top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

"Orada kalan, kalmayı seçen ya da buna zorlanan kadın"

Gülsel Ceren Güneş, 2026 Uluslararası Booker Ödülü finalisti Geriye Kalan Kadın üzerine yazdı: "Kadınların zor hayatları, ostaynitasların öldürülen kimlikleri, bastırılan hayalleri zar zor var olmaya devam ediyor. Karabash bu gerçekliği malzeme olarak alıyor ama romana dönüştürürken onu hem büyütüyor hem de içeriden kırıyor."



2026 Uluslararası Booker Ödülü finalisti Geriye Kalan Kadın, Arnavutluk geleneğindeki "yeminli bakireler" üzerine kurulu bir roman. Jüri, romanı "acı anıların kaygan belirsizliğini mükemmel biçimde yakalayan" bir eser olarak nitelendirmiş. Eserin özgün adı Ostaynitsa yazarın bu roman için icat ettiği bir sözcük aslında, tam karşılığıyla "orada kalan, kalmayı seçen ya da buna zorlanan kadın" demek. Gerçek hayatta da var olan yeminli bakire geleneği şöyle işliyor; bir kadın, topluluk önünde yemin ederek erkek kimliğini ve erkek haklarını üstleniyor. Yemin anayasal düzeyde tanınıyor; kadın artık ailenin reisi, mülkün sahibi, erkek haklarına sahip biri oluyor. Bugün bu geleneği yaşatan yalnızca birkaç kişi kaldığı söyleniyor. Karabash, kitabı yazmadan önce iki yıl araştırma yaptığını söylüyor. Ancak asıl yazım yalnızca iki ayda tamamlanmış, kendi deyişine göre "ses" aniden belirmiş ve hikâyeyi tek nefeste anlatmış. Arnavutluk'a gitmemesine rağmen, romanın gerçekçiliği Sofya Üniversitesi'ndeki Arnavut uzmanları bile ülkeyi ziyaret ettiğine ikna etmiş.


Gerçek adı Irena Ivanova olan, 1989 Bulgaristan doğumlu Rene Karabash’ın “tek nefeste yazdım” dediği eser 2026 Uluslararası Booker finalisti olmadan önce Elias Canetti Ulusal Edebiyat Ödülü, Fransız PEN Çeviri Ödülü, American PEN Club Heim Ödülü ve Gulf Coast Çeviri Ödülü'nü almış; bu kadar çeviri ödülü, metnin başlı başına ne denli zorlu bir yapı kurduğunun kanıtı. Karabash yapısal olarak geleneksel romanın oldukça dışında duruyor. Şiir, bir gazeteciye hitaben anlatı, mektuplar, yemin metni ve dahası bir arada. “Zaman kipleri bilinçli olarak kırılıyor; geçmiş, şimdi ve gelecek iç içe geçiyor.” Çevirmen Sevcan Kence'nin çevirmen notunda söylediği şey çok yerinde: "Metin, anlamdan çok deneyim olarak ilerler." Noktalama işaretleri neredeyse yok, soru cümleleri açıklama gibi akıyor ama sizi bırakmıyor. "Bu ev yapılıyor mu yoksa yıkılıyor mu", "bana ne getiriyorsunuz yara mı ölüm mü", "ölüyor muyum yoksa doğuyor muyum"  soruları cevap istemiyor; sizi o evin, ölümün, doğumun içine sokuyor. Bir başka yerde ise; "son dakika haberi / bir kız kendini / göbek kordonuna astı?" dizesinde soru işareti var ama soruyu okur ancak kendi vicdanına sorabiliyor. Cümlelerin genellikle virgül ile bitmesi de yazılma süreci  gibi nefes nefese okuduğunuz bir metin ortaya çıkarmış. 

"Daha annemin karnında / bazı şeyler duyardım / babamın mesela / oğlan istiyorum dediğini" dizeleriyle başlayan metin sizi oldukça sert bir anlatıya atacağını baştan gösteriyor.


"Saymayı kardeşimin kaburgalarında öğrendim" diyor Bekia. Bu bir metafor değil, tam anlamıyla bir gerçek ve o yüzden etkisi katlanıyor, hele ki Bekia’nın okuma yazma bilmediği de göz önünde bulundurulunca… "Burada hastalıktan ölmek utanç vericidir" diyor roman. "Kan davaları ancak savaş, doğal afet, salgın hastalık ve göç gibi durumlarda ertelenir." Karabash, şiddeti sıradan hayatın içine o kadar soğukkanlı yerleştiriyor ki okuyucu bir yerde durup "bu cümleyi doğru mu okudum" diye geri dönmek zorunda kalıyor. "Köy asla duymaz ama bilir" satırı da öyle; evlerdeki şiddetten, işkenceden haberdar olan ve susan bir topluluğun özeti gibi.


Bekia, yirmi öküz ve öküz başına bir çuval yemle satılmak üzereyken evlenmeden önceki gece yeminli bakire olmak istediğini açıklıyor. Bu haber aileyi kan davasına sürüklüyor. Yörenin geleneğine göre Bekia'nın babası damada bir kurşun teslim etmek zorunda, "gelin temiz değilse" damadın bu kurşunla onu öldürmesi bekleniyor. Oysa Bekia’nın erkek olma tercihiyle baba kan davasında öldürülüyor. Babanın hayatını kaybetmesi, erkek kardeşin kaçması, ostaynitasların kimseyi öldürmemesiyle dava bitmiş oluyor. Oysa gerçekten biten tek şey erkeklerin kendi aralarındaki “kanun” saydıkları meseleler. Kadınların zor hayatları, ostaynitasların öldürülen kimlikleri, bastırılan hayalleri zar zor var olmaya devam ediyor. 

Karabash bu gerçekliği malzeme olarak alıyor ama romana dönüştürürken onu hem büyütüyor hem de içeriden kırıyor. Kahramanı Bekia, otuz üç yaşında bu yemini ediyor ve Matya adını alıyor. İsim de elbette tesadüf değil; "dirilmiş, hayatta kalmış, kurtulmuş olan" anlamına geliyormuş. Bekia'nın hikâyesi gerçekten bir kurtuluş hikâyesi ama Karabash bunu zaferle değil, ağırlıkla anlatıyor. Bekia’nın yemin etmeye karar vermesinin sebepleri ve erkek kardeşinin babadan gördüğü işkenceler birbirinden ağır.


Fakat romanın asıl vurucu yeri bence bu şiddetin dışında bir yerde; Bekia ile erkek kardeşi arasındaki yanlış anlaşılmada. Bekia’nın okuma yazma bilmediği için başkasına okuttuğu, kaçan kardeşinden gelen mektuplar romanın duygusal ağırlık merkezini oluşturmuş. Kutsal kitaplardan yapılan kardeşlik alıntıları bu gerilimi daha da derinleştiriyor. Ian McEwan'ın Kefaret'ini okuyanlar ne demek istediğimi romanda bir noktada anlayacak; o tanıdık, geri alınamaz yanlış anlama duygusu ve eserin anlatıcısı ile ilgili yaşadığınız şokun benzeri burada da var. Geriye Kalan Kadın’ı okuduktan sonra ödülü kaptırdığı eseri de okudum. Bazı eleştirmenler yukarıda bahsettiğim McEwanvari sürprizi “çok temelsiz” bulmuş ve bundan dolayı ödülü alamadığını söylüyor. Açıkçası böyle metinleri çok sevsem de o sürpriz bana da çok ani geldi. Bunca anlatıcı ve tür geçişi arasında olmasa da olurdu, zaten yeterince güçlü bir roman.


"Kendi hayatının başkalarınınkinden daha değerli olduğuna karar verdiğinde olan budur" deniyor metinde. Bekia bu cümleyle yeminini, kimliğini, adını açıklıyor. Karabash ise bütün bu kararı acısıyla, bedeliyle, özgürlüğüyle okuyucunun kucağına bırakıyor. Geriye Kalan Kadın, kimlik ve beden üzerine yazılmış pek çok romandan farklı olarak o soruları tartışmıyor. Yaşıyor ve okura da yaşatıyor.



GERİYE KALAN KADIN

Rene Karabash

İthaki Yayınları, 2026

Çeviri: Sevcan Kence

136 s.

Yorumlar


bottom of page