Zamanın değişmeyen rengi: Altın sarısı
- Burcu Karakoç

- 2 saat önce
- 3 dakikada okunur
Burcu Karakoç, Latife Tekin'in son romanı, Para Gürültüsü üzerine yazdı: "Yaşamın tek gayesi para kazanmak olunca insanın varlığı ve doğa, sermayenin dışında kalan değersiz fazlalıklara dönüşür."

Paranın icadından bugüne, başta ekonomi olmak üzere sosyal, politik, kültürel birçok alanı çok boyutlu değiştirdiğine hepimiz aşinayız. Fakat para dünyanın her yerinde ekonomik ilişkilerde kullanılan ödeme aracı olmanın artık çok çok ötesinde. Bir ülkenin, bir halkın, bir grubun veya bir bireyin kurduğu toplumsal ya da kişisel ilişkilerde öncelikli ve belirleyici olan temel değerler, yaşam felsefesi, hayat düzeni ya da politik duruş, bugün paranın ardında kalan, sahip olunması zor, farklı bir dünyada geçerli olan, geçmişe ait, romantik, gerçek dışı kavramlar olarak yer alıyor.
Latife Tekin, Mart 2026’da yayımlanan son romanı Para Gürültüsü'nde paranın iktidar olduğu bu dünyanın, değişen anlamlarının ve yoksulların yaratılan bu düzendeki konumunun üzerinde duruyor. Günlük sohbetlerimizde en geniş yeri kaplayan piyasa koşulları, grafikler, değişen kurlar, faiz oranları; yaşamımızı doğrudan belirleyen ekonomi politikaları, geleceği elinde tutan ve ona istediği şekli verebilecek sermaye sahipleri yazarın odak noktalarından. Vurguladığı bir diğer nokta ise varlıklı kişilerin konumu ve onların yaşamından arta kalanlarla ya da onların müsaade ettiği ölçüde, oluşturduğu koşullar çerçevesinde kendine yaşam alanı inşa etmeye çabalayan yoksulların bin yıldır değişmeyen hüzünlü durumu. Aynı yoksul yaşamın içinden gelen, o geçmişi taşıyan ana karakterin kendi gibi olanlara yardımcı olma refleksiyle hareket ederken standart piyasa uzmanlarından farklı bir yol izlediğini görüyoruz. Bu karakter, adıyla, söyledikleriyle, duygu ve düşünce âlemiyle gerçek dünyanın ötesinde başka bir evrenin insanı gibidir. Ekonomik gelişmelerden söz ederken, bir grafiği yorumlayıp yatırımla ilgili öneriler verirken ya da piyasa koşullarıyla ilgili kendi görüşlerini belirtirken bizden artık uzak olan, belki yabancılaştığımız belki unuttuğumuz o dünya ile ilgili duygular, deneyimler ve düşünceler, matematiksel ifadelerin arasından sızıp onların önüne geçmeye başlar. Bu anların, var oluşa çağıran, gerçeğe yaklaştığımız, hayatı kavrayıp kendimiz olabildiğimiz sahici anlar olduğunu düşündürdü bana. İnsanın çekirdeği para piyasalarının gerisinde sönüp giderken bu ses insanın içine seslenen hakikatli bir felsefe gibi. Yaşamın tek gayesi para kazanmak olunca insanın varlığı, sağlıklı bütünlüğü, temel hakları, doğa, doğaya ait unsurlar göz ardı edilir ve tüm bunlar sermayenin değirmenine su taşımadığı takdirde yaşamı yönetenler için zaman yitimine neden olan manasız, kıymetsiz fazlalıklar olarak görülür. Böyle bir anlayışla oluşturulan yakın zaman hayat düzenini ve bu düzenin insan tabiatına aykırılığını hatırlatan Tekin, doğaya ait ögelerin varlığıyla para piyasaları ve ona dair işlemleri bir araya getirerek bir karşıtlık kurmuş gibidir. Kurduğu bu ikiliği ana karakterde birleştirip, asıl mühim olanı vurgularken insanın teknoloji, para ve güçle insan vasfından nasıl uzaklaştığına, bu uzaklaşmanın nelere mal olduğuna ve olacağına doğrudan gönderme yapar. Sermaye sahiplerinin yalnız geçmişi ve bugünü değil geleceği de yoksulların elinden alacağını belirtirken geçmiş sanki bir kurtuluş imgesi olarak yer alır romanda. O geçmiş nelerden oluşur, neleri içinde taşır da yoksullara geleceği yeniden verir? Romantik bir geçmişseverliğin ötesinde birçok kavramla ve değerle örtüşen yanları olduğunu çağrıştırdı bana. Bu aşamada zamanın önemli izleklerden biri olduğunu söylemek yanlış olmasa gerek.
Yine altının bir maden ve bir yatırım aracı olarak sıklıkla yer alması geçmiş imgesiyle birleşen güçlü metaforlardan biri olarak karşımıza çıkar. Kadim olanı, değişmezliği, gücü, güveni, eski çağları ve o çağların yaşam evrenini ve özellikle yoksullar için çıkış yolunu bilincin sınırlarına taşıyan bir metafor… Sanki teknolojinin yaratacağı robot zihinlerin karşısına dikilebilecek sevilen, kudretli bir karakter… Bereketi, yaşama sevincini, yeniden hayal edebilmeyi sağlayan yer altı coşkusu… Gerçek ve gerçeküstünün sınırlarının silikleşip bir büyük bütünlük oluşturduğu “Para Gürültüsü”nde matematiksel verilerin sanrılarıyla sersemlerken özellikle Beyzana karakteri üzerinden mistik âlemin ruhani gölgeleri üzerime düşer. Belki de onun oğluna yönelik, gökyüzü referansıyla oluşturduğu öngörüleri teknoloji ve paranın neden olacağı ürkütücü sonun bir sembolüdür. Ayrıca yazarın kendine özgü cümle yapısı, oluşturduğu güçlü kurmaca evreni ve şiirsel dili paranın soğuk yüzünü gözümüzün önünden çekip alır. Denizden gelen esinti, aniden çıkan fırtına, ayın kumsala vuran temiz ışığı ve yaz sıcağını ferahlatan tuzlu su her yanımızı saran “para gürültüsü”nün sesini keserken bize aslında neyi kaybettiğimizi ve daha neleri kaybedeceğimizi hatırlatır.
PARA GÜRÜLTÜSÜ
Latife Tekin
Can Yayınları, 2026
Tür: Roman
196 s.






































Yorumlar