• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

“Vesaire”

Ayşe Başcı, Vonnegut'un Cem Akaş'ın çevirisiyle yeniden basılan Şampiyonların Kahvaltısı üzerine yazdı. “Her şey sürekli ölçülüyor. Servet, penis uzunlukları, otomobillerin güçleri, insanların IQ seviyeleri, bina temelleri, sanat eserlerinin fiyatları…“


Amerikan rüyanızı nasıl alırdınız? Ekonomik refah yatağında sotelenmiş çevre kirliliği üzerine biraz vurdumduymazlık sosuyla mı? Yoksa kızarmış pornografinin yanında biraz tüketim haşlama ve siyaset kavurmayla mı?


Bugün “Amerikalılar da çok cahil canım,” diyerek tek cümleyle kınadığımız bir ülkenin, modern çağ yöneticileri eliyle nasıl yaratıldığının hikâyesini Kurt Vonnegut Jr., Cem Akaş çevirisiyle Can Yayınları’ndan çıkan “Şampiyonların Kahvaltısı”nda özetliyor. General Mills Inc. şirketinin kahvaltılık gevrek reklamlarında kullandığı bu ifade Amerikan Rüyası’nın altını çiziyor, dünyanın hâkimi ABD’nin her bir ferdinin şampiyonluğunu tescilliyor.


Vonnegut kitabın girişinde, sözde yazar Philboyd Studge’ın açıklamalarına yer veriyor. “Galiba bu hasarlı gezegende bundan elli yıl önce doğduğumdaki kadar boş olmasına çalışıyorum kafamın,” diyor Studge (s. 17). Ve kafasını boşaltmak için de bu kitabı yazıyor. Ana kahramanlarımız varlıklı bir Pontiac bayisi olan Dwayne Hoover ve önceden tanıdığımız, satmayan bilimkurgu kitaplarının yazarı Kilgore Trout.


Aynı ulusun birer vatandaşı olmalarına karşın Dwayne ve Kilgore bambaşka hayatlar sürüyor. Dwayne servetine servet katan yatırımlarla Midland City’de kaygısızca büyürken, Kilgore olabildiğince az insanla temas kurarak derdinin dermanını, satmayan bilimkurgu romanları yazmakta arıyor. Bu romanlar o kadar satmıyor ki Kilgore Trout kendini görünmez sanıyor. “Dünya ona o kadar az ilgi göstermişti ki ölü olduğunu sanıyordu. Ölü olduğunu umuyordu.” (s. 25) Bir süre sonra, anlattığı hikâyeler pornografi dergilerini daha kalın göstermek için kullanılmaya başlıyor. Açık saçık fotoğrafların arasına, sırf yer doldursun diye ekleniyor yazdıkları. Ve Trout bunu dert etmiyor. Çünkü artık umursamıyor.


"Ama kafası artık gezegende her şeyin nasıl olabileceğine ya da olması gerektiğine dair fikirleri barındırmıyordu, gerçekte nasıl olduğu varken. Dünya’nın olabileceği tek bir hal var, diye düşünüyordu: Şu anki hali." (s. 105-106)


"Başkası düzen getirsin kaosa"

Ve günün birinde Kilgore Trout, Midland City Sanat Festivali’nde konuşma yapması için bir davet alıyor. Ve böylece Dwayne Hoover’a doğru adım adım yaklaşmaya başlıyor. Otostop yaparak uzun bir sürede kat ettiği mesafede türlü türlü insanla, olayla ve manzarayla karşılaşırken, insan türünden ve dünyadan ümitsizliği pekişiyor.


"Kilgore Trout’ı taşıyan kamyon şimdi Batı Virgina’daydı. Eyaletin yüzeyi, altındaki kömürü almak için insanlar ve makineler ve patlayıcılar tarafından tarumar edilmişti. … Batı Virginia’nın tarumar edilmesi eyalet yönetiminin yürütme, yasama ve yargı organlarının onayıyla gerçekleşmişti, bunlar da güçlerini halktan alıyordu." (s. 121)


Dwayne ise beyin kimyasallarındaki değişimler sebebiyle giderek bambaşka bir insana dönüşüyor. Bir ekolali atağı geçiriyor, karşısındakinin söylediği her şeyi tekrar etmeye başlıyor. Ama bu önemli değil, çünkü “Midland City’deki insanların çoğunun yüksek sesle ne dediğinin de pek önemi yoktu, para ya da binalar ya da seyahat ya da makineler gibi ölçülebilir şeyler hakkında konuşmaları hariç.” (s. 142) Her şey sürekli ölçülüyor. Servet, penis uzunlukları, otomobillerin güçleri, insanların IQ seviyeleri, bina temelleri, sanat eserlerinin fiyatları…


Dwayne giderek bunalıyor. Yaptığı şeyleri anlamlandırmakta zorlanıyor. “Yönümü kaybettim,” diyor. Demiştik ya, beyin kimyasalları bozuluyor.


Sonunda Dwayne ile Kilgore, Midland City Sanat Festivali’nin hemen öncesinde, yazarın gözetimi altında tanışıyorlar. Ve yazar Philboyd Studge kararını veriyor:


"Başkası düzen getirsin kaosa. Ben tam tersine düzene kaos getirecektim, ki bunu da yaptım bence." (s. 207)


Ve sonrasında trajikomik şiddet sahneleri başlıyor. Vesaire.


Bu “vesaire” önemli, çünkü Vonnegut’ın diğer kitaplarında olduğu gibi, “Şampiyonların Kahvaltısı”nda da sürekli tekrarlanan bir sözcük var, o da “vesaire”, yani vs.


"Bence insanlar hakkındaki her hikaye bu kısaltmayla bitmeli çünkü Dünya’yı sıkı sıkıya saran hayat da artık bir polimer … Bu polimerin sürekliliğini vurgulamak için pek çok cümleye “Ve” ve “Sonra” ile başlayıp pek çok paragrafı “…vesaire”yle bitiriyorum." (s. 224)


Çünkü iyi ya da kötü her şey devamlı tekrarlanıyor ve bir yerden sonra ses çıkarıp çıkarmamak bile fark etmiyor. Ortalama Amerikalı kendisine vaat edilen rüyanın vesairelerden ibaret olduğunu, yani çok da matah bir şey olmadığını anlamıyor.


"Sonuçta hepimiz bir topun yüzeyine yapışmış durumdaydık. Gezegen top biçimindeydi. Neden düşmediğimizi kimse bilmiyordu ama herkes bir parça anlıyormuş gibi yapıyordu.

Gerçekten zeki olan insanlar, zengin olmanın en iyi yollarından birinin, insanların yapışmak zorunda olduğu yüzeyin bir kısmına sahip olmak olduğunu biliyordu." (s. 237)


Elbette bu yükü sadece Amerikalıların üstüne atmak da haksızlık olur. Vonnegut içinde yaşadığı kültürü eleştirirken birer “Küçük Amerika” olma hayaliyle yanıp tutuşan tüm az gelişmiş ülkelere de “spoiler” veriyor ama bizim pek anlamaya niyetimiz yok gibi görünüyor. Neticede bunların hepsi “vesaire”.


Son bir not: Bu üç büyük Vonnegut romanının çevirisini Türkiye'nin önemli yazarlarına emanet etmek çok yerinde bir karar olmuş. Üç çeviri de çok güzel, okuru sarıp sarmalıyor. Yazar dokunuşu belirgin bir şekilde hissediliyor. Dolayısıyla Mahir Ünsal Eriş, Hamdi Koç ve Cem Akaş’a teşekkür etmemiz gerekir. Bununla birlikte, kitapların tekrar basımlarında son okumaların bir kez daha yapılmasını ve ufak tefek bazı yazım hatalarının düzeltilmesini de önermek isterim. Gönül istiyor ki böylesine güzel romanları okumanın zevkine hiçbir şey gölge düşürmesin.


ŞAMPİYONLARIN KAHVALTISI

Kurt Vonnegut

Can Yayınları, 2021

Çeviri: Cem Akaş

296 s.

1/1