top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

Farklı olanı bastırmak üzerine

  • Yazarın fotoğrafı: Litera
    Litera
  • 4 saat önce
  • 2 dakikada okunur

S. Serdar Yegül, Han Kang’ın Vejetaryen romanı üzerine yazdı: "Vejetaryen, yalnızca bir bireyin psikolojik çözülüşünü anlatmakla kalmaz; aynı zamanda insanın doğayla kurduğu kontrol etme ilişkisini ve toplumun birey üzerindeki görünmez baskılarını da anlatır."



Bir insan yaşadığı toplumdan neden sessizce çıkıp gitmek ister? Yoksa toplum mu onu dışarı iter? Bu soruların cevabını Han Kang’ın Vejetaryen romanında arayabiliriz.


Sahneden çıkmak mı, itilmek mi?

Roman üç bölümden oluşur: Vejetaryen, Moğol Lekesi ve Alev Ağacı. Her bölümde Yeong-hye’nin hikâyesini farklı anlatıcıdan dinleriz: önce kocası, sonra eniştesi, daha sonra ise ablasından.

Yeong-hye sıradan bir evlilik sürdüren sessiz bir kadındır. Bir gece gördüğü kanlı ve rahatsız edici rüyadan sonra et yemeyi bırakır. Bu kararın arkasında etik ya da felsefi bir vejetaryenlik düşüncesi yoktur; korku ve bir daha o rüyayı görmeme isteği vardır. Ancak Kore toplumunda et yemek “normal” sayıldığı için, Yeong-hye’nin bu kararı ailesi ve çevresi tarafından “anormal” sayılır. Aile içindeki baskı kısa sürede şiddete dönüşür. Babası ona zorla et yedirmeye kalkar, Yeong-hye bunun üzerine bileklerini keser ve hastaneye kaldırılır. 

Romanın ilerleyen bölümlerinde video sanatçısı eniştesi onu sanatsal (!) bir projeye dâhil eder. Yaşananlardan sonra, Yeong-hye kendini insan dünyasından uzaklaştırıp bir ağaca dönüştürmek ister. Bu süreç, Yeong-hye’nin akıl hastanesine yatırılmasıyla sonuçlanır. Yeong-hye hastanede zamanla konuşmayı azaltır; etin yanı sıra diğer gıdaları da yememeye başlar. Gün geçtikçe zayıflar ve hafifler. Üzerindeki bütün yüklerden kurtulmak ve insan dünyasının kurallarından kurtulmak ister. Bunun sonucunda kendisini bir ağaç gibi hayal etmeye başlar. Kimseye zarar vermeden ve kimseden bir şey talep etmeden yaşamaya çalışır.


İnsan merkezli dünyayı sorgulamak

Vejetaryen, yalnızca bir bireyin psikolojik çözülüşünü anlatmakla kalmaz; aynı zamanda insanın doğayla kurduğu kontrol etme ilişkisini ve toplumun birey üzerindeki görünmez baskılarını da anlatır. Romanı okurken ister istemez aklıma insanların ailede, işte ve gündelik ilişkilerde birbirini sürekli gözetlediği ve denetlediği toplumsal hayatımız geldi. 

Yeong-hye’nin yaşadığı dünyada, et yemek, bedenleri disipline etmek ya da başkalarının hayatına müdahale etmek “normal” görülür. Yeong-hye ise et yemeyerek bu “normal”i çiğner. Toplum Yeong-hye’nin et yemeyişine, sadece bir beslenme tercihi olarak değil, sessiz bir itiraz olarak bakar. Düzen kendisine uymayan bedeni ya disipline eder ya da “hasta” ilan eder. Toplum Yeong-hye’yi kontrol edemeyince onu akıl hastanesine yatırır.  

Romanın belki de en etkileyici tarafı; Yeong-hye’nin maruz kaldığı şiddetin, bireysel bir anlık öfkeden ibaret olmayıp, toplumsal düzenin içinden çıkmış olmasıdır. Normal sayılan davranışların ardındaki baskı ve şiddet, roman boyunca giderek daha çok hissedilir. Yeong-hye’nin hikâyesi bu nedenle yalnızca bir kadının hikâyesi değil, modern toplumun farklı olanı nasıl bastırdığının hikâyesidir.


Biz insanlar önce görünmez kurallar koyar, sonra da o kurallara uymayanları sessizce dışlarız. Ve biz buna düzen adını veririz. 


Yeong-hye’nin hikâyesi bize şiddetin gerçek yerini gösterir. İnsanlar çoğu zaman şiddeti masaya vurulan yumrukta arar. Oysa şiddet “normal” dediğimiz şeylerin içinde saklıdır. Ve bir gün biri o normale uymadığında, aslında neyin gerçekten normal olduğunu fark ederiz.



VEJETARYEN

Han Kang

April Yayıncılık, 2024

Çeviri: Göksel Türközü

160 s.

Yorumlar


bottom of page