenin aynasız tarafı, susmanın da isteğe bağlı olmayanı mevcut hikâyede. Dışarda rüzgârın çığlığı, ilgi delisi pencerenin şamatacı tavrı ve hepsine kulaklarını tıkamayı becerebilen okur. İşte bu üçlü, kılık değiştirip Görünmez olabiliyor. Her karakter ayrı bir desen ve değişen durumlar karşısında takınılan her tavır bambaşka bir motif. Gel de çık işin içinden, çıkabilirsen. Gözlerine güveniyorsan, bul görünmez olanı.

Ancak asıl farklı hissettiren Baktığım Her Yerde. Zor ve hassas bir konuyu klişelerden uzak durarak anlatmasıyla kitaba ismini verme nedenini kısmen açıklasa da onu asıl özel kılan şeyi, hikâyenin derinliklerine indikçe fark edeceksiniz. Her şeyden öte, kıymetli yazarın anlatımı çok zarif ve hisli. İnce dokunuşlarla, adeta minik bir çocuğu okşarcasına yan yana getirdiği cümleler eşliğinde ana karakterin ruhuna rahatça inebiliyor, sadece kalbini değil, aynı zamanda kafasının içindekileri de deşifre edebiliyorsunuz. El oyası nezaketi benzeri bir ince işçilik var paragraflarında. Öykünün en zor karakterine bile kızmamanız ya da çatışmanın diğer ucunda bizleri zorlaması beklenen kişiyi anlıyor olmanız, okurluğa kısa bir mola demek. Elbette finalde beklenen oluyor. Oluyor olmasına da… O esnaya kadar akıcı, hiç yormayan bir derinlik ve ötekilik de mevcut. Gözlerinizi kapatsanız, kulaklarınızı tıkasanız bile dilinize yerleşecek birtakım sözler ve deyişler kazınacak belleğinize. Kaçış yok. Baktığınız her yerde o var ve olmaya da devam edecek artık.

Mucizeyi uzaklarda aramadan, olabilecek her şeyi gözlerimizin önüne serdiği Masum, sayesindeyse belki bir sokak arasında belki şehir merkezine yakın bir mahallede nefes almak mümkün. Hikâye içimizden. Dert bizim, yaralar bizim. Yazarın özellikle günlük konuşma diline gösterdiği hassasiyet olayların tadını iki misli arttırıyor. Betimlemelerde en ufak bir zorlama yok. Her şey gözlerimizle gördüğümüz gibi. Acı da umut da şiddet de. En çok da psikolojik baskı ve savaş. Mahalle kültüründe ait olmanın sarsıntılarını hissede hissede nerede yaşadığımızı bir kez daha bizlere anımsattığı için Dermancı’ya şapka çıkartarak çevireceksiniz sayfaları.

Özetle, sırtını duvara ya da ağaca dayayıp gölgeleri kovalamak yerine, yüzünü güneşe dönenlerin kitabı Baktığım Her Yerde. Korkma, diyor ısrarla. Korkma, git. Güneşe sokul. Kafasını diğer yana çevirme alışkanlığı olmayanlara ve korkuyu kapıdan içeri sokmayanlara… Keyifli okumalar dilerim.



BAKTIĞIM HER YERDE

Nagihan Dermancı

Eksik Parça Yayınları, 2025

Tür: Öykü

96 s.

Yorumlar


bottom of page