top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

Rüya Oteli: Herkesin başına gelebileceklerin spekülatif anlatısı

21 dakika önce
4 dakikada okunur

Gülsel Ceren Güneş, Laila Lalami’nin romanı, Rüya Oteli üzerine yazdı: "Kitapta, Kurumsallaştırılmış olmanın çaresizliği, kişinin “normal” olduğunu kanıtlamak zorunda kaldığı sistem ve sıradan görevlilerin sahip olduğu korkunç güç çok iyi anlatılmış."



İlk kez spekülatif kurgu türünde bir eser okuduğumda en sevdiğim türü bulduğumu anlamıştım. Bu türde de bilimkurgudaki “Falanca bilimsel ya da teknolojik değişim olursa ne olur?” sorusuna benzer bir soruyla yola çıkılsa da ondaki teknolojiyi açıklama ve anlatma zorunluluğu yok, spekülatif kurgu böyle bir dünyada insanın nasıl değişeceği ile ilgileniyor. Distopya “Bu düzen böyle devam ederse hayat nasıl yaşanmaz hale gelir?” üzerinden bir sorgulama yaparken spekülatif kurgunun ayakları her zaman içinde bulunduğumuz gerçekliğe de basıyor. Laila Lalami’nin İthaki’den çıkan ve dilimize Sevda Deniz Karali’nin kazandırdığı Rüya Oteli elbette türü sebebiyle beklentilerimi karşılayacaktı. Fakat bu kadar katmanlı bir roman olmasını ben de beklememiştim. Sanıyorum artık spekülatif kurguda en sevdiğim kadın yazarın kim olduğuna da karar verdim.


Yazar Laila Lalami önceki kitapları The Moor’s Account ve The Americans ile zaten pek çok kısa listeye, finalistliğe ve ödüle layık görülmüştü. Rüya Oteli ise Women’s Prize for Fiction’da uzun listede (2025) yer aldıktan sonra Edgar Allan Poe Award’da en iyi roman kategorisinde iyi bir derece elde etti. Lalami, yasadışı göçmenlerin sınır dışı edilmeden önce tutuldukları yerlere hapishane denmemesi fakat pek farkının da olmamasından ilham alarak Rüya Oteli’ni yazdığını söylemiş.


Eser yakın tarihte, Amerika’nın Los Angeles eyaletinde geçiyor ama bir dekor gibi kullandığı kasaba tamamen kurgu. Bu yakın geleceğin Amerika’sında sistem herkesin suç işleme olasılığını hesaplıyor ve puanı yüksek olanları “önleyici gözaltı”na alıyor. Puan hesaplamalarına yirmi senedir görmediğiniz kuzeninizin suç kaydı ve rüyalarınız da dahil. Ana karakterimiz Sara yerel bir müzede çalışan, kocası ve ikiz bebekleriyle yaşayan, oldukça sıradan bir kadın. Londra’daki bir konferanstan dönerken havaalanında “Risk Değerlendirme İdaresi”nden ajanlar onu kenera çekiyor ve kişinin risk puanı düşene kadar kurallara uyarak yaşaması gereken yere götürülüyor. Sara; akademik geçmişine, son derece sıkıcı ama istikraralı işine, normlara uygun ailesine rağmen algoritmanın yanlış tarafında kalıyor. Sistemde teorik olarak yirmi bir gün kadar kısa bir vakit geçirecekken müebbete benzeyen, anlamsız bir süreç başlıyor. Eserin büyük bölümünde Sara’nın neredeyse kafkaesk diyebileceğimiz düzenin içerisinde nasıl yol aldığını takip ediyor. Yazar ustalıkla yaptığı geçmişe dönüşlere ek olarak bölüm aralarına değerlendirmeler, anonslar ve mesajlardan da kesitler koymuş.


Kurumsallaştırılmış olmanın çaresizliği, kişinin “normal” olduğunu kanıtlamak zorunda kaldığı sistem ve sıradan görevlilerin sahip olduğu korkunç güç çok iyi anlatılmış. Bu yapı bana bir akıl hastanesinde geçen ve yine insanların otoriteleri bu kez akıl sağlıkları konusunda ikna etmeye mecbur olduğu eserleri de hatırlattı. Bir suçlunun hapishane sistemine girmesi ve içinden çıkamamasını okurken de hiç endişelenmeyebilirsiniz. Rüya Oteli bu açıdan çok çarpıcı; herkes çok sıradan ve aslında suçlu bile değil. Karakterlerin yaşadıkları hayatta kolluk kuvvetlerinin dikkatini çekecek hiçbir şey olmayabilir. Fakat o kolluk kuvvetleriyle karşılaşmadaki tavırlarından, ırklarından ya da herhangi bir şeyden gözaltı için gerekçe bulmak çok basit. Eserde algoritmanın işaretlediği her şey herhangi birinin başına gelebilir. İkiz bebeklerinizle iş seyehatine gidip dönerken yaptığnız uçak yolculuğundan sonra kenara çekilip sorgulansanız siz de görevlilerin kabalığına sonsuz kibarlık gösteremeyebilirsiniz.


Hepimiz sürekli değişen kanunlar arasında “suç riski” taşıdığımıza dair işaretlenmekten bir kötü gün uzaktayız. Bu evrensellik metne nakış gibi işlenmiş, bir noktada açıkça da dile getiriliyor: örnek bir gözaltı sakini olmak için bütün enerjisini harcayan Sara’nın orada kalacağı süre son derece önemsiz bir sebepten uzatılınca arkadaşı ona sadece kötü bir gün geçirdiğini, bunun eninde sonunda herkesin başına geldiğini söylüyor. Roman, okura güçlü bir hatırlatma sunuyor; suçu etkili bir biçimde caydıran bir sistem de adaletsiz olabilir. Yazar, suç oranlarının sistem tarafından etkili bir biçimde düşürüldüğünü inkar etmiyor, fakat altını çizdiği şey bunun insani bedelleri. Her ne kadar “spekülatif” olsa da kurgunun mesajı oldukça güncel.


Irklara yönelik önyargılar, göçmenlik kurumlarının kişilerin hayatlarındaki belirleyiciliği, elinde güç bulunan gardiyanların ya da polislerin bunu kötüye kullanmaları ve kimsenin onlara müdehale etmemesi gibi konularla da günümüze ait bir eser. Böyle bir roman üzerine yazmaktaki sorun, romanın değindiği her şeyi yeterince tartışamamak; Lalami orman yangınlarından işçi ayaklanmalarına ve örgütlenmeye kadar çok sayıda önemli konuya nokta atışı yapmış.


Eseri bir kenara koyduktan sonra benden farklı düşünen eleştirmenler de bulabilmek için her zamanki gibi araştırma yaptım. Romanı başarısız bulan bir incelemeyle karşılaşmadım fakat The Guardian ağırlıklı olarak algoritma konusuna değinmiş, ona da kulak vermeye değer. Yazıya göre “Lalami’nin kurguladığı yapay zeka kullanıcılarını, bireyden devlete kadar, hem daha akıllı hem de daha aptal yapıyor.” Gerçekten de öyle; hem muazzam bir veri topluyor hem de bu veriyi temelden yanlış yorumluyor. Sara’nın ve gözaltındaki diğer kişilerin duruşmaları rastgele erteleniyor, sistemsel hatalardan dolayı ziyaretleri reddediliyor, telefon görüşmeleri kesiliyor ve fazla ücretlendiriliyor. The Guardian yazarı Sara’nın devletin cezalandırabileceği kişilerden biri haline gelmesini yavaş yavaş kabullendiğine dikkat çekmiş, sadece bu açıdan katılmadım. Hangi kabullenmiş kişi örgütlü mücadele başlatır ya da içinde yer alır ki?


Okurken Sevda Deniz Karali’nin muazzam emeğine de şapka çıkaracaksınız. Dil farkından dolayı anlaşılmayan hatta çeviride fark edilmeyecek şakaları ve kelime oyunlarını açıklamış, metnin içinde olmasa da dipnotlarda keyif alıp gülümsüyorsunuz. Dilerim yazarın diğer kitaplarını da Karali’nin çevirisiyle okuruz.


Hem türünün en iyi örneklerinden birisi olduğu hem de beni zaten rahatsız eden konulara değindiği için Rüya Oteli’ni çok sevdim. Bir karakter incelemesi olarak da, toplumsal eleştiri olarak da çok başarılı. Finalini ve bazı konuların çözümsüz kalmasını pürüz olarak değerlendiren okur yorumları gördüm, açıkçası bu türde belirsizlik bence bir eksiklikten ziyade artı olarak da yorumlanabilir. En nihayetinde spekülatif kurgu bir çözüm önerme kaygısından uzak olmasıyla keyif verici.

Yorumlar


bottom of page