Bugün yaşadığımız her şeyin adı: Para Gürültüsü
- Şule Tüzül

- 3 dakika önce
- 6 dakikada okunur
Şule Tüzül, Latife Tekin'in romanı Para Gürültüsü üzerine yazdı: "Her romanında yeni bir dille bir meseleyi anlatan Latife Tekin, o şiirsel ve masalsı diliyle paranın dilini, günümüzün iyice bozulan, mekanikleşen, anlaşmaya değil anlaşamamaya, yakınlaşmaya değil uzaklaşmaya neden olan diliyle buluşturmuş."

Gümüşlük'te oturduğum evin arkasında bir tepede durur Gümüşlük Akademisi. Buraya taşındığım ilk yıllarda, yani on iki yıl önce, bahçesi, ağaçları ve doğayla uyumlu binalarıyla tek başına dururdu orada. Akademi'ye gidenlerin genelde ortak düşüncesidir: Daha bahçeye adım attığınızda, başka bir dünyaya girdiğinizi hissedersiniz. Tanımlaması güç bir histir bu. O bahçe sarıp sarmalar sizi. Her alan başka bir duyguyla keyif ve huzur verir ama gölün kenarındaki masalar en özel yer olsa gerek. Şansınız varsa, bir yerlerden Latife Tekin çıkar gelir etrafa büyüsünü yayarak. Bence bir şaman büyücüsüdür o zaten. O geldi mi sohbetlerin de izlenen etkinliklerin de tadı başka bir lezzete dönüşür, derinleşir. Bu sohbetlerde ara sıra insanlar bahçeye ya da binalara çeşitli düzenlemeler, ekler, yaşamı kolaylaştıracak değişiklikler yapılmasını önerirler. Latife Tekin ise hep şunu söyler: Burada iyi hissetmenizin nedeni işte o değişikliklerin yapılmamasıdır, buraya çaktığınız her çivi buranın ruhunu eksiltir, eğer bu değişiklikler olursa belki daha rahat edersiniz ama bir daha eskisi gibi hissedemezsiniz.
Evimin bahçesine ne zaman çıksam ilk olarak o tepeye, akademiye bakarım. Akademiden yayılan bir şey vardır sanki ta evime kadar ulaşan. Hatta o şey tüm Bodrum'a, oradan tüm ülkeye yayılır gibi duyumsarım. Akademinin varlığı güç ve umut verir içime.
Akademinin ruhu değişmedi, eksilmedi; büyülü, doyurucu, çekici, toplayıcı, birleştirici, sevgi ve şefkat yüklü. Ona baktıkça belki daha çok güç ve umut alıyorum ondan. Ama bu on iki senede çok şey değişti.
Artık o tepeye baktığımda akademiyi göremiyorum, ama yerini bildiğimden bulunduğu noktaya bakıyorum yine bahçeme her çıkışımda. Tepenin tek yeşili yoğun bölgesi. Tepenin tamamı korkunç bir yapılaşmaya kurban edildi. "Lüks" villalardan oluşan siteler doldurdu o tepeyi. Sadece tepeyi mi, ülkenin her yeri bir şantiye yıllardır. Belki on yıldır korkunç bir inşaat gürültüsü hâkim Bodrum'a: Tak tak tak, tuk tuk tuk.... Beynimizin içine yerleşti o gürültü, nereye gidersek gidelim, uykuda bile uğultusu sürüyor. Yapılaşma yetmiyor, zenginler aldıkları villalara sürekli tadilat yapıyor, bitmiyor tak tuk tuklar.
Yıllar içinde geldiğimiz noktada her şey, doğrudan ya da dolaylı, parayla ölçülüyor. Para tek değer ölçüsü. Paraya dönüşmeyen hiçbir şeyin kıymeti yok.
Ama bundan daha kötüsü var, bu durumu kanıksadık!
Bu kanıksama hali yaşamın her alanına yayıldı.
Kadın cinayetleri. Çocuk cinayetleri. Çeteler.
Eğitim öğretim, sağlık, kültür, sanat, adalet, siyaset,... her şey paraya teslim edildi. Yaşamı daha iyi ve daha güzel yapan alanlar değil artık bunlar, her biri bir sektör. Buna edebiyat da dahil. Bir edebiyat eserinin kıymeti edebi yönden değil satış rakamları ile ölçülüyor, bir eserin çok satması da edebi kıymeti sayesinde değil markalaşma ve pazarlama stratejileri sayesinde gerçekleşiyor.
Hukuk kimin için var?
Vasatın alkışlandığı, emeğin aşağılandığı bir dönemi yaşıyoruz.
Kimsenin birbirini dinlemediği, ancak en fazla on saniye dinlemeye ve izlemeye tahammül edebildiğimiz ekranlarda hemen herkesin konuştuğu bir dönem bu.
Tüm bu hengâme sürüp giderken Latife Tekin'in Can Yayınları'ndan çıkan son romanı Para Gürültüsü, kitabı okumaya başlamadan adıyla vurdu beni. Yukarıda saydığım ve sayamadığım her şeyin adı buydu işte: Para gürültüsü. Uğultusu uyurken bile devam eden o gürültü.
Ne zaman bir Latife Tekin kitabına başlasam, daha ilk satırlarda onun büyülü dilinin ve bu dilin yarattığı dünyanın içine girmenin sevincini yaşarım. Para Gürültüsü'nün ilk satırlarında, romanın ana kahramanı Kikobaki'nin Youtube'tan yaptığı yayının içine düşüverdim. Sayfalarda ilerledikçe görüyoruz ki finans dünyası, borsa yorumları, sosyal medya muhabbetleri, dijital çağın getirdiği dilin kullanıldığı bir dünya Para Gürültüsü. Her romanında yeni bir dille bir meseleyi anlatan Latife Tekin, o şiirsel ve masalsı diliyle paranın dilini, günümüzün iyice bozulan, mekanikleşen, anlaşmaya değil anlaşamamaya, yakınlaşmaya değil uzaklaşmaya neden olan diliyle buluşturmuş. Bunu da elbette ustaca yapıyor. O bir dil ustası. Mizah bu dilin önemli unsurlarından biri. Özellikle Kikobaki'nin finans yorumlarında kullandığı dil beni sık sık gülümsetti, hüzünlendirdi de. Latife Tekin'in roman boyunca karşımıza çıkan isimlendirmeleri ise düşündürücü: Dijital koyunlara yatırım, yorgunluk kokusu...
Kikobaki, babasını erken kaybetmiş, önce zengin evlerine yemek yapmaya ve fal bakmaya sonra ünlendikçe fal işini büyüten, geliştiren, zamanla bir Youtuber'a dönüşen annesiyle yaşıyor. Ressam olmayı hayal ederken yaşam koşulları buna izin vermiyor. Bir meslek lisesini bitirdikten sonra finans ve borsaya merak salıyor, öğrendikleriyle küçük yatırımcıyı korumayı amaçlayan bilgiler verdiği bir Youtuber oluyor o da. Latife Tekin, Kikobaki'nin yaşadıkları üzerinden hem bugünün Türkiye'sini hem de dünyayı masaya yatırıyor, onlarca meseleyi neredeyse bir cerrah titizliğiyle irdeliyor. Kitap yayınlandığı günden itibaren bu meseleler üzerine onlarca yazı yazıldı, söyleşi yapıldı. Yıllarca da konuşmaya devam edeceğiz bence.
Bu meselelerden biri zaman. Zaman zenginlerin değil, yoksulların yaşamı üzerinden tanımlanıyor bu romanda. Kikobaki, kendisini eleştiren arkadaşı Ramini ile şöyle bir sohbete tutuşuyor:
"Bence zamanı taşıyıp götüren insanlar var Ramini, hayat yükünün altına girmiş insanlar bunlar, iki omuzlarıyla birden.", "O insanların omuzlarına binmiş hayat yükünün toplam ağırlığına zaman diyorum ben, onlar ne yöne çekerse zaman o yöne akar."
Kikobaki'ye göre, Ramini ile aralarına giren şey, Ramini'nin hayatın gidişatına etki edebilme gücüne sahip zamanı omuzlamış insanlardan biri olması.
Para Gürültüsü, okurunu Kikobaki aracılığıyla geleceğe değil geçmişe bakmaya, geçmişe sahip çıkmaya davet ediyor. Çünkü gelecek zenginler tarafından gasp edildi. Epstein davası, zenginliğin ne anlama geldiğinin en çarpıcı göstergelerinden biri. Roman bir kehanet gibi; şu günlerde AHBAP davasının yeni bilgileri ile uyanıyoruz her güne.
Romandaki diğer bir mesele ise ev ve mekân kavramları. Eskiden insanların bir ev alma hayali vardı, bu amaç anlamlandırırdı yaşamı. Bu basit hayal bile insanların ellerinden alındı. Roman boyunca mekânın hem yaşamlarımızı hem de hayallerimizi nasıl değiştirdiği ve dönüştürdüğüne dair hikâyeler okuyoruz.
Doğamıza uymayan günümüz yaşamını ister istemez kanıksıyoruz, sanki her şey normalmiş gibi yaşıyoruz. Oysa yaşananların hiçbiri normal değil. Bu kadar çok hastalık, bu kadar çok acı, ölüm, savaş normal olamaz. Paranın gürültüsü ile zehirlenen dünya Epsteinleri, Ahbapları kusuyor. Birinin gelip bizi omuzlarımızdan tutup sarsmasına ihtiyacımız var. Para Gürültüsü tam da bunu yapıyor. Latife Tekin, omuzlarımızdan tutup şöyle bir sarsıyor, hey kendinize gelin, bu yaşananlar normal değil, diyor. Bunu tam da Latife Tekin'e yakışan yazım teknikleri ve kurguladığı dil ile yapıyor. Dilin ve anlatımın parçalı, bölük hali, lirik cümlelerden finans analizlerine, youtube yorumlarından içsel konuşmalara, hayallerden ekrandan yansıyan gerçeklere art arda sıralanan anlatım okuru zorluyor, daraltıyor, iç sıkıntısına neden oluyor; tıpkı bugün yaşadığımız hayat gibi. İçinde debelendiğimiz hayatın romanı bu. Kolay tüketebileceğiniz bir roman da değil. Latife Tekin'in şiirsel ve masalsı dili yeri geldiğinde tüm bunların arasından kendini gösteriyor, okura nefes alacağı, düşüneceği alanlar sağlıyor.
"İnsan kendini en çok anlatmaya çalışırken kaybeder... Kaçınılmaz biçimde yanlış anlaşılırsın, sonucu yalnızlıktır..."
Romanın karakterlerinin isimleri her şeyin markalaştığı bir dünyanın en güzel örnekleri. İnsanın bir değeri yok bugün. Değer kazanmak için sistemin kurallarına uyum sağlaması gerek, bu ise insanın kendinden uzaklaşması demek. Tek tipleşmesi demek. Doğasından uzaklaşması dolayısıyla mutsuz olması demek. Mutluluğun, herhangi bir şeyi pazarlamanın en önemli araçlarından biri olduğu, ama o şeylere ne kadar sahip olursak olalım kimsenin bir türlü mutlu olamadığı bir dünya.
Kikobaki romanın yarısında şehirde yaşar, diğer yarısında bir sahil kasabasındadır ve adı Bakaçyo olur bu sahil kasabasında. Latife Tekin bu şekilde romanı iki bölüme ayırır; şehir yaşamı ile doğa, deniz, gökyüzü ve şehirden uzak bir yaşamın insanda yarattığı değişimlere tanık oluruz böylece. Kikobaki'nin annesi Beyzâna, yakın arkadaşı Ramini, hem youtuber olarak hem de yaşamda ne yapması gerektiği konularında fikir aldığı arkadaşı Analistabi başta olmak üzere, Coinışığı, Marketçi, İncisuel, Gümüşçü Nasri, Çikolata Hanım, Madam Jilanora isimleriyle dünyanın markalaşmasının örneklerini verirken, dünyanın da bu karakterleri ne yönde değiştirdiğini anlatıyor bu isimler.
Anlam arayışı, parayı temel alan yeni dünyanın dayattığı yaşam biçimleriyle anlamını kaybetti. Çağ hız çağı. Bir şeyleri, bir duyguyu hissetmeye, bir düşünceyi duyumsamaya, duygu ve düşünceleri sindirmeye zaman yok.
Böyle bir dünyada insan yolunu nasıl bulacak. Latife Tekin çözümün, hepimizin çok iyi bildiği, ancak yeni düzenin iktidarını korumak için kıymetsizleştirerek unutturduğu dostluk, sevgi ve dayanışma olduğunu anlatıyor Para Gürültüsü'nde. İnsanları tekrar şiirin etrafında buluşmaya davet ediyor. Bir kez daha, iktidarın diline karşı kendi yaratacağımız dili yaratarak iktidarlara direnebileceğimizin altını çiziyor. İkili ilişkiler de dahil iktidarın her türüne karşı bir direniş bu.
"Rakamlarla konuşmak pek bir şey ifade etmiyordu Bakaçyo'ya artık, piyasa verilerini çarçabuk aktarıp hayatın asıl likiditesinin birbirine tutunan insanların şefkatle örülmüş dayanışması olduğunu söylüyor, kimi videolarında diline öyle doğduğu için, kiminde bile isteye sevgiye, dostluğa, aşka getirip bağlıyordu sözü."
Latife Tekin, edebiyatıyla her zaman yoksulların yanında durdu. Ancak Para Gürültüsü yoksulluğun romanı değil. Elbette, Sevgili Arsız Ölüm'den başlayıp bugüne kadar gelen bir yolculuğun devamı, elbette Para Gürültüsü de yoksullardan yana. Ama Para Gürültüsü'nün ana meselesi bugünün eleştirisi, merkezine sadece ve sadece parayı alan bugünün eleştirisi.
Para Gürültüsü'nün sayfaları arasında resimler çıkıyor karşımıza. Bu desenler Mehmet Tekin'e ait. Bu yönüyle de farklı bir roman Para Gürültüsü. Sanki Kikobaki'nin defterine çizdiği desenler gibi düşündüm ben ama farklı anlamlar da içerebilir. Yorum okurların. Mehmet Tekin'in emeğine, yüreğine sağlık.
Latife Tekin, romanını Gümüşlük Akademisi Genel Sekreteri Emre Çetinkaya'ya şöyle ithaf etmiş: "Bahçe arkadaşım, komşu ağacım Emre Çetinkaya'ya". Bence bu ithaf bu romana çok yakışmış. Çünkü sevgili Emre parayla işi olmayan, parayı hayatının merkezine koymayan yegâne insanlardan biri olarak Akademi'yi şahane yönetiyor. Akademi'nin her noktasında onun emeği vardır. Yolu akademiden geçen herkesin dostudur, arkadaşıdır O. Akademinin o çok sevdiğimiz, bize iyi gelen ruhunun en önemli nedenlerinden biridir Emre. Bu vesile ile buradan ona da selam olsun, sağ olsun, var olsun.
Gümüşlük Akademisi'ne çakılamayan çiviler dünyanın her yerine çakılıyor para uğruna. O çivilerin sesi kulaklarımızdan gitmiyor. Dünya her gün eksiliyor. Yaşam her gün eksiliyor. İnsan her gün eksiliyor. Tak tak tak tuk tuk... Para gürültüsü susmuyor....
Susturabilir miyiz?... "Yoksulların kasırgası zamanı tarumar edecek!" diyor Kikobaki.



































Yorumlar