Bastırılan, yadsınan ve inkâr edilenle yüzleşmeye yapılan bir çağrı
- Litera

- 25 Şub
- 4 dakikada okunur
Zeynep Tandoğan, Irmak Zileli'nin romanı, Şimdi Buradaydı üzerine yazdı: "Zileli’nin tekil zihnin ürkütücü kalabalığının edebi metne nasıl dönüştüğünün en iyi örneklerinden birini ortaya koyduğunu düşünüyorum. Romanı klasik anlatının dışından, girizgâhsız, şimdinin olan ve olacak olanın orta yerinden başlıyoruz okumaya."

Irmak Zileli’nin Şimdi Buradaydı romanı, psikolojik-polisiye türün olanaklarını psikanalitik bir anlatı düzleminde yeniden kuruyor. Romanın anlatıcısı bir psikiyatrist. Terapist Birkan, hastası Yankı’nın cinayet işleme ihtimalinin yüksek olduğuna inanıyor. Seans odasından taşan bu kaygı, okuru sürekli tetikte tutarken roman boyunca “her an bir şey olacak” hissi diri kalıyor. Anlatı bütünüyle Birkan’ın zihninden süzülüyor. Yankı’nın kim olduğu, nasıl biri olduğu, diğer karakterler Kaya ve Arzu ile ilişkisi, anlatıcının zihnindeki yansımalar üzerinden okura ulaşıyor. Böylece tekil bir zihinden kurulan anlatı, “ben ve öteki” kavramlarının birbirlerini oluşturma mefhumunu imgeliyor. Psikanalizin temel dinamiklerinden olan iki kişinin karşılaşmasıyla kurulan, özne ve öteki temasının birleşmesi ve ayrışması sürecinin temsiliyle oluşuyor. Romanda “ben” in diğerine ilişkin tasarımı, “ben” iyi, diğerinin “kötü” olarak kurgulanmasının yansıması. Buna rağmen biz okur gözüyle anlatıcı ben ile diğerinin, “öteki” kurgusundan şüphe duymaya meylediyoruz. Bu şüphe, sözcüklerle ifade edilmeyen, kurgunun hüneri olan sezgisel bir kavrayışı doğuran bir okuma deneyiminden doğuyor.
Zileli’nin tekil zihnin ürkütücü kalabalığının edebi metne nasıl dönüştüğünün en iyi örneklerinden birini ortaya koyduğunu düşünüyorum. Romanı klasik anlatının dışından, girizgâhsız, şimdinin olan ve olacak olanın orta yerinden başlıyoruz okumaya.
Zihnin Zamanı: Şimdi ve Burada
Romana adını veren şimdi ve burada ifadesi belli bir zaman ve mekânı imlediği kadar, o zaman ve mekânda olmayışı da zaman ve mekânın kaybını da ifade ediyor. Şimdi, geçmiş ve gelecek kiplerinin bir arada düşünülmesi, mekanik zaman bağlamında bakıldığında bir paradoks içerir. Fakat zihnin zaman algısı, doğrusal bir akışı değil döngüsel akışın alanında cereyan eder. Varlık canlılığını şimdiki zamanda sürdürür ama zihindeki hafıza alanı geçmişin hatırası ve geleceğin tasavvuruna da sahiptir. Bu bakış açısı romanın kurgusunda ete kemiğe büründürülmüş.
Şimdi Buradaydı anlatıcısı terapist Birkan’ın şimdisi, terapi odasında başlattığı anlatıyla açılıyor. Anlatıcı zihnin zamanı ve mekânı, hafızadaki mekân ve olay aktarımı ile şimdi ve geçmiş üzerinden kurgulanırken geleceğin olası tasavvurlarını da barındırıyor. Bu zamansal geçişlerle Birkan’ın zihninden geçenler, iç içe ve kat kat bir örüntü oluşturarak, yatay ve dikey düzlemde çok boyutlu bir ağ kurarak aktarılıyor. Aynı zamanda zihnin yakalanamaz hızını edebi bir üslupla yakalamış oluyoruz. Bu da okura, bir zihne tanıklığın ötesinde bir diğerinin zihin akışını deneyimleme olanağı sunuyor.
Kötülük, Travma ve İnkâr
Durmayan bir zihnin şimdiyi-dünü-yarını aynı anda düşünebilme yetisinin karmaşası, yazarın bu hıza ve karmaşaya hâkim olmasıyla çözülüyor. Zileli bu romanıyla, psikanalizin dinamikleriyle edebiyatın olanaklarını genişletiyor. Öznenin bunca çırpınışının aktarımında duygular ajite olabilecekken, yazar-okur-metin mesafesini, okura boşluklar bırakarak, düşünce alanı yaratarak sağlamış. İnsanın zihinsel-ruhsal evrensel trajedisinde durması, metni çağdaş edebiyatta hak ettiği yere taşıyacak diye düşünüyorum. Romanın anlatım tekniği ele aldığı mesele, odakları arasında kurduğu bağlarla, baktığı her meseleyi bir sorunsala dönüştürüyor. Hikâye, mesele odakları arasında bir ağda vuku buluyor. Bu odaklar nedir dersek: Şiddet, kıskançlık, haset, kötülük ile kötülüğün sıradanlaşması. Ebeveyn şiddetine maruz kalan çocuklar. Hiyerarşik ilişkilerin doğurduğu statünün insani hak eşitliğinin önüne geçmesi. Benin önceliği, diğerinin yok sayılması. Toplumsal ve kişisel travmaların yüzleşmeyle değil yadsınarak baş edilmeye çalışılması.
Zileli, hiyerarşinin bir temsili olarak metinde dramatik yapıyı kırıyor. Bu kırılma, Birkan’ın Yankı’yla karşılaşmasıyla kendi karanlığının açığa çıkması gibi, okurun Birkan’la karşılaşarak kendi karanlığına bakabileceği bir kapı aralıyor.
Arzu, Kayıp ve Suçluluk
Romanın kadın karakterlerinden (adıyla müsemma) Arzu, Yankı’nın ona dair arzusu ve kanıları üzerinden aktarılıyor. Bu aktarım ile Birkan da Arzu’ya dair kendi tasarrufunu kuruyor. Erkeğin kadına arzu-nesnesi olarak bakışı bir kez daha tezahür ediyor. Fakat bu tezahürü, iki anlatıcının da kimlik-konum-cinsiyet ve toplumsal-siyasal-ayrımcı bakışın ürünü olduğunu yine okurda sezgisel bir görü oluşturarak hissettiriyor. Arzu, kendi dilinin sessizliğinde, erkeklerin onun adına gevezeliğinde varlık gösteriyor.
Arzu ekseninde bu kadar yüksek seyreden duygu kaçınılmaz olarak bir diyalektik karşı kuruluma götürüyor bizi: Kayıp ve yas. Ölüm ve kayıp, romanın önemli noktalarından. İnsanın ölümlü olduğu bilgisi varlığımızın temel trajedisini oluşturur. Ölümle karşılaşmamız ise ailemiz, yakınlarımız, sevdiklerimizin ölümüyle hissettiğimiz “kayıp” duygusuyla baş edip-edememe arasında geçen süreçte gerçekleşir. Doğal ölüm dışındaki ani ölümler ise travmatize edici etkiye sahip. Ölen kişinin bizimle kurduğu ya da kuramadığı bağlarla şekillenen hallerde kendini gösterir. Romanda baba kaybı tam da bu kurulamayan bağlar ekseninden işlenmiş. Birkan’ın ve Yankı’nın baba kaybı karanlık alana itilmiş, sessizliğe gömülü, kazıya muhtaç hafızadan sızan-sızamayanlar üzerinden ele alınmış.
Bulanıklaşan Sınırlar
Terapi sürecindeki aktarım-karşı aktarım etkisiyle Birkan’ın, hastasının hikayesiyle kendi hikayesinin duygulanımlarının birbirine karıştığına tanık oluyoruz. Terapist Birkan terapideki kontrolünü yitiyor. Kendi yaşantısının hafıza sızıntılarıyla ortaya çıkan hatıralar ile yüzleşememek için ve suçluluk duygusuyla baş edemediğinden öz denetim mekanizmasını da kaybediyor. Bu süreçte yadsıma ve inkâr mekanizması devreye giriyor. Böyle bir karmaşada, kendi kötülüklerimizle baş edemediğimizden, can havliyle gerçeklikten sapabiliriz. Kendi kötülüğümüzü diğerine yansıtarak bertaraf etmeye çalışabiliriz. Birkan’ın bu zihinsel süreçlerinin çıplaklığı okur için hayli sarsıcı; bastırılan, yadsınan ve inkâr edilenle yüzleşmeye yapılan bir çağrı gibi.
Sinema ve edebiyatta hasta-hekim ilişkisi çok kez konu edilmiştir. Fakat çoğunlukla hastanın hekime karşı hezeyanları işlenmiştir. Hekimin bu duygudurum içinde oluşu üzerinden kurgulayarak bir iktidar alanına da eleştirel bir bakışı getirmiş oluyor Şimdi Buradaydı romanı.
Yazar, terapi dinamiğiyle dünden kalan ile bugün olanı aynı anda paralel bir eşelemeyle kurgulamış. Zileli, çatışma–çözümleme üzerinden okurunu avutan bir anlatı kurmuyor. Okuru rahatlatmayan, boşluklar bırakan ve düşünce alanı açan bu metin, insanın zihinsel ve ruhsal trajedisine odaklanıyor. Şimdi Buradaydı, ilk okumadan sonra da zihinde çalışmaya devam eden, çağdaş edebiyatta yerini bu ısrarcı etkisiyle belirleyen bir roman olacak kanımca.






































Çok Sevgili Zeynep; ruhuna, zihnine ve diline sağlık 👏👏👏
Kalemine sağlık Zeynepcim,keyifle okudum.(Bao)