top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

Yarım kalanların rüyası: Müzeyyen’in hafızasında zaman ve acı

  • Yazarın fotoğrafı: Litera
    Litera
  • 5 gün önce
  • 3 dakikada okunur

Havva Evin Akay yazdı: "Sema Öztürk, ilk kitabı Müzeyyen’in Rüyaları’nda yarım kalmışlıkları, hafızanın inatçı izlerini ve insanın iç dünyasındaki kırılmaları berrak, içli ama ölçülü bir anlatımla kurarak dikkat çeken bir öykü evreni inşa ediyor."



                                                               “Bazı rüyalar geçmişte gömülememiş cenazelerdir.”


Sema Öztürk’ün kaleme aldığı Müzeyyen’in Rüyaları; Aralık 2025’te basılan, içinde on üç öykü bulunan çiçeği burnunda bir ilk kitap. Derdini bağıra bağıra söylemeyen usul usul yüklenen karakterleriyle hisli, derin öyküler var bu kitapta. Kapanmayan defterler, yarım kalan hikâyeler, geçip giden zaman, katı gerçek ve rüya, öykülerin odağında.


Kitaba adını veren Müzeyyen’in Rüyaları’nda yazar, eskimiş bir zamanın kıskacına yerleştirdiği kahramanının kaçamadığı geçmişini, bitmemiş hikayesini bizlere sürgit bir rüya izleğinde sunuyor. Öyküde, köprü ve tren metaforlarıyla dün ile bugün, gerçek ile rüya arasındaki bağ adeta taş kemerlere, demir raylara seriliyor. Müzeyyen her ne kadar gözlerini rüya gibi bir gerçeğe açmak istese de zaman trenine geç kalmış bir yolcu olarak her defasında sıkıntıyla uyanıyor.


“Uyku, zihni sessizleştirir ama susturmaz. O yüzden bazı rüyalar konuşur gibi olur. …………

Bazen bir kaybı tren yapar, bazen bir pişmanlığı hiç ulaşılamayan bir kapı. Ve en çok da yarım kalmış şeyler döner rüyalara… Çünkü tamamlanmamış hiçbir şey sessiz kalmaz zihinde.” 

Bu aynı zamanda “Zeigarnik Etkisi” nin öyküde vücut bulmuş halidir. Bu etki, kişinin beklentilerini karşılayamamış veya tamamlanmamış bir görevin, insan belleğinde daha belirgin ve kalıcı bir iz bıraktığı fikrine dayanır. Her acı gerçek gibi her rüya da yarım kalmaya mahkumken Müzeyyen, aynı rüyayı defalarca görerek takılı kaldığı geçmişi katılaştırıp bir fotoğraf karesiymişcesine somutlaştırıyor. Rüyalar, hem kaçmak istediği bir sığınak hem de kurtulmak istediği bir kapana dönüşüyor Müzeyyen için. Bir tren yolculuğu ya da bir tren kazası gibi hayatın bilinmezlerine gebe hikayelerimize sarsıcı birini daha ekliyor Sema Öztürk.


Gerçekçi anlatımıyla sarsan bir diğer öyküsü Üç Ev Bir Aliye’de yazar, Bozdoğan ovasına bakan küçük bir hayatı sırtlanan Aliye’nin sessiz kabullenişine tanık ediyor bizi. Acısıyla tatlısıyla nice hayatları taşıyan eşyalar ile bir bağ kuruyor karakterleri. Yazarın resmettiği bu üç evle yası, kederi, hatıraları yüklenen eşyalar, Aliye’nin avunacağı, sığınacağı bir limana dönüşüyor. Taş gibi katı ölüm gerçeğini bir kez daha kulağımıza fısıldıyor bu öykü. Geride bıraktığımız onca telaşa rağmen.

“Zamanın hiçbir şeyi değiştirmediğine, acıyı, sevinci, mutluluğu hatta insanı bile eksilttiğine o gün tastamam inandım.”


Varlık dergisinde de yayımlanan Mazı Dağı’nda ise Sema Öztürk, doğanın katı kurallarının hala geçerliğini koruduğunun altını çiziyor. İnsanın doğa karşısında kaybettiği bu öyküde; rüzgarın, ateşin, toprağın dili oluveriyor yazar. Atmosferi soluduğumuzda gerilimi hissediyoruz. Belirleyici konumda olan doğanın bu sert unsurlarını bir karaktermiş gibi takip ediyoruz öyküde. Gerçeği kurguya taşıyan yazar, edebi metnin sorumluluğuna da işaret ediyor.


Çinçin öyküsünde, yoksulluğun resmi çiziliyor adeta. Kışın, karın tahakkümüne aldığı mahalleyi, işçi ve yoksul sınıfın barınağı olarak tablolaştırıyor yazar. İçimizi ezen, sokağın sesini duyuran bir tablo bu. “Çinçin’de sabahın kör saatinde yoksulluk, her adımda paçalarına bir leke, toprağaysa derin izler bırakırdı.” Ve öyküden de anlıyoruz ki sadece parasızlık, zorlu yaşam koşulları, yoksunlukları değil yoksulun kayıpları da yüreğine bir taş gibi oturuyor.


Puslu Hatıralar Sokağı’nda hüküm veren, kader tayin eden, bir yaraya merhem olmadan sürekli homurdanan insanların gürültüsünde kaybolan, yok olanlar işleniyor. Kuyu, Alacakaranlıkta, Tümsek, Bir Yalnızlık Mesaisi öykülerinde; kimi zaman tarlada pamuk işçisi yalnız bir anne, terk edilişin karanlık kuyusunda kaybolurken kimi zaman amansız bir sevdalı, gece düşlerinden hakikatle uyanıveriyor. Öldü kabul edilen yaşayanların, yaşadığı varsayılan ölülerin hikayelerini bize derin bir bakışla aktarıyor yazar. Bir Gül Bir Çiçek, Elli Üç Numaraları Daire öykülerinde hayatını sokaktan, gece mesailerinden kazananların ya da oralarda kimliklerini kaybedenlerin girift yaşamlarına odaklanıyor. Genellikle hakim anlatıcı ile duyurduğu bu öykülerinde yazar, toplumun dertlerini dile getiriyor.


Gözlerimi Kapadığımda adlı öyküsünde Sema Öztürk, yazmanın zaman alıcı, izole edici bir uğraş olması sebebiyle yazarların yakınında kırıp döktükleri olabileceği gerçeğini de sorgulatıyor. “Herkesin, başını yastığa koyduğunda ve gözlerini kapattığında aklına gelen ilk şeyler, onun hayatını ve ruh halini şekillendiren öz unsurlardır. Ve bu gizemli anlarda neler oluyor, işte şimdi bunu konuşma zamanı. Peki ya sen, Şermin? Kendi kendine kaldığında, gözlerini kapattığında sen neler görüyorsun?”


Sana Yazdım, 70’li yılların acıklı filmlerine bir saygı duruşu niteliğinde.  Kasabanın en güzel kadını Leyla’nın mahalleden taşan dedikodulara mazhar olduğu(!), iki çocuğuyla yaşama tutunduğu zorlu mücadelesine de.


Sonuç olarak, ben anlatıcının sınırlarını aştığı, ilahi anlatıcının kahraman anlatıcıya dönüştüğü birkaç yazar sızması dışında; hakim bakış açısının gereklerini titizlikle yerine getirmiş ve bunu monotonluğa düşmeden içli bir anlatımla inşa etmiştir Sema Öztürk. Bireyin iç dünyasını gözler önüne serdiği öykülerinde, derdi yaşamak olan insanı; yoksulluğu, yalnızlığı, yaşlılığı, ölümü, acısı, ayrılığı ile dolambaçsız, canlı ve taze bir üslupla aktarıyor.

“Şimdi ve şu anda/ İçimde taşıdığım tüm karanlıkları/ Yarım kalmış sözleri, bitmemiş vedaları/ Gömemediğim ne varsa/ Işığa teslim ediyorum./ Bırakıyorum./ Dağılsınlar göğe/ Dönüşsünler hafifliğe.” 

Berrak bir anlatımla ustaca kurulmuş öyküleri barındıran bu ilk kitap açıkçası, Müzeyyen’in Rüyaları gibi dönüp dönüp okunacak cinsten.



MÜZEYYEN'İN RÜYALARI

Sema Öztürk

Metinlerarası Kitap, 2025

Tür: Öykü

114 s.

Yorumlar


bottom of page