top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

Suyun kaldırma kuvvetini hiçe sayanlara: Öteki Hayvanlar

  • Yazarın fotoğrafı: Litera
    Litera
  • 55 dakika önce
  • 4 dakikada okunur

Umut Kaygısız, Derya Sönmez’in kitabı, Öteki Hayvanlar üzerine yazdı: "Derya Sönmez, Öteki Hayvanlar kitabıyla yalnızca Doğan Hızlan ödülünü kazanmadı. Aynı zamanda kirli bulutların yağmur habercisi, göz yakan güneşin de denizin kan kardeşi olmadığını kanıtladı. İçimizdeki ötekiyi değil, bu kez dışımızdakini buldu ancak fırlatıp atmadı. Açtı kapısını, odalarını, hatta kollarını ve bir de… Uzak gözüken denizin bağrını."



Suyun sesi, evin hissedilmeyen gürültüsü. Bir artı bir, eşittir var bu işte bir gariplik. Kimi zaman avazı çıktığı kadar bağıran deniz, pencereleri sıkıca kapatmakta çare arayan eve benzer. Kimi zaman, kimi zaman. Bir başkayızdır. Ötekilerde alırız soluğu. Hayvanlarda, bitkilerde, evlerde, unutulmuş odalarda, resimlerde hatta yabancılarda. Ve bazen kendimizde. Sonrası yok.

Düştüğü için eksilmeyen, yaralandığı için üzülmeyen, sustuğu için pişman olmayan, hep öteki tarafta kalmakla burun buruna ama bir saat sonrasından da ümitli. İşte hayatı böyle kucaklayanların dünyası burası. Derya Sönmez, Öteki Hayvanlar kitabıyla yalnızca Doğan Hızlan ödülünü kazanmadı. Aynı zamanda kirli bulutların yağmur habercisi, göz yakan güneşin de denizin kan kardeşi olmadığını kanıtladı. İçimizdeki ötekiyi değil, bu kez dışımızdakini buldu ancak fırlatıp atmadı. Açtı kapısını, odalarını, hatta kollarını ve bir de… Uzak gözüken denizin bağrını.

Anlatımdaki beceresi, derinlikli konuları ve kolaya kaçmadan, bağlamları akan olay örgüsünün içine yerleştirişindeki ustalıkla okurlarında bir sonraki kitabının gelmesi için heves uyandırıyor kıymetli yazar. Tam tadında. Evet. Öyküler bittiğinde zihinlere yerleşen parlak iki kelime bunlardan ibaret. İlave olarak sıkılmanıza müsaade etmeyecek biçimsel değişiklikleri sayesinde temposunu korumakta zorlanmayan bir kitap Öteki Hayvanlar. Tek düze olmamak için incelikli bir çalışma yapıldığı her öyküde fazlasıyla hissediliyor. Özellikle betimlemeler, diyalog ve olay akış temposundaki denge, her şeyin tadında kalmasını sağlıyor. Duyguların, öykü arkasında biriken düşüncelerin, çatışmaların, pes etmelerin, vazgeçişlerin, yeniden sarılışların, sevmelerin, bocalamaların ve tekrar tekrar… Hem o eve hem de uzaktaki denize hapsoluşların bitmeyen, cömert hazinesi.

Kıymetli yazarın her öyküsünde ayrı ayrı uzağı yakın kıldığı iklimleri solumadan olmaz diyenlerdenim ben de.

“Yaz Biter” yoğun betimleme ve tasvirlerle örülü, gücünü insana “sahiden” kelimesini dedirttirmesinden alan bir hikâye olarak parıldıyor. Evvela kendinizi buram buram edebiyat kokan bir sokağa hapsediyorsunuz. Sonrasında gözlem yapma tutkusuyla yanıp tutuşmak olası. Etrafa, hikâyeyi sarıp sarmalayan evrene bıraktığınız dokunuşların resmi tamamladığını hissetmenizle de tamam oluyor her şey. Zengin atmosferi sayesinde okurun kendini kolayca içinde bulduğu ve asla kaybetmediği bir tasarım yaratmış kıymetli yazar. Dokunmuş, tatmış, koklamış gibi adım adım sürüklenerek her anı yaşamak mümkün.

“Öldürme Biçimleri” ise yazarın başarılı bir daraltma neticesinde okurunun yakasına yapıştığı bir başka öykü olarak göz dolduruyor. Kaba bir tabirle, karides ve çocuğun hikâyesine sıkışıp kalmış duygu çemberinde açıyoruz gözlerimizi. Hassaslaşıp incelikli tarife soyunursak eğer, bir canlı pekâlâ yaşadığı yerde var olmaktansa, öleceği yerde yaşamayı isteyebilir düzlemine kırabiliriz rotamızı. Hayır, hayır. Tüm bunlar, bu kıyamet… Ölme arzusundan değil. Yaşarken daha fazla acı çekmemek için. Ve hatta biraz daha dürüstlük gerek. Evet. Her şey sondan başa doğru ilerleyebilmek için.

Kitabın keşfedilmeyi bekleyen çok sayıda odası olan bir eve benzediğini söylersem mübalağa etmiş olmam. Nitekim “Siste Dağılan Gemiler”, evin az ışık gören odalarından biri. Koridoru geçip odaya adım adım yaklaştıkça içimizde yeşeren ürpertinin karşılığı korku değil, burukluk. Sinematik doğasıyla kitap içerisinde hem görsel hem de düşünsel yolculuk başlatan öykülerden biri olarak parmak ısırtıyor. Teşbih de hata olmaz. Bana göre, tam manasıyla “Tabutta Röveşata” filminin iklimini yaşatıyor dimağımızda.

Kitaba ismini veren “Öteki Hayvanlar” ise yazarın toplumsal mesajı ön planda tuttuğu, dokunaklı muhteviyatını ön plana çıkardığı bir öykü olarak evin büyük ve görkemli odalarından. Yazarın detaylı anlatımı ve ressam titizliğiyle kelimelere sürdüğü renkler, her cümlenin bambaşka bir dekor yaratmasını sağladığı için elimizde olmadan hayranlıkla seyrediyoruz odayı. Paragraflardaki renk cümbüşü sayesindeyse resmin bütününe adım adım ulaşmak, bilmecenin büyük bölümünü çözünce yakalanan coşku ve hevese eş değer.

“Kedi Adımları”, psikolojik tahlilleriyle bir kez daha durum değişimi yaratıp kitabın yörüngesini değiştiriyor. Göstergeler sayesinde kahramanımızın düşünceleriyle yepyeni bir evren kurmak zor değil. Öykü içerisinde devleşen, boyut kazanan karakterin tüm geçmişi, acıları, kuşkuları tek çizgi üzerinde. Koca ve kediler… Sonra kuşlar… Hepsi ama hepsi çizgide yürümeyi öğrenmeli.

Kıymetli yazar kurguladığı farklı evreni devam ettirmekle kalmıyor, bir adım öteye taşıyacak hamleyi “Bir Orman Hayali” ile yapıyor. Gözlemlerle psikolojik taşların zemini oluşturduğu bu yolda yürürken artık tedirgin değil, bilakis kendini güvende hissedecek kadar Sönmez’in kalemine teslim olmuş vaziyette okuyucu. Tam anlamıyla bilişsel bir yolculuk bu. Eylemlerin köküne ulaşmak için ormanın gizemiyle başa çıkmak, belki de ilk defa kulağa çarpan ürkütücü kelimeleri boşa çıkaracak kadar keyifli.

Hız kesmeden psikolojik bakış açısını iliklerimize kadar hissettiriyoruz sonra. Bu kez de “Süt Uykusu” düşle gerçek, umutla pes ediş arasında bir yerde saklanan onlarca düşüncenin dışavurumunu cömertçe sunarak zihnimizdeki dar koridorları ayaklandıran gürültünün müsebbibi oluyor Derya Sönmez. Hikâye çok katmanlı ama içinde barındırdığı renklere yabancı değiliz. Bu ev çok tanıdık. Anne olduğundan beri kadının zihni tuzaklarla dolu, zaten bir süredir kendine bile yabancı. Kocası her geçen gün uzaklaşıyormuş gibi gözükse de bir bakıyor ki adam hep aynı yerde, kımıldamaya niyeti bile yok. Kadın mecburen sarılıyor inançlara, düşlere, seslere, ötekilere… Korkuları da endişeleri de öylesine çıplak ki, onu görenler kulak memelerini çekiştirip çık çık sesleri çıkartmadan edemiyor. Ama kadın ısrarcı, pes etmesi mümkün değil. Ta ki bebeği bizden biri oluncaya dek. Kocasının dilindeyse hep aynı sorular. Ve kendiliğinden geçiyor zaman. Gidiyor, uzaklaşıyor, geri dönüyor, yaklaşıyor, dönüyor. Bebek ağlıyor, susuyor, arada uyuyor. Şikâyet edemez ki kadın. Sadece inanmasını becerebilir. Ona iyi gelebilecek herhangi bir şeylere. Dediğim gibi, biz bu eve çok aşinayız. Misafirliğe gelmiş olsak bile.

“Cunda’da Akşam Hazırlığı” ise sürükleyiciliğiyle içimizdeki mevsimin değişeceğine göz kırpan bir hava olayını andırıyor. Arkasına gizlediği sosyal meseleyi hiç açık etmeden, okuyucusunda büyük merak uyandırarak ilerlemesi tam anlamıyla bir yazar imzası. Tasvirlerdeki canlılık sayesinde insanın gözünde beliriyor deniz, restoran, insanlar ve sahil… Sonunda meselenin büyüklüğü denizden çıkıyor, evvela karaya vuruyor sonra da balık tabağından taşıyor. Artık hiçbir şey gizlenemez ama akşam olmak üzere. Her şeye rağmen o kırlangıç pişmeli, çorba haline gelmeli. Ve dahası… Dahası öyküde.

Göstergelerinin kolay anlaşılır olmasına aldanmamalı. Derinliğine inebilmek için nefesinizi tutup denizin dibine inmenizi talep eden bir kitapla karşı karşıyayız. Ancak suyun altında gözlerini açanların fark edebileceği zenginlikleri ustaca katmanlarının altında gizlemeyi başarıyor Öteki Hayvanlar. Yoksa suyun üzerinde yüz babam, yüz. Gördükleriyle yetinmeyenlere evinin odalarını açan, suyun kaldırma kuvvetini hiçe sayanlara denizin altını aydınlatan Derya Sönmez ile hiç düşünmeden çıkın bu yolculuğa. Keyifli okumalar.



ÖTEKİ HAYVANLAR

Derya Sönmez

Sel Yayıncılık, 2024

96 s.


Yorumlar


bottom of page