top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

“Amacım, kapitalizmin yerini alacak 'Şeffaflık' adı verilen yeni bir siyasi sistem hayal etmekti.”

Aynur Kulak, Benjamin Fogel ile Irina’ya Göre Şeffaflık adlı romanı odağında söyleşti: "Okuyuculara şu soruyu soruyorum aslında: "Statükoyu korumak için ne kadar özgürlükten vazgeçmeye hazırsınız?"


Benjamin Fogel, Irina’ya Göre Şeffaflık adlı romanında bilimkurgu, distopya ve polisiyenin dilini aynı anda konuşturuyor. Sanal ile gerçek dünya arasındaki sınırı ve bu sınırın iki ucunda birbirinden kopuk olarak yaratılan kimlikleri sorgulayan, yaratılan bu yeni dünyada sayısız karaktere yer veren ve bu karakterlerin olaylara bakış açısını takip ederek farklı grupları takip eden, polisiye/gizem türünü de içine alacak şekilde kapsamı geniş tutulan Irina’ya Göre Şefaflık, tüm bunlara ek olarak cinsiyet rollerini eleştiren duruşuyla çağdaş dünya edebiyatı içerisinde kendine önemli bir yer ediniyor. Yakın gelecekte gerçekleşmesi imkansız gibi görünen olay örgüsü ve ilginç karakterlerin analizi ile bizleri baş başa bırakan Fogel’in anlattığı hikâye tekinsiz ve kesinlikle ürpertici. Yeni bir siyasi sistem ve toplum hayal ederek bu hikâyeyi yazdığının altını çizen Fogel, dünyanın ürettiği tüm korkuları 2058 yılına taşıyarak gerçek ve sanal olanın zıtlığından yepyeni bir dünya yaratmayı başarmış. Kendisi ile gerçekleştirdiğimiz kapsamlı söyleşi için buyurun lütfen.


Biyografinizden yola çıkarak sormak istediğim ilk soru, neden bir yayınevi açmak istediğiniz olacak. Playlist Society'i açma sebeplerinden bahsedebilir misin?

2007'de Playlist Society adında müzik, kitap ve film incelemeleri yayınladığım bir blog oluşturdum. 2011'de Playlist Society, aynı hedeflere sahip kolektif bir web dergisine dönüştü. Şimdi ise 20 blogcu ve gazetecinin olduğu bir yer artık. Bir süre sonra gönderdiğimiz makalelerin daha uzun ve denemelerden alıntılar gibi olmaya başladığını fark etmeye başladık. Bu farkındalık, hedeflerimizin makale yazmaktan kitap yayınlamaya kaymasına neden oldu. Böylece 2015 yılında Playlist Society Editions doğdu. O zamandan beri, popülerleştirme ve akademik titizlik arasında bir denge arayan sinema, müzik ve edebiyat üzerine makaleler yayınladık. Erişilebilir olmaya çalışıyoruz, ancak entelektüel araştırmaya dayalıyız. En popüler kitaplarımız arasında Oasis müzik grubu ile İngiliz siyaset tarihi arasındaki bağlantılar üzerine bir düşünce, Christopher Nolan'ın sinemasının bir analizi ve The Leftovers dizisinin kapsamlı bir incelemesi yer alıyor. Benim için yayıncılık yapmam ile bir yazar olarak çalışmam arasında gerçek bir uyum olması önemli.



En çok da edebiyatta bilim kurgu türü söz konusu olunca "yeni nesil" yazar olmaktan söz edildiği için “yeni nesil" yazar olmanın avantajları ve dezavantajları üzerine konuşarak devam etmek istiyorum. Sizin için ne ifade ediyor bu durum?

Benim için örtülü bir dezavantaj bu. Halihazırda kimsenin yaşamı boyunca okumaya vakti olmayacak on binlerce önemli romanın olması demek. Dolayısıyla yayımlanan her yeni kitap bu edebi mirasa ne katıyor sorusunu kendine sormalıdır. Öte yandan avantajlı konular, ne olursa olsun seleflerimizin yolundan gidebilmemizdir. Göz korkutucu yazma göreviyle karşı karşıya kaldığımızda asla yalnız değiliz. Bir başka avantaj da sorgulama, sosyal ve politik farkındalık (feminizm ve beyaz ayrıcalığı gibi) açısından zengin bir çağda yaşıyor olmamız. Bu farkındalığı yeni kuşağın daha zengin, daha açık, daha kapsayıcı romanlarında görmek mümkündür.



Irina’ya Göre Şeffaflık kitabınız Türkiye'de yayımlandı ve bu kitabınızı konuşacağız söyleşimizde fakat ilk olarak aslında bir üçleme kitap olarak düşündüğünüz yapıyı konuşmak istiyorum. Neden bir üçleme serisi yapmak istediniz? Ve bu üç kitabın farklı taraflarıyla, ortak taraflarının ne olmasını istediniz?

Amacım, kapitalizmin yerini alacak "Şeffaflık" adı verilen yeni bir siyasi sistem hayal etmekti. Bu sistemi üç farklı anda incelemek istedim: Manon’a Göre Şeffaflık ile başlangıcı, Irina’ya Göre Şeffaflık ile sistemin tam olarak konuşlandırıldığı anı ve 2024'te Fransa'da piyasaya sürülecek olan üçüncü cilt ile totaliterliğe dönüştüğü anı inceleyeceğim yeni bir yapı hayal ettim.



Irina’ya Göre Şeffaflık kitabınız ile ilgili ilk olarak "Şeffaflık" sıfatını konuşmak istiyorum. İzlenme, her köşe başında kamera olması, görünür olma açısından düşündüğümüzde şeffaflık ve bilim kurgu, distopik dünyada birbiriyle benzer yanları olan unsurlar. Fakat bu şeffaflığa karşılık hem kurulan yeni sistem hem de Irina bana son derece gizemli gibi geldi. Yazar “şeffaflık” sıfatını kullandığı halde bilerek mi bu zıtlık hissini yaratmak istedi acaba diye düşündüm.

Evet, bu arzu ettiğim bir etkiydi. Toplum resmen şeffaflaşsa bile, teknik işleyişte, vatandaşların psikolojisini etkileme biçimlerinde her zaman bir miktar gizemli olmanın, gizemi korumanın bir yolu bulanacak. Bu durum insanların kendilerinde her zaman gri alanlar bulabileceğinin yolunu da gösteriyor.



Camille Lavigna karakteri hem yaratılan sanal gerçeklik hem de yapay zeka Irina karakteri karşısında son derece "gerçek" bir karakter. Kaygılı mesela, psikologa gidiyor, dünyadaki yeni kimlik politikalarını temsil ediyor. Neden böylesine sanal ve şeffaf bir dünya içerisinde böyle bir karakter yaratmak istediniz?

Bir önceki sorunun cevabıyla devam edecek olursam, Irina’ya Göre Şeffaflık’ta sunulan kavramlar, muğlaklık yaratan karşıt örnekler içermektedir. Bu, hem sanal hem de gerçek dünyada var olan, kendisini hem erkek hem de kadın olarak tanımlayan, hem şeffaflığı hem de karşıtlığı destekleyen ve hem Irina hem de U. Stakov ile ilişkilendirilen Camille Lavigne tarafından örneklendirilir. Camille, her iki dünyanın da en iyisinin tadını çıkarmaya çalışan ve hayatın her alanında mutluluk ve doyum bulan bir karakterdir. Camille, siyasi bağlılık ile Maniheizme muhalefetin bir karışımını temsil ediyor.



"Gerçek hayatta sanal hayatta olduğu gibi davran." Bu cümle üzerinden Camille Lavigne ve Irına arasındaki iletişimi, bu ikili arasındaki ilişkiyi konuşmak istiyorum. Bazen onlara verdiğiniz roller el değiştirdi sanki ya da bana öyle geldi. Yani Irina gerçek oldu bazı sahnelerde, Camille ise sanal.

Irina ile olan ilişkisinde de kanıtladığı gibi, Camille'in sanal bir kutuya kilitlenmeye asla izin vermeyen bir karakter ve buna izin vermemesi oldukça etkileyici. Camille, Irina'nın kontrolünde olmasına rağmen Irina'ya karşı çıkarak ya da diğer insanlara hükmederek gidişatı değiştirmeyi başarır. Bu yolla Camille art arda hükmetmeye ve art arda tüm olup biten ile ilgili hükmünü sürdürmeye devam eder.



Pygmalion etkisini; “Kendini yaratan kehanet”i konuşmak istiyorum. Camille, Irina ile ilgili bir itirafta bulunurken bahsediyor bu mitolojik karakterden ama ben bu etki üzerinden bilim kurgunun kendini yaratma ve geleceği yaratma gücünden konuşmak istiyorum. Bu etki biraz da "rüya toplumunun" görünmeyen yüzüyle tanıştırıyor bizleri, öyle değil mi?

Evet! Bilimkurgunun, iyisiyle kötüsüyle geleceğin Pygmalion'u olduğu söylenebilir. Bu harika bir konsept. Irina'ya Göre Şeffaflık’ın iki amacı olduğuna inanıyorum: Okuyuculara "rüya toplumu"nun görünmeyen tarafını göstermek ve distopyanın olumlu bir yönü olup olmadığını sormak. Okuyuculara şu soruyu soruyorum aslında: Statükoyu korumak için ne kadar özgürlükten vazgeçmeye hazırsınız?



Üçlemenin diğer kitaplarını henüz okumadım ama Irina’ya Göre Şeffaflık kitabında kadın karakterlerin ağırlıkta olması dikkatimi çekti. Hikayedeki ana konu ve tüm olaylar kadınların merkezinde anlatılıyor. Gelecek zamanları, gelecekteki dünyayı kadınlar mı şekillendirecek?

Üçlemenin merkezinde “kadının yeri” sorunu yer alıyor. İkinci cilt Manon’a Göre Şeffaflık 2025 yılında, Irina’ya Göre Şeffaflık olaylarından 33 yıl öncesinde geçiyor. İnternette kadınları isimsiz olarak taciz eden erkekleri konu ediniyor. Maskülenlere yönelik nefrete ve cezasızlıklarına son vermek şeffaflık siyasi sisteminin temel motivasyonlarından biri. Toplum gelişebilse de, kadın düşmanlığı, yer ve zamandan bağımsız olarak sabit kalır. Fütüristik toplumumda yeni teknolojiler ve yeni sosyal yaklaşımlar var ama ataerkillik devam ediyor. Camille ve Irina, kadınların erkekler tarafından engellenmeden hayatlarını yaşayabilmeleri ve mutlu olabilmeleri için dünyadaki en önemli konulardan biri olduğuna inandığım şey için savaşan kararlı karakterler.



Edebiyatta bilim kurgu türü genelde Amerika'ya mal ediliyor. Bilim kurgu türünde yazan Avrupalı genç bir yazar olarak bu görüşe katılıyor musun? Ve ek olarak edebiyat içerisinde bilim kurgu türündeki gelişmeleri nasıl buluyorsun?

Aksini iddia etmek yalan olur: JG Ballard benim en çok etkilendiğim yazarlardan biri. Philip K. Dick ve William Gibson gibi Amerikalı yazarlar da eğlenceli öngörü ve sosyal eleştiri arasında mükemmel dengeyi bulmuşlardır. Ve sonra, feminizm ve ırkçılık hakkında derinlemesine soruları romanlarına herkesten önce entegre eden muazzam bir yazar olan Ursula K. Le Guin var. Karanlığın Sol Eli gibi bir roman, 1969'da zaten interseks sorununu ele alıyordu!

Tüm bunlara rağmen kendimi Alain Damasio'nun romanlarıyla büyüyen yeni nesil Fransız bilimkurgu yazarlarından biri gibi hissediyorum. La Zone Du Dehors ve La Horde du Contrevent gibi romanlar, siyaseti, felsefeyi ve kolektif anlayışı bir araya getirme yetenekleriyle geleceğin Fransız bilimkurgu yazarları üzerinde öyle bir etki yarattı ki, bence bir « Damasio Kuşağı »ndan bahsedebiliriz.


IRİNA’YA GÖRE ŞEFFAFLIK

Benjamin Fogel

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2023

Çeviri: İpek Ortaer Montanari

288 s.

Comments


bottom of page