top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

Savaşı renkler kazanacak

  • Yazarın fotoğrafı: Litera
    Litera
  • 2 dakika önce
  • 4 dakikada okunur

Umut Kaygısız, Deniz Eldam'ın öykü kitabı, Gözlerin Karanlığa Alışınca üzerine yazdı: “Küçük küçük söylüyor, büyük büyük anlatıyor. Düşlerin gerçeklere üstünlük kurmaya başladığı yerde sönen mumlara omuz veriyor kıymetli yazar.”



Korkar insan önce. Korkmaz mı hiç karanlık yüzünü kaplayınca? Çığlık atsa olmaz. Boşluğa bırakır nefesini. Bir umut. Bir ses. Bir karşılık için. Nereye çevirse başını, orada biter kafasının içinde dağ gibi büyüttükleri. Biraz zaman biraz sabır. Titreye titreye alışır, siyahı görmeye, karanlıkta bütün renkleri var etmeye. Görünmez dedikleri yerde her şeyi fark etmeye. Öğrenir insan, yeterince sabrederse. Korkuları bir sıkımda boğar, nefesiyle döver aklına çelme takanları. Sonra alışır. Alışır karanlıkta görmeye.


Gözlerin Karanlığa Alışınca, ismiyle özdeşlemiş bir öykü kitabı. Deniz Eldam, bu kez de içimizi titreten, adımlarımızı kovalayan, hep gölgeden yana olanları def etmenin peşinde. Zamanla el sıkışmış, kavgası yok. Kafamızdaki işgalcileri kılık değiştirmiş, herhangi birine dönüşmüş halleriyle sil baştan görmemiz için mücadele halinde. Öyle ya, içimizde bir şarkı, bir bahar havası estirmek için evvela kötülüklere makyaj yapmalı. Aynaya hacet yok. Baktığımız her yerde biz, işittiğimiz tüm gürültülerin içinde kafa seslerimiz. Onlar da alışıyorlar karanlığa, gözlerimizle birlikte.


Güçlü anlatımı, bir şeylerin altını çizme telaşından uzak, temiz diliyle dramatik yapıyı inşa etmeyi başarıyor Deniz Eldam. Küçük küçük söylüyor, büyük büyük anlatıyor. Öykülerinin içinde resimler olduğu gibi duvarların sadeliğine son veren şekiller de mevcut. Sembollerin gücüyle tesiri altında kaldığımız hikâyeler, karakterlerin dönüşümünde görünmeyen silah niteliğinde. Düşlerin gerçeklere üstünlük kurmaya başladığı yerde sönen mumlara omuz veriyor kıymetli yazar. Hayallere küfretmek yok. Ne de olsa gerçek dediğimiz her şey, bir zamanlar hayaldi. O halde alışmalı karanlığa. Gözleri kapatmaya. Uykudan önceye ve sonraya. Alışmalı şimdi. Öykü öykü incelemeli Eldam’ın kalemini.


“Kırmızı Orman Karıncası Formica Rufa” sert içeriğini, güçlü kabukla saklamayı başarabilen bir hikâye. Ana kahramanın derinliklerine indiğimizde gerçek manada karanlıkla tanışıyoruz. Çok başarılı biçimde psikolojik ayak izlerini görebilmemizi sağlamış Eldam. Hikâyedeki durum değişimleriyse fark yaratıyor. Bazı diyalogların suni, gerçeklikten uzak olması tek olumsuz detay. Göstergelerin isabetli ve tesirli kullanılması, böylesi kısa bir metin için şapkadan tavşan çıkarabilmek kadar hüner gerektirir. Karınca-kız ekseninde psikolojik hastalığıyla başa çıkmaya çalışan adama gözlerimiz kapatmamızsa olası bile değil.

“İçinde yılan gibi kıvrılarak ilerleyebileceğimiz bir geçit”, enteresanlık çizgisini kolayca aşabilen ve ilgi çekicilik dozunu iyi ayarlayan bir öykü olarak kitap bittikten sonra bile akılda kalmaya aday. Bir yandan hayatı görünmeyen detaylarıyla masaya yatırmanın acemiliğini çekerken, diğer yandan ötekileşmekten uzaklaşamayan seslerin yerini buluyoruz şarkıların içinde. Tecrübelerini belli noktalarda sabitlemeyi iyi bilen, her dem tekrar tekrar sınanmayı bekleyen ve geçtiği engellerin sonrasında yenisiyle karşılaşmayı sürpriz saymayanların yolculuğu bu.


Bizi adım adım hazırladığı finalinin vurucu gücüne bakınca J’adoube, kolayca iz bırakan öyküler arasında sayılabilir. Anlatıcıyla oynanması, hikâyeye akustik etki katmakla birlikte, içine hapsettiği gizemi de olabildiğince derinleştiriyor. Farklı bir sesten dinliyoruz olanı biteni. Ve kıymetli yazarın aktarma gücü sayesinde okurda tekinsizlik duygusu bırakıyor hadiseler. Görselliğin ve hayal kurma beklentisinin peşinde koşmadan, tamamen işitilen sesin yarattığı derinliklerde ürkek adımlarla ilerlemek, öyküyü standart kalıpların dışına çıkarmaya fazlasıyla yetiyor. Duygusal çatışma şiddeti sayesinde sürükleyiciliği ve anlatının altına gizledikleriyle tatlı tatlı esen ama sonrasında baş döndüren yaramaz bir rüzgâr tadı bırakıyor J’adoube.


Dağın Eteklerinde ise insan derinliğine inen, konuşulmayanların güç birliği yaptığı bir hikâye. Davranışlardaki izdüşümü takip ettikçe aynaya hacet olmadığına karar vermek zor değil. Ses var ama sessizlikten kaçış yok. Sesler var ama sessizlik de kolayca ikiyle çarpabiliyor kendisini. Kafalarda kalan tek soru işareti, erkek karakterlerin ikna edicilik seviyeleri. Bir doz feminen bakışın üste çıkması, karakter doğasında soru işaretleri bırakmış diyebiliriz. E Eşittir Em Ce Kare ise bunun tam tersi. Diyaloglardaki başarı dikkat çekmekle beraber, kitaptaki gerçeğe en yakın erkek karakterle tanıştırıyor bizleri.


Amcamın Domuzu ise sade, akıcı ve gözlem yeteneklerinin başrole soyunuşuyla kalpte farklı bir hissiyat bırakıyor. Ana kahramanın gözünden tanımaya çalıştığımız o küçük dünyanın sınırlarının aslında hissedilenden çok daha büyük olduğunu fark etmemiz biraz zaman alıyor. Kıymetli yazar bağlamı kuyunun dibine sakladığı için, sabırla ve azimle bolca su çekmek gerekli. Yorgunluk işin oflama tarafı. Geride kalan düşüncelerin çıkacağı yol ise evrensellikle baş başa kalır kalmaz, hayatımızın resmini gözümüzün önüne getirmek ve öyküde yakaladığımız tonlarla benzerlik gösteren şeyleri birer birer sayıp dökmek. Seyretmeliyiz, evet. Bu kez okumakla yetinmeyip bir müddet seyretmeliyiz.


Dayım kendini Kurt Cobain sanıyor, ayağımıza kadar getiriyor 90’ları. Aşk, macera tutkusu ve tabii bir de bugünlerimize hiç benzemeyen aile yapısı… O yıllara hapsolanlar çok iyi anlarlar bu nostaljik hikâyeyi. Üstelik kitap içerisinde komiklik öğelerinin en fazla olduğu, ciddi ciddi gülümseten şakalarıyla yaramaz bir çocuk kıvamında kaleme alınmış. Yalnızca finalinin ortada kaldığı söylenebilir. Açıkta bırakılmış bir kapı gibi sonlandığının altını çizmek, eleştiriden ziyade bir beklenti aslında. Yorum ve hikâyenin devamı tamamen okurlara ait.

Havva’nın nesi var? yaratıcı tarafıyla kitapta iklim değişikliğine işaret. Sınırları zorlayan ve elbette okurunun içini gıdıklayan, zaman zaman onu rahatsız etmekten geri kalmayan ama illa ki her koşulda doğruyu söyleyen bir öykü olarak akılda kalıyor. Peki ya bu Havva’nın nesi var? ise kitap içerisinde ayrıcalıklı yere sahip. Tek tonda akmayı inkâr eden, hayal gücümüzü sadece görsel oluşturmaya değil, aynı zamanda ruhsal birikintilere çekinmeden ayak basmaya ikna eden bir tarzda. Gücünü, karakterlerinin doğasını başarıyla hissettirmesinden aldığı su götürmez bir gerçek. Özellikle öyküde beklenmeyeni vermekle sınırlamamış kendisini kıymetli yazar. Aynı zamanda her insan gibi umulmadık şeylere kolayca uzanabileceklerini ve kelimeleri kendilerini anlatmak için yalnızca yardımcı değil, kimi zaman düşman da ilan edebileceklerini sergileyen güçlü öykü kişileriyle baş döndürüyor. En az iki kere okunulası bir hikâye.


Uterus Dentata, karakterlerin soluduğu havaya kadar hissedebileceğiniz kuvvette bir öykü. Derinliğini öykü kişilerinin iç dünyasından alan hikâyede özellikle imge kullanımındaki başarı dikkat çekiyor. Geçmişe dönüldüğü her an bir travmayla karşılaşma olasılığı var olsa da kıymetli yazar bunu, sadece kahramanı anlamamız için kullanıyor. Ayrıca şimdiki zamana ait hikâyenin akıcılığı ve nedenselliği de metaforlarla örülü belleğin kendisinde. İş bu kilidi kırmakta. Çünkü belleğin üzerine kırk kilit atılmış ve anahtar yazarın cebinde bile değil. İşte burada görevi okur devralıyor. Anne-kız, kadın-erkek, güçlü-zayıf, ilgili-umursamaz, öfkeli- öfkelenmeyi gereksiz bulan dengesinde sürekli yer değiştirmek zorunda kalacağınız bir ağırlık sınama oyunu aslında bu. Haydi, çıkın işin içinden, çıkabilirseniz.


Özetle, eskimiş alışkanlıklara karşı bir başkaldırı Gözlerin Karanlığa Alışınca. Günlük hayatın bilinen sevimsizliklerini pataklamak için kafalarımızın içine nakşettiği görsellerle ezber bozuyor adeta. Hayal etmesini beceremeyenlere söyleyecekleri var. Kapatın gözlerinizi, alışın karanlığa. Biraz zaman. Zaman. Zaman. Göreceksiniz kendiliğinde ortaya çıkacak renkler, umutlar, kayıplara karışmış duygular. Göreceksiniz. Karanlık sona erecek. Bir gün. Mutlaka. Renkler kazanacak savaşı. Renkler. Siyahı, karanlığı yok eden renkler. Keyifli okumalar dilerim.



GÖZLERİN KARANLIĞA ALIŞINCA

Deniz Eldam

Notos Kitap, 2025

Tür: Öykü

144 s.

Yorumlar


bottom of page