top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

Mahir Ünsal Eriş’ten benzeri az, devasa bir roman: Harikalar Lügati

  • Yazarın fotoğrafı: Litera
    Litera
  • 14 dakika önce
  • 4 dakikada okunur

Mahir Ünsal Eriş’in uzun zamandır merakla beklenen yeni romanı Harikalar Lügati bu ay edebiyat okuruyla buluşuyor. Romandan Litera Edebiyat’a özel tadımlık bir bölümü okuyucularımızla paylaşıyoruz.




“Durdu. Kederlendiğini zannettim. Bana açacağı bir kapının anahtarını arıyormuş belki de.

“Bilir misiniz Nüvid Bey, benim en yakın dostumdu Şahbaz. Hatta sırdaşımdı. Esrarımı onunla paylaşırdım. Kim bilir, belki de tabiatına mağlup olur da benden işittiklerini uluorta anlatır, sırlarımı fâş eder, ben de bu külfetten azade kalırım diye ümit ediyordum.”

“Bu derece mühim ve ağır sırlarınız var öyleyse?”

“İnsan kabre bir başına girer Nüvid Bey. Ne bir kimseyi götürebilir yanında ne de bu dünyadan bir zerreyi. Elbet sırlar da hariç değil.”

“Sevda mı çekiyorsunuz yoksa siz de Nikolaki gibi?”

Sualim daha ağzımdan çıkarken pişman olmuştum. Cüretimden hicap duymuş, yerin dibine geçmiştim. Ne hakla, hangi samimiyete binaen daha bugün tanıdığım birine, hem de genç ve

bekâr bir kadına böyle bir sual tevcih edebilirdim? Münasebetsizliğimden ötürü kendi kendime hiddetlendim. Lâkin o bu cüretkâr suali müşfikâne mukabele etti:

“Ben hiç sevda çekmedim Nüvid Bey. İki sene müddetle nikâhında bulunduğum eski zevcime karşı dahi en ufak bir his yoktu içimde. Sevdanın insanın kalbinde, ‘Acaba mı?’ nevinden tereddütlere mahal bırakmayacağı kanaatindeyim. Hiç aşka düşmedim lâkin düşsem onu ilk görüşte tanıyacağımdan şüphem yoktur.”

Bir elimle buz, bir elimle ateşi tutmuştum sanki. Hem yandığımı hem de donduğumu aynı lahza içinde hissedebiliyordum.

Demek evlenmişti! Bu güzel boyun bir başka adamın başını taşıyan yastığa bırakmıştı kendini huzur ve heyecanla. Bu yanaklar, bu dudaklarda kâinatın en talihli adamının dudakları dolaşmıştı. Bir çatının altında o adam sabahları bu saçların behiştî rayihası içinde uyanmıştı iki koca sene boyu. Öte taraftan gönlünde biri yoktu. O adam artık yoktu, olmayacaktı. İstanbul’da hasretini çektiği birini bırakmamıştı arkasında. Mahzunluğu başka bir erkeğe dair değildi.

Felç olmuş gibi sessiz, hareketsiz kalakalmıştım. Bir şeyler söylemem icap ettiğinden emindim lâkin ne diyeceğimi katiyen tayin edemiyordum.

“Nasıl tanırsınız matmazel?” diye sordum. “Çünkü ben de hiç âşık olmadım. Şu hâlde sırrını vererek bana delalet ederseniz inanınız ki bundan fevkalade istifade ederim. Zira ben bu hususta o derece cahil ve toyum ki görüp de tanıyamamaktan korkarım.”

Bir kez daha güldü. Gülüşüyle yine kandiller yandı, lambalar uyandı, güneş ziyasını, ay mehtabını üstümüze döktü. Cevap vermedi, sustu. Usulcacık yerinden kalktı, çardaktan çıktı.

Sonra nazikçe bana dönerek, “Bugün nazarlarımızın ilk kez tesadüf ettiği anı hatırlıyor musunuz Nüvid Bey?” diye sordu. Cevap vermemi beklemeden devam etti. “Sizce bir fâninin ömrü o anı unutmaya kifayet edecek kadar uzun mudur?” Sonra dizden hafif bir reveransla beni selamlayıp konağa doğru yürüdü. Konak kapısından girip kaybolan suretinin ardından ne kadar müddet baktığımı asla bilemeyeceğim. Lâkin emin olduğum bir tek şey vardı ki o da bakışlarımızın buluştuğu o ilk anı, hayatı boyunca kıymetli bir yadigâr gibi gönlünün sandığında muhafaza edecek olanın sadece ben olmadığım hakikatiydi. O da beni görmüştü. Ömrümde ilk defa biri görmüştü beni. Sanki mevcudiyetim o anda, o çardağın altında hakikat kazanmıştı. Daha evvel bir hayaldim, bir hayalet, sadece bir suret. Onun beni gördüğü anda tahakkuk eden bir hayal.

O şaşkın, o büyülenmiş hâlimle ne kadar zaman öylece oturup kaldım, bilmiyorum. Soğuktan titreyerek uyandığımda güneş doğmak üzereydi ve Nikolaki başımda dikiliyordu. Gözümü açar açmaz, “Ödüm koptu vre, beyzadem,” dedi. “Sizi uyandırmak için odanıza geldim, bulamayınca divaneye döndüm. Yarım saat oldu dört dönüyorum konağın içinde. Nihayet aklıma geldi de bahçeye bakayım dedim. Ne yapıyorsunuz burada, uykuda gezerliğe mi çıktınız? Kırklara mı karıştınız, merak mı getirdiniz? İyi misiniz?”


Çağdaş edebiyatımızın önemli kalemlerinden Mahir Ünsal Eriş, uzun süredir merakla beklenen yeni romanı Harikalar Lügatı ile okuru bu kez bir rüyanın peşinden Osmanlı coğrafyasına uzanan benzersiz bir yolculuğa davet ediyor.


19. yüzyılın son yılları…

Büyük âlim Şemseddin Sami Bey’in sözlük çalışmalarındaki en yakın yardımcısı Mehmed Nüvid Bey, bir gece gördüğü tuhaf bir rüyayla sarsılır. Rüyasında nurdan bir elif belirir ve ona yalnızca tek bir cümle söyler:

“Nemika seni bekler.”

Uyandığında bu kelimenin ne anlama geldiğini bilmemektedir. Ne bir sözlükte karşılığı vardır ne de zihninde bir açıklaması… Ancak artık geri dönüşü olmayan bir çağrı başlamıştır.

Şemseddin Sami’nin de teşvikiyle Mehmed Nüvid Bey, yardımcısı Nikolaki Efendi’yi yanına alarak “nemika”nın izini sürmek üzere İstanbul’dan Anadolu’ya, oradan Ortadoğu’ya uzanan uzun ve tekinsiz bir yolculuğa çıkar.

Fakat Harikalar Lügatı yalnızca bir yol hikâyesi değildir.


Mahir Ünsal Eriş, romanını adeta yaşayan bir sözlük gibi kuruyor. Osmanlıca harflerle ilerleyen bölümler, birer lügat maddesi gibi açılıyor; her maddede yalnızca ana hikâye değil, yol boyunca dinlenen başka hayatlar, başka sırlar, başka acayip ve garaip hikâyeler de anlatıya dahil oluyor.


Gebze’de Zenniye eşkıyasının uğursuz hikâyesi… Anadolu’yu karış karış dolaşarak hayatın sesini arayan Layoş Farkaş… Konaklar, hanlar, köyler, tekkeler, çöller…


Aşkın, hakikatin peşinde dağlar tepeler aşılır; aylar, mevsimler geçer; Mehmed Nüvid Bey belde belde gezerek birbirinden acayip ve garaip 99 hikâye dinler. Hepsinde nemikadan bir şey vardır ve Nüvid Bey’e kendi lügatini yazdırır.


Harikalar Lügatı, klasik anlatıyla modern roman arasında eşsiz bir köprü kurarken; dilin, sözlüklerin ve hikâyelerin insan ruhundaki gizli dehlizlerini keşfe çıkıyor.


Mahir Ünsal Eriş’in Harikalar Lügati, Türk edebiyatında benzeri az 952 sayfalık devasa bir roman…


Mahir Ünsal Eriş, 1980’de Çanakkale’de doğdu. Arkeoloji ve tarih okudu. Hayatını çeviriler yaparak ve yazarak sürdürüyor. Gençlerbirliklidir; söylenişi bile güzel.

Kitapları: Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde... (2012), Olduğu Kadar Güzeldik (2013) (60. Sait Faik Hikâye Armağanı), Dünya Bu Kadar (2015), Benim Adım Feridun (2016), Öbürküler (2017), Kara Yarısı (2019), Sarıyaz (2019), Diğerleri (2020), Gaip (2022), Acaip (2023) Babil Kulesi Kitabı (2023), 30 Şahane Kelime (2023), Tatil Kitabı (2024) ve Bin 9 Yüz Seksen 3 (2024).



HARİKALAR LÜGATI

Mahir Ünsal Eriş

Doğan Kitap, 2026

952 s.


Yorumlar


bottom of page