top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

Bir davadan devasa bir devlet eleştirisine

Gülsel Ceren Güneş, Liu Zhenyun'un romanı, Kocamı Ben Öldürmedim üzerine yazdı: "Kocamı Ben Öldürmedim, bireysel adalet arayışının nasıl devasa bir devlet mekanizmasını harekete geçirebileceğini gösteren, kara mizahla örülmüş güçlü bir siyasi hiciv."



Çinli yazar Liu Zhenyun'un Kırmızı Kedi'den çıkan ve Çince aslından Giray Fidan tarafından çevirilen Kocamı Ben Öldürmedim romanı, ilk bakışta basit bir aile draması gibi görünen olayı, devasa bir bürokratik komediye dönüştürerek okuru şaşırtıyor. Roman, tek çocuk politikasının baskısı altında, devlete ceza ödemeden ikinci çocuğunu doğurabilmek için kocasından sahte biçimde boşanan Li Xuelian'ın hikâyesini anlatıyor. Çiftin planı oldukça basit ve akılcı; önce boşanacaklar, babaya büyük çocuk verilecek, anne bebeği doğuracak ve böylece “herkese bir çocuk düşecek”, sonra tekrar evlenecekler. Fakat kocası Qin Yuhe bu boşanmayı fırsat bilip başka bir kadınla evlenince, Li Xuelian'ın hayatı bambaşka bir mecraya sürükleniyor. Boşanmanın aslında “sahte” olduğunu kanıtlamak için yerel yetkililere başvuran kadın, kabul göremeyince davasını Pekin'e, Ulusal Halk Kongresi'ne kadar taşıyor ve bu süreçte pek çok yerel ve bölgesel yetkilinin görevden alınmasına yol açıyor. Yıllarca hakkını aramak için eylem yapsa ve ortalığı karıştırsa da sorun asla çözülmüyor. 

Betimlemelerin azlığı ve diyalogların senaryo metni gibi ilerlemesi herkesin dikkatini çekecektir. Bence bu mesafeli anlatımın içine yerleştirilen kara mizah kitabın en güçlü yanlarından biri. Absürtlük ve trajedi sürekli iç içe geçiyor; küçücük bir yanlış anlaşılmanın domino etkisi gibi koca bir devleti sarsan krizlere dönüşmesi, hem gülünç hem de ürkütücü bir tablo ortaya çıkarmış. Düzenin, kuralların ve Çin’deki gündelik hayatın içindeki sessiz çürümeyi açıkça görüyorsunuz. Li Xuelian'ın “küçük bir meseleyi” bu denli “büyük bir fırtınaya” dönüştürebilmesinin altında; ilgisizlik, yetkilendirmedeki yanlışlar, iletişim kopuklukları ve varsayımlar yatıyor. Örneğin Li Xuelian’ın kongreyi basmak gibi bir amacı yokken, hatta aklının ucuna bile gelmesi mümkün değilken otelin mutfak tarafından çıktı diye personel zannediliyor, bu sebeple otobüse eşya taşıyor, otobüstekiler onu sırf otobüste olduğu için delege sanıyor ve delegelerle indi diye kongre üyesi gibi binaya girebiliyor. 

Kitabın dikkat çeken bir başka yönü de, anlatıcının cinsiyetinin metne sızma biçimi. Ana karakter iki aylık lohusayken yaşaması neredeyse kaçınılmaz olan fiziksel ağrılardan, hatta bebeğini emzirmemesi nedeniyle karşılaşabileceği mastit gibi rahatsızlıklardan hiç söz edilmiyor. Toplumda kadın olmanın bu kadar merkezi işlndiği bir hikayede böyle bir eksiklik, romanın kadın karakterine yaklaşımının sınırlarını da gösteriyor. Tüm roman boyunca Li Xuelian bir kadın ya da anne olmasından ziyade bir dava yürütücüsü olarak var ediliyor. Bu durum, romanın tekrar eden bir başka teması olan "Pan Jinlian" göndermesi üzerinden kadına yönelik toplumsal damgalamayla da örtüşüyor. Li Xuelian, sahte boşanma meselesini açıklamaya çalıştıkça, kocası onu Çin edebiyatının klasik "sadakatsiz kadın" figürü olan Pan Jinlian'a benzetiyor. Bu benzetme Li’nin üzerine yapışıp kalıyor. Böylece kadının kişisel adalet arayışı, yalnızca bir hukuki meseleden ibaret kalmayıp, giderek bir kimlik ve itibar mücadelesine dönüşüyor ve bir ömür sürüyor.

Romanın asıl omurgasını oluşturan şey ise, Çin bürokrasisinin kaos korkusu. Liu Zhenyun, Li Xuelian'ın davası üzerinden, Çinli yetkililerin halktan duyduğu derin tedirginliği ustaca gözler önüne sermiş. “Sıradan” ve "önemsiz" bir kadının bireysel adalet arayışı, zamanla ilçeden merkezi hükümete kadar uzanan koca bir sistemi harekete geçiriyor, yetkilileri telaşa düşürüyor. Kadının mücadelesini engellemeye çalışanlar Li’nin herkes hakkında dilekçe vermesiyle işten atılıyor. Sorun çözülmüyor, mücadele bitmiyor hatta siyasi koltuklara yeni yerleşenler için bir fırsat bile oluyor. Çünkü; “Bürokraside bir kere adam atılmış yerden bir daha kolay kolay adam atılmazdı. Dünyanın en tehlikeli yeri aynı zamanda en güvenli yeriydi.” 

Roman hakkındaki eleştirilerde en sık tekrar eden temalardan biri de bu noktada devreye giriyor; Çin'deki dilekçe (xinfang) sisteminin ve bürokrasinin eleştirisi. Roman, devletin bu tür bireysel şikayetler karşısında gerçeği çözmekten çok istikrarı korumaya odaklandığını gösteriyor. Yetkililer için mesele, Li Xuelian'ın haklı olup olmadığı değil, onun sessizce ortadan kaybolmasını sağlamak. Bu da romanı, bireysel bir dramın çok ötesine taşıyıp, otoriter sistemin işleyiş mantığına dair keskin bir hicive dönüştürüyor.

Çin’in bürokratik cehenneminden payını almamış Goodreads kullanıcılarının bazıları politik hiciv olmasından dolayı ve “sırf komedi unsuru olsun diye” olayların “fazla abartılmış” olduğunu yazmışlar. Açıkçası Çin’in ünlü kitap platformu Book Douban’daki yorumları okuyana kadar ben de aynısını düşünüyordum. Platformda on üzerinden sekiz alan roman için büyük bir çoğunluk “çok gerçekçi”, “daha doğru anlatılamazdı” gibi yorumlar yapmış. Bu iki platform arasındaki algı farkı romanın yerel bir siyasi ve toplumsal bağlamdan beslendiğini, evrensel bir adalet arayışı hikayesi olarak okunduğunda bile kültürel arka planın önemini kaybetmediğini gösteriyor. Bu açıdan eseri oldukça başarılı buldum. 

Kocamı Ben Öldürmedim, sade bir anlatım tekniğiyle son derece karmaşık bir siyasi eleştiri içeriyor. Betimlemeden kaçınan, diyalog ağırlıklı üslubuyla okuru duygusal olarak değil zihinsel olarak meseleye çekiyor. Kara mizahla trajediyi iç içe geçrirken bireysel adalet arayışının nasıl devasa bir devlet mekanizmasını harekete geçirebileceğini gösteriyor. Yazarın kadın bedenine dair sessizlikleri bir eksiklik olarak öne çıksa da kitabın bürokrasi ve toplumsal damgalama üzerine söyledikleri, onu Çin edebiyatının güncel siyasi hicivleri arasında önemli bir yere koyuyor.



KOCAMI BEN ÖLDÜRMEDİM

Liu Zhenyun

Kırmızı Kedi Yayınları, 2026

Çeviri: Giray Fidan

Tür: Roman

312 s.

Yorumlar


bottom of page