top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

Öykü: Kaçıncı Yalnızlık

  • Yazarın fotoğrafı: Litera
    Litera
  • 1 saat önce
  • 2 dakikada okunur

"Yokluğunun istilası sarıyor içimdeki tüm cepheleri."


Nezihat Keret


Dayanamıyorum! Tamı tamına koca üç ay geçti. Bu kayıtsızlık artık taşınmıyor. Günlerdir süren sessizlik de öyle… Bir haftadır içimde büyüyen tedirginlik korkuya dönüşüyor; kaybetme korkusuna. 

Yan masalarda sabah simidi eşliğinde paylaştığımız dertler, Erguvan gölgesindeki şarkılar çok geride kaldı. Hatta verdiğimiz sözler de… Hatırlar mısın, baharın son günleriydi. Sanat galerisinde dolaşırken birbirimizi bırakmayacağımız konusunda anlaşmıştık. Munch’ın Pencereden Dışarı Bakan Kız tablosu önünde uzun süre durmuş, o bakışın içimize sızan sessizliğini fark etmiştik. O gün hissettiklerimiz yalnızlığın çıplak ayaklarıyla içimize bastığı bir andan ibaretti.

Şimdi aramıza giren şey mesafe mi, yoksa vefasızlık mı? 

İlk zamanlar en azından bir yanıt verirdin. Soğuk ve kabaca dizilmiş cümleler bile olsa gelirdi. Bir zaman sonra buza kesti, hiç tanımadığım birinden geliyormuş gibi. Bitmeye mahkûm bir bağın son notası çalıyor mesaj bildiriminde: “Çok yoğunum. Kendime hâlim kalmadı, başka sefere.” Bu defa geçiştirilmekten öte bir yanıt bu. Üstünden kaç saat geçti bilmiyorum. Kaç defa okuduğumu da. Yanıt vermedim hâlâ. Bekliyorum öylece. Belki de girdiğim şoktan beni kurtaracak bir mucizeyi. Hangi olağanüstü bir durum çıkarabilir ki bu bekleyişten beni? Kapının ansızın çalması ve onun “Ben, geldim,” demesi mi üzerine basa basa. Yoksa “Geleceğini biliyordum,” diye yanıt vermemi beklemeksizin, “Haydi, hazırlan gidiyoruz!” diyerek elimden tutup götürmesi mi? Yok öyle bir mucize. Oysaki birlikteyken ne çok kurardık böyle sürpriz kavuşmaların hayalini. Ansızın kapımı çalacaktın, sonra yine Erguvan ağaçlarının gölgesine gidecektik. O zile, eve gelen kargo görevlileri dışında kimse basmadı. Portmantoda sana özel aldığım gri terlik hiç giyilmedi. Gerçekleşmesini dilediğimiz nice deli düşün izi dolabın kuytu köşesinde birikti. Bugün değilse de arada tozunu alıyorum.

Mesajı tekrar tekrar okurken kahvem soğudu. Kendimle çelişiyor, kendimle kavga ediyorum. 

Bir yanım “Yine mi, oldu mu şimdi?” diye yazmak istiyor, öbür yanım “Tamam, ne zaman istersen.” demek. Ne yazarsam yazayım biliyorum; hafızamda yaşattığım anıların gölgesi cama düşecek. Bir çocuğun, yetişkin dünyanın denge takıntısını bozmak istercesine çırpınan bedeni belirecek o gölgenin üzerinde. 

Bu sözlerin hiçbiri bana ait değil.

“Beynine hangi klişe cümleler takıldı?” diye azarlayacak içimdeki ses. Ardından küçük harflerle dökülecek serzenişim: “Ama… beni aylardır geçiştiriyorsun.” Eksik bir hayatın kumaşında açılan delik gibi büyüyecek o sözler. Aramızdaki mesafeyi daha da uzatacak. İşte asıl korkum da bu. Kırgınlığımı, kızgınlığımı, sürekli ertelendiğimi açık açık yazmayı istemek kadar büyük bir çocukluk var mı şu koskocaman dünyada? Yazsam bile ne değişir ki?

Eziliyorum bu olgunlaşmış cümlelerin altında. Robotlaşmış bir beynin üretimi bunlar; çocuk ruhuma ağır. Kaldıramıyorum, karşılayamıyorum. Olgunlukla yaklaşamıyorum tüm bu olup bitenlere. Sürekli temkinli davranmaya çağıran sesler üşüşüyor parmaklarıma. Neden? Galiba korkuyorum. Oysaki yetinmeyi bilmeliydim. Kendimle kalabilmeyi. Dört duvar arasında da olsam, kendimi kendimle çoğaltabilmeyi. Atmamalıydım o titrek ve korkak mesajı, “Seni çok özledim, görüşelim.” Yazdım çünkü cidden korkuyorum; o tablonun içine daha fazla çekilmekten ve orada unutulup gitmekten.  

Sana senden habersiz kaç cümle savurdum. Kendimi, kendimle savaştırdım. Bu kadar yoğun çelişkiyi aynı anda yaşarken acı çekiyorum. Yine ıssızım. Yokluğunun istilası sarıyor içimdeki tüm cepheleri. İçinde kaybolduğum bu zifiri gecede perdeyi hafifçe araladım. Koridordan esen rüzgâr, hiç giyilmemiş bir sessizliği taşıdı içeri. Bir an, sanat galerisindeki o tabloyu anımsadım. Pencerenin önünde bekleyen kızın yüzü seçilmiyordu; yalnızlığı görünüyordu. Şimdi camda bana ait olan da buydu. 

Daha kaç yalnızlık geçecek önümden, ömrümden...

Yorumlar


bottom of page