Geleceğin belirsiz ve nihayetsiz kaygısı: Dünyadan Son Gidişimiz
- Litera

- 1 gün önce
- 4 dakikada okunur
Çağnam Erkmen, Gülhan Tuba Çelik’in dördüncü kitabı, Dünyadan Son Gidişimiz üzerine yazdı: "Haset öyküleri bunlar. Başarı, mutluluk, zenginlik ve ışıltıları tahrip için kör eden aydınlıklarına saklanan sinsilere yeterince yaklaşan, ışığın dibinin her zaman kör karanlık olduğunu bilerek pırıltıyı küçümseyen, onu dışlamak için ona yanaşan cüretkâr karakterler ve peşin yanılgılar. Umut ve akıl asla aynı düzlemde çakışmıyor."

Dünyadan Son Gidişimiz, Gülhan Tuba Çelik’in dördüncü kitabı. Yazar edebiyat dünyasına dayısı, hamili kart yakını olmayan bir çevreden geldi. Kendini ispat edebilmek için en zorlu yöntemi seçti, mahfillere sızmak için çağdaş edebiyatta matbu veya dijital neredeyse her yayını okudu ve her kuytuya girdi.
Hızlı ve dikkatli okuyor. Zekâsı ve yaratıcılığı doğasından kaynaklı, endüstrileşmiş değil. Yazarın edebiyat anlayışını son kitabından başlayarak takip edecek okurlar basit cümleler, abartısız gümleyen yargılar, umursamaz, uçucu, taraflı bakış açısı bulabilir. Onlara Picasso’nun kübizmin yalın çizgilerine geçmeden önce klasik resim yapabildiğini ve bu yalınlığın bir damıtma sonucu meydana geldiğini hatırlatmalıyım. Basit değil yalın.
Gülhan’ı üçüncü kitabında, novellasında geldiği noktadan ötürü kirli gerçekçilik akımının kadın temsilcisi olarak işaret etmiştim. Kafandaki Ağaçlar kitabıyla bu türe yaklaşmıştı. Dünyadan Son Gidişimiz bu akıma ait değil. Modern gerçekçiliğe daha yakın bir anlayışa sahip. Çelik, edebi yolculuğunda başıbozukluğu denemekten kaçınmayan cesur bir yazar. O yüzden geldiği yerden itibaren ele alınmayı hak ediyor. 2019’da Fakir Baykurt öykü ödülü aldığı ilk kitabı Evsizler Şarkı Söyler’den itibaren yazarın kuytularda, dehlizlerde, deliklerde ötekinin peşinden gittiğini söyleyebiliriz. Dünyadan Son Gidişimiz’deki Köstebekler ve Köpekler öyküsünün başlığı ötekiyle biçtiği simbiyotik ilişkiyi ifade ediyor. İnsanları ve eğilimlerini, sığındıkları mekanlar, kozalar, gizlendikleri tünelllerle beraber değerlendiriyor.
Yazarın derdi var. Dertlerin çöreklendiği hikayeler, çekirdek magmadan çağlayan lavlı ateşle bir orman yangını gibi ilerliyor. Yazarın durmaksızın hareket eden, kıpırdayan, sakin duramayan; ilerleyemediğinde, adım atamadığında görüneni kazıyan, kanırtan, tahrip eden ezici gözlemi, bir iş makinesi gibi kaba kurcalayışı, yakarak tahrip edişi ve çözümsüzlüklere terk ederek yarım bırakışları göze çarpıcı. Yazarın beklemeye tahammülü yok. Daima bir kaos çıkarması gerekir. Aceleyle imha etmeli; canlı ve ışıldayan her şeyi.
Yazar son öykü kitabı Dünyadan Son Gidişimiz’de kahramanlarına zerre şefkat duymuyor. Karakterleri bir seri katilin eline düşmüş kurbanlar. Onları öldürmeden önce işkence etmek, büyük gizlerini almak, sırlarını afişe etmek, yine de kurbanları tarafından takdir edilmek istiyor. İlk metinlerinden itibaren kendisine de işkence ederek dilinin yaklaşımının sınırlarını arıyor.
Hiçbir ima yükü taşımayan hikayelerinde yazarın kendiyle sürdürdüğü ilişkilerden çıkan net analizler metni kırbaçlayarak cezalandırıyor. Öyle ki; yaşadıklarını ve ilişki kurduğu insanları yoğuruşu sadece bir “konu” haline getirdiği otopsiler taklitten uzak özgün sesinin dar alanlardaki yankısı. İç sesin haykırışları yine zihnine dönüyor. Bir çevrim bu. Yazar karakterinin sesini ancak kendi konuşursa duyuyor.
Dünyadan Son Gidişimiz, geleceğin belirsiz ve nihayetsiz kaygısına eşlik ediyor. Kaygı bir anlam bollaşması yaratıp yazarı son kitabında an öykücülüğüne sıkıştırmış. Kitaptaki on bir öykü de umudun yitirilişiyle oluşan hayal kırıklığına panzehir olarak tek geçerli ve öğrenilmiş yöntemle, bir omuz silkme itkisiyle sorundan kaçıyor. Varlığının önemsizliğini anlayan, itilmiş, geride kalmış, dışlanmış karakterlerin kendini kendine ispat etme, yeniden yapılandırma tarzı olan bu omuz silkme ve vazgeçişler hikayelerin çatısını oluşturuyor. Öyküler umutlarla hevesle başlayıp, umudun yitirilişiyle bitiyor. Son cümleler hep bir kestirip atma.
“Sen Şehrazat değilsin, sözcüklerin yok. Masalların da.” (s, 12)
“Selim Bey’ imza attırıp öyle gidin.” (s, 21)
“Gerisine bir şekilde bakarız.” (s, 30)
“Bu akşam ikisini de Instagram’dan sileyim.” (s, 38)
“Hamdi’ye baktım. Önündeki ezineye, siyah zeytine. Bir de gezen tavuk yumurtası alayım.”
(s, 45)
“Ağızlarını güneş gibi açan iştahlı herifler nerede.” (s, 59)
“Koridorda, dış kapının önünde duran çöpü de atmıştı giderken.” (s, 66)
“Berkan’a baktım. Hâlâ bakmıyor bana. Artık bir tek yanlışlarımı görüyor insanlar. Sadece karşı çıkmak, itiraz etmek, kızmak için yüzüme. Bir müzeye iki dakika erken girdiğimde. Dolmuşta birinin ayağına bastığımda mesela. Parkı olan semtlere yürümek için giderken. (s, 72)
“Yirmi yıldır bir mezbeleyi bekleyen sadık bir köpeğe benziyor, hem etrafı kolaçan edip hem arkamdan bakarken.” (s, 82)
“Şu uyku hapları nerede, çarşafı üzerime çekip bu kanepede geberip gitsem sabaha. Keşke biri ışığı kapatsa.”
Şairin dediği gibi “giden terk edilendir.” Acı çekmemek için kapıları çıkarken çarpan, benimsenmeyişini özgür iradesiyle giderek, bağlanmayarak, mücadele etmeyerek, sorunları dağınık bırakıp evlerin içine, kapıların ardına, asla açılmayacak anı çekmecelerine terk eden insanların öyküleri bunlar. Umutsuzluğu umursamazlığa tahvil ederek yok sayan, “Hiç de üzülmedim, kimse beni kırmadı,” diyecek kadar da budala insanların hikayeleri.
Çelik’in yazma itidali eskiyi taklit etmiyor. Bir Venedik Tüfü gibi alıştığı yapıyı yeni materyallerle restore etmiyor. Eski yapıyı yıkıp yeniden kuruyor. Karakterler önemli bir yer tutuyor hikayelerinde. Öyküleri bir peşin hüküm gibi gözükse de kendini modifiye eden yanılgılara yaslıyor. Karakterler kırgınlıklarını gizleyen bir öfke, bir boş vermişlikle hayat buluyor. Hiç acımıyor yazar kahramanlarına. Çelik’in hikayeleri acıdan beslenmiyor. Ciğerdelen öyküler değil bunlar. Hepsi birer ironinin, alayın, boş vermişliğin, kimsenin fark etmediği küçük intikamların hikayesi.
Kendi şiddetine terk edilmiş bir hınçla, telafisi imkânsız bir vurdumduymazlıkla, vicdansızlıkla, arzulanma arzusuyla reddedilmenin bir arada bulunduğu paradoksla, reddedilmeden önce sıvışıp giden korkak kahramanlar bunlar. Deliler, meczuplar, uçlarda yaşayanlar, çıkmaz sokaklar. Kendinden hoşnut kalmayan, bir o kadar da kibirli bir dilemma ile aklı karışık kahramanlar. Bağıntı kurmada özgür, çözüm bulmada bağnaz. Sevilmeme tehdidine karşı alınmış ipe sapa gelmez boş gurura sahip ucuz önlemleri tercih edenler. Çoğunlukla kaçış ve vazgeçişler. Belalı insanlara aşırı yanaşarak onları bile korkutan deliler. Yazar, insanı parçalayarak öğrenen bir tavırla karakterlerine otopsi yapıyor. Tıpkı sineklerin bacaklarını kanatlarını kopararak inceleyen, tiksinme duygusunu kaybetmiş zalim çocuklar gibi. Delilik her zaman delirerek zafer kazanır. Romanesk ve dramatik bir yapı kursa da yazar aslında hain kahkahalar attırıyor karakterlerine. Umutsuzluğun dramatik hüznü belirgin değil. Çünkü hüzün her zaman bir zayıflık. Ve kaçınılması gereken bulaşıcı bir hastalık. Özen yoksunluğu ve duyguların hasır altı edilmesi her baş karakterde ortaya çıkıyor. Boş vermiş karakter gizli faaliyetini apaçık bir hatayla kapatacak kadar sahte. Gerçeği dışarıda aramıyor, içten dışa taşmayan yenilgisini mutlak doğru olarak kendine yediriyor. Sevilmeyeceğini baştan bir ön kabul olarak alırsa zedelenmeyeceğini ve tahrip olmayacağını bilen kahramanlarının iç dengesini koruyor.
Haset öyküleri bunlar. Başarı, mutluluk, zenginlik ve ışıltıları tahrip için kör eden aydınlıklarına saklanan sinsilere yeterince yaklaşan, ışığın dibinin her zaman kör karanlık olduğunu bilerek pırıltıyı küçümseyen, onu dışlamak için ona yanaşan cüretkâr karakterler ve peşin yanılgılar. Umut ve akıl asla aynı düzlemde çakışmıyor.
Kuralsız, gelişine, rastgele hareket eden, darbeleri karşılamaya hazırlıklı, riski baştan kabullenmiş, kendi saltanatını sürdüren bir delilikle, gerçeklik diye sunulan tüm yanılsamaları alaşağı etmenin peşinde bir yazarla karşı karşıyayız.
Gülhan Tuba Çelik ışıldayan tüm disko toplarını kırsın.
DÜNYADAN SON GİDİŞİMİZ
Tuba Çelik
İletişim Yayınları, 2026
Tür: Öykü
88 s.







































Yorumlar