top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

“En güzel çocuk: Henüz büyümedi”

  • Yazarın fotoğrafı: Litera
    Litera
  • 1 gün önce
  • 3 dakikada okunur

Duygu Uzel, Mehmet Fırat Pürselim'in yeni romanı, Kıyıya Paralel odağında yazdı: “Arakus sokaklarında yürürken yabancı yüzler görmeyiz. Köşeyi döndüğümüzde bizzat kendi gerçeğimizle çarpışırız. Mehmet Fırat Pürselim, Kıyıya Paralel’de doksanlı yılların hüznünü, mizahını ve ortak kaderini insan hikâyeleri üzerinden anlatıyor.”



Tarih, büyük olayların, kazananların raporlarını tutadursun, edebiyat resmî kayıtların kadraj dışı bıraktığı anların fotoğrafını çeker kurgusuyla. Fotoğraf karesine yansıyanlar, rüzgârın yönünü tayin edenlerden çok, karayelde hırçın dalgalara karşı hayatta kalmaya çalışanların hikâyesidir. Mehmet Fırat Pürselim, Kıyıya Paralel adlı romanında tam da bu kadrajın içinden sesleniyor okura.


Fırtınaya rağmen suyun üzerinde kalabilmek en büyük zaferdir bazen tüm coğrafyalarda. Kendi kozasına çekilerek güvende kalacağını sananların yanılgısı, zamanla yerle bir olur. Dışarıdaki soğuk, korunaklı duvarların arasından sızıp içeri ulaştığında tarafsızlık kalesi çöker. Ne tarafsızlık çözümdür böylesi durumlarda ne de taraf olmak. Herkes kendi doğrusunu eklemiştir kitaplarına. Yazılanların öncesine, sonrasına bakmaya gerek duyulmaz. Kalem kırmak, kibrit çöpü kırmaya eşdeğerdir onlar için.


Zamanın akışı hep benzer döngülerle kesintiye uğrar bazı topraklarda. Saatler ilerlese de takvimde aylar yıllar değişse de her yeni kuşak, kendisinden öncekilerin maruz kaldığı değişmez nizamın soğuk yüzüyle tanışır. Olağanüstü olanın olağan sayıldığı, kuralların cilalı kalemlerle yazıldığı yılların gölgesi, insanların sırtından hiç eksilmez. Topraklar atılsın en ölüsünden üzerlerimize gelsin pop, gelsin top açılsın kapılar sonuna kadar. Rahatladık değil mi biraz, derin derin nefes almak lazım. Yaş mı, uğraş mı, gelecek mi kimin umurunda...


Mehmet Fırat Pürselim, romanındaki Arakus kasabasının henüz talan edilmemiş coğrafyasında ülkenin panoramik kesitini önümüze serer. Doksanlı yılların yarı mizahi ama satır aralarında hüznü barındıran bir roman Kıyıya Paralel. Okurun beş duyusunu da harekete geçiren, yer yer iç çektiren, sahi bunlar da vardı dedirten andaç misali. Tek solukta okunabilecek ama öyle yerlerde can evinden vurup yutkunduracak cümlelerle yüklü bir metin. Kaleme alınan karakterler, toplumsal tipolojinin süzülüp gelen yansımalarıdır aslında. İnançlı, inançları doğrultusunda inatçı delişmen ruhların büyüme hikayesi anlatılırken onlar ve çevrelerindeki büyükler için seçilen roller ise sayfaların arasından çıkıp geliverir yanımıza. Arakus sokaklarında yürürken yabancı yüzler görmeyiz. Köşeyi döndüğümüzde bizzat kendi gerçeğimizle çarpışırız. Yazar mikrokozmosu mucizelerden yaratmak yerine içinden geçtiğimiz hayatın ta kendisiyle örer.


Mehmet Fırat Pürselim, önceki kitaplarında olduğu gibi bu romanında da metafor ve imge kullanımında oldukça başarılı. Bölge olarak Karadeniz’in seçilmesi de her acıdan çok özel. Hikâyenin akışına yerleştirdiği her unsur tam on ikiden vuran isabetli dokunuşlarla metnin derinliğini artırıyor. Onların peşinde yol haritasını çizen okur kişisel tarihindeki izleklerde buluveriyor kendini. 


Yazar, karşıtlıkların kolaycılığına kaçmayan, kimseyi tek kalemde canavarlaştırmayan diliyle can evinden yakalıyor okuru. Hayatın sert rüzgârıyla karşı karşıya kalan karakterlerini yargılamadan, onların insani çaresizliklerini ve sığınaklarını da görünür kılıyor. Bunun dışında insanı tüm boyutlarıyla kavrama becerisini hiçbir öğreticiliğe sapmadan metne yedirmiş. Karakterlerin kim olduğunu ya da sert köşelerde nasıl hayatta kaldıklarını büyük cümlelerle açıklamıyor. Okur, onların “neden”lerini ve “nasıl”larını bir otobüsün havasızlığından, telaşlı bir sigara dumanından, vazgeçişlerinden veya paylaşılan son kuruştan seziyor. İnsanı tüm çelişkileri ve gerekçeleriyle sadece yaşayarak gösteren yazı dili, okuru ortak kaderin tanığı yapıyor.


Yol kenarındaki meşe ağacı, kökleriyle toprağa, dallarıyla gökyüzüne uzanan yaşamın ta kendisi. Başlangıçla bitişin kesişme noktası kimi zaman. Büyümekle büyüyememek ya da büyütememek arasında bir yarım kalmışlık duygusu oturuyor insanın boğazına. Okurun kulağında Neşet Ertaş'ın Yalan Dünya ezgisiyle bir balon havalanıyor gökyüzüne. Gözden kaybolan her renk, kaçınılmaz derinlikle baş başa bırakıyor bizi. Zaten rip akıntısı her an dibe çekmeye hazırken, açık denizlere kulaç atanlardan daha iyi kim bilebilir ki gerçeği...

Keyifli okumalar.



KIYIYA PARALEL

Mehmet Fırat Pürselim

Papirüs Yayınları, 2026

192 s.

Yorumlar


bottom of page