top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

Bir kitap hikayesi

Şule Tüzül, Jehan Barbur'un özyaşamöyküsü, Öncesi üzerine yazdı: "Öncesi, huzursuzluktan geçmeden huzura ulaşılamayacağını fısıldayan; insanın kendi karanlığıyla yüzleşmesini isteyen sarsıcı bir roman"



Üç yıl kadar önce, bir yaz sonu, sonbaharın ilk günleri, Jehan aradı. Yeni bir kitaba başladığını ve birkaç aydır çalıştığını biliyordum. Hadi gel bir bak yazdıklarıma, dedi. Huzursuzdu. Bu coğrafyada yaşayan herkes nasılsa o da öyleydi: Kaygılı, umut edebilmek için durmadan çalışmaktan, yitirilenlerden, bitmeyen felaket ve yıkım haberlerinden yorgun. Üstelik yakın zamanda annesinin kaybının yasını tutamadan, memleketi Hatay'ın yasıyla yerle bir olmamak için çabalıyordu. Sahip olduğu her şey toprağın altındaydı, ama en kötüsü anıları, kocaman bir geçmiş toprak altındaydı artık. Diğer yandan birlikte vakit geçirdiğimiz zamanlarda onu asla neşesiz görmedim. Hayran olduğum yanlarından biridir bu. 


Şiir kitapları, Baba Öyküler, Uyumsuza Notlar - Bir Tomris Uyar Kitabı ve Garam'dan sonra çok başka bir şey yapmak istediğini, içinde çok şey biriktiğini ve bir şekilde bunları dışarı çıkarması gerektiğini söylüyordu. Garam'da editörü olarak birlikte yaptığımız çalışmanın tadı damağımdaydı ve daha okumadan çok iyi bir şeyin yolda olduğunu biliyordum. 


Ona gittiğim o gün çok sayıda metin paylaştı benimle. O sıralar Annie Ernaux'un Seneler'i, Yalın Tutku'su, Boş Dolaplar ve Babamın Yeri, Gospodinov'un Zaman Sığınağı ve Hüznün Fiziği, Vigdis Hjort'ün Miras'ı ile doluydu kafam. Özyaşamöykülerini bu kadar sıra dışı ve bu kadar açık seçik biçimde birer edebiyat eserine dönüştürmelerine hayran kalmıştım. Jehan'ın metinleri elbette onlardan çok farklıydı ama onların edebiyatıyla bir yakınlık hissettim bu metinlerde. Bu his ise heyecan vericiydi benim için. Türk edebiyatında rastlamadığımız bir açıklık ve şeffaflığı vardı Jehan'ın metinlerinin. Türk edebiyatının özyaşamöyküleri başarıya doğru giden olumlu, herkes tarafından takdir gören, steril yaşamların öyküleridir. Oysa biliriz ki hiçbir yaşam kan, ter ve gözyaşından azade değildir. Belki benim eksiğimdir, ben bunun aksi yönde öyküler okumadım. 


Jehan bir yandan okuyor, bir yandan, bunlardan bir şey çıkar mı, diye soruyordu her seferinde. Okudukları öylesine insanın içinden kopup gelen cümlelerdi ki etkilenmemek mümkün değildi. Okuduğu metinlerden sonra, eğer hepsi böyleyse romanı yazmışsın zaten, dedim. O ise söylemek ve yazmak istediği daha çok şey olduğunu söyledi. Sonrasında kitap için birkaç kere daha bir araya geldik bu üç yıl boyunca. Sonra bir gün tamam dedi. Editoryal çalışmayı kısa sürede yaptık. Benim için yine eşsiz bir deneyimdi. Ve Öncesi okuruyla buluştu.

"Dünyadan alacaklı olduğum hissi beni dik tutan, yaşamla aramda hevese dair bir bağ kuran nadir şeylerden biriydi... ve her an iyileşmeyi dilerken zannettiğim bir iyiyi oynamak..."

Öncesi, her ne kadar Jehan Barbur'un özyaşamöyküsü olsa da, Annie Ernaux'nun kendi kitapları için söylediği gibi, ben de bu romanı bir özkurgu olarak görüyorum. Her ne kadar müzisyenliği ön plana çıksa da Jehan Barbur, çok iyi bir müzisyen olduğu kadar çok iyi bir yazar ve şair. Öncesi her şeyden önce her yönü ile başarılı bir edebiyat eseri. Bir roman. Romanın ana meselesi bir kız çocuğunun sancılı büyüme hikâyesi. Öncesi bir edebiyat eseri olduğu için bu hikâyeye sadece Jehan Barbur'un büyüme hikâyesi olarak bakamayız, en başta hikâyeye büyük haksızlık olur bu. İlk sayfalardan itibaren okur bunu anlayacaktır. Herkesin kendine ait parçalar bulacağı ortak bir hikâyedir söz konusu olan. 


Peki nedir bu parçalar? Evet, bir yandan bir kız çocuğunun yaşadıklarını okuruz. Ama aynı zamanda bir aile eleştirisi okuruz. Devlet eleştirisi okuruz. Toplum eleştirisi okuruz. Eril dünya eleştirisi okuruz. Aile, toplum, devlet, eril dünyanın ağırlığı romanın kahramanı Jehan'ın omuzlarına binmez sadece, her insanın az ya da çok yüklendiği ağırlıklardır bunlar. Hangimiz azadeyiz bunlardan?


"Tadına doymadığı yerleri yalayan bir kediyi eve alıp akşam güneşinde iyiden iyiye izlemeli.

Merhaba kedi! Önce sen hisset beni; sonra belki ben, kendimi..."


Romanın en güçlü yanı yazarın tüm yaşananlara ve romanda geçen tüm kahramanlara eşit mesafede durma çabasıdır. Buna çaba diyorum çünkü tüm anlatılanlar bizzat yazar tarafından deneyimlendiğinden kolay olmasa gerek bunu başarmak. Zaten bu çaba her cümlede hissediliyor. Bu çaba nedeniyle romanı bitirdiğimizde hiç kimseye kızma, hiç kimseyi yargılama şansımız kalmıyor. Sadece bir kız çocuğunun sancılı büyüme yolculuğuna tanık olmuyoruz, aynı zamanda bir annenin, bir babanın, bir sevgilinin ya da bu yolculuğa ortak olan pek çok insanın sancılı yolculuğuna da tanık oluyoruz. Bir anne ya da babanın çocuklarına yeterince sevgi gösterememesinin nedenlerine tanık oluyoruz, roman bizi öyle bir yere getiriyor ki onları yürekten anlıyoruz. Bir aşk ne kadar büyük olursa olsun bir ilişkiyi sürdürmeye neden yetmeyeceğini, gerçek dostlukların ne anlama geldiğini, neden devam edip neden bittiğini de anlıyoruz. Öncesi, insana dair tüm çıkmazların ve çelişkilerin romanı aynı zamanda. Roman herkese ve her şeye hakkını vererek ilerliyor. Yazarın eşit mesafede durmadığı tek bir karakter var: ana kahraman Jehan. Çuvaldızı her seferinde kendine batırıyor. Bunun nedenlerini de anlıyoruz romanı okudukça. Bir yanıyla bir kendiyle hesaplaşma romanı Öncesi, ama sadece roman kahramanının kendiyle, kendi hayatıyla hesaplaşması başkalarıyla değil. Bir yanıyla bir vefa romanı, roman kahramanı Jehan'ın hayatına giren tüm insanlar için bir vefa... 


"İnsan, habis olduğu bir zihin ve bedenin içinden değil de tamamen bir var olma haliyle bakabilse etrafa... Görüş alanından kendini bertaraf edebildiği bir bakma hali ile..."


Alıştığımız tarzda bir roman değil Öncesi. Bazen bir şiir çıkıyor karşımıza. Bazen birkaç cümlelik bir metin. Bazen rüyalar. Yazar Jehan kendi çocukluğunun hikâyesini anlatıyor ama ara sıra hikâyeye ara verip, insana ve yaşama dair doğrudan okurla düşüncelerini paylaşıyor. Zaman akışı sıralı değil. Roman bugünle başlıyor zaten. Bugünle geçmiş arasında girip gelen metinlerde ilerliyoruz. Bölümlerin başlık ya da numarası yok. Çünkü çok hayatın içinden bir hikâye anlatılıyor; bu kadar yürekten kopup gelen hikâyeleri bu şekilde bölümlendirmek ve sınırlamak da bu hikâyelere haksızlık olacaktı. Okur olarak sanki Jehan'la bir yerde buluşmuşuz ve o başlamış anlatmaya. Ya da bir film izliyoruz sanki; bugünle başlayan sahne geçmişin sahnelerinde zamana aldırmadan bir ileri bir geri gidiyor, ara sıra filmin ana kahramanı görünüyor ekranda ve açıklamalarda bulunuyor.  


Tüm bu nedenlerle romanı okurla buluşturan Doğan Kitap'a ve emeği geçen herkese okur olarak teşekkürü borç bilirim. 


Öncesi, çok hassas, insanın içinde bir yerlerde, derinlerde sakladığı, ittiği, dokunmak istemediği yerlere dokunuyor. Çok ağır görünse de hafif bir dokunuş. O bile insanı alt üst etmeye yetiyor. Ve iyi ki de öyle oluyor. İçimizdeki gölgelerle, karanlığımızla yüzleşmeden nasıl gerçekten var olabileceğiz? Nasıl huzur bulacağız? Öncesi diyor ki, huzur huzursuzluktan geçerek ulaşabileceğimiz bir yer. 


Romana dair en çok söylenen şeyler; çok üzücü, ağır, katlanılması güç duygu yoğunluğu ile dolu olduğu yönünde. Bir kız çocuğuna bu kadar büyük ağırlıkların yüklenmesinden rahatsızdı çoğu okur. Hayat bunun aksi yönünde mi akıyor? Kız çocukları ya da tüm çocuklar olabildiğinde hafifleyerek mi yaşıyorlar bu hayatı? Yaşam mı daha ağır, Öncesi'nde yaşananlar mı? 


Yaşam her şeyden çok daha ağır. Daha korkunç. Daha katlanılmaz. Edebiyat niye var? Müzik niye var? Sanat niye var?


Okuduğum her kurgu eserde bir ses ararım. Eğer iyi bir edebiyat eseriyse muhakkak bir sesi vardır. Anlatıcının sesi değil, romanın sesi. Bir kız çocuğunun sesi var Öncesi'nde. Romanın büyük bölümünde bugün bir yetişkinin anlattıklarını dinliyor olsak da her cümle bir kız çocuğunun sesiyle sesleniyor. Sesini duyurmaya çalışan, duyulmadığı için daha çok çırpınan, sevmek ve sevilmek için seslenen bir kız çocuğunun sesi. 


"Anlamı arayan her kimse, hangi anlama eriştiğinde doğru cevabın sahibi olabilirdi ki? 

İnsan...

Sezisini yitirdiğinden beri bir hayvan bile değildir artık."


Romanın dili Jehan'ın üslubu ile buluşarak müthiş zengin, derinlikli ve kelime kelime içimize dokunan bir dil. Yalın cümleler, ama tüketilmesi zor; birçok bölümü yutkunarak, durup düşünerek okuyoruz. Neredeyse her cümle içimizde iz bırakıyor. 


Okur için boşluklar bırakılmış tekinsiz bir roman Öncesi. Hayat gibi... Yazar ve anlatıcı Jehan insana ve hayata dair pek çok soruyla baş başa kalıyor, olası cevapların peşinden gidiyor, bunu yaparken okuru da kendi sorularıyla ve olası cevaplarıyla hikâyeye ortak ediyor. Yazarın okura boşluklar bırakmasını seven bir okurum ben. Hayatın birebir anlatılabileceğini, aktarılabileceğini düşünmüyorum. Anlatılan her şey eksiktir. Yazar kendi penceresinden gördüklerini anlatır, kendinde kalanları. O görünenlerde de boşluklar vardır zaten. Anlamı yazar ya da okur veriyor yaşananlara; gerçek, baktığın açıya göre değişip dönüşüyor. Öncesi, yolculuğuna Jehan'la başladı, Jehan'dan çıktı artık, okurların yüklediği anlamlarla yoluna devam ediyor.


Yolu açık olsun.


ÖNCESİ

Jehan Barbur

Doğan Kitap, 2026

Tür: Roman

224 s.

Yorumlar


bottom of page