top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Litera

Yaşar Kemal adında bir efsane

"Hayatta yaşamak var. Sanatta da var. İnsanoğlu kendini bildi bileli iki yönde yaşamış, hayatta da sanatta da yaşamış(…) sanattan hayata fayda beklemek neden? İçinde olan bir şey. Yaşamayı yaşama yapan bir şey.”

Oylum Yılmaz, Yaşar Kemal'in siyasete, topluma, edebiyata, sanata dair dünya görüşlerini içeren "Binbir Çiçekli Bahçe"si üzerinden yazarı ve edebiyatını değerlendiriyor.



Oylum Yılmaz

Yaşar Kemal adı bizim için nicedir ifadesini “efsane” kelimesiyle bulmuş bir yazar. Daha ilk romanıyla klasikleşen, yaşam boyu verdiği her eserde Türk edebiyatını, dilini, söyleyişini beslerken kendini devleştiren, yoksuldan, ezilenden, işçiden, köylüden, doğadan yana duruşuyla da toplumun yüreğiyle sarsılmaz bağlar kuran bir efsane...

“İnsanlar sıkıştıklarında, ölümün acılarını yüreklerinde duyduklarında bir mit dünyası yaratıp ona sığınırlar. Mitler yaratmak, düş dünyaları kurmak, dünyadaki büyük acılara karşı koymak, sevgiye, dostluğa, güzelliğe belki de ölümsüzlüğe ulaşmaktır.” Derken belki de bir parça kendi ölümsüzlüğünden, kendi efsanesinden söz ediyor Yaşar Kemal. Büyük acılara karşı nasıl olup da büyülü düş dünyaları kurarak göğüs gerdiğini. “Ben, sevincin türkücüsüyüm” diye eklerken de yaşam boyu eserleri ve sözleriyle çevresine aşıladığı o insanı kendine çeken sonsuz umudunu anlatıyor...


1943 yılında henüz 20 yaşındayken bir folklor derlemesi olan ilk kitabı “Ağıtlar” yayımlanır Yaşar Kemal’in. Ardından bir öykü kitabı gelir; “Sarı Sıcak”. Bu arada iki kere tutuklanmış, komünizm propagandasından hapis yatmış, ırgat katipliği, ırgatbaşılık, kütüphane memurluğu, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük gibi işlerin ardından İstanbul’a gelmiş ve Cumhuriyet gazetesinde çalışmaya başlamıştır. İlk romanı “İnce Memed”, Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilir. Efsane böylece başlamıştır artık. “İnce Memed”, yayımlanır yayımlanmaz klasikleşir, Yaşar Kemal’in adı hem Türk hem dünya edebiyatında bilinen bir yazar haline gelir. Bu roman Yaşar Kemal romancılığının pek çok unsurunu üzerinde taşımaktadır. Yazarın gücünü destanlardan, hem bu toprakların kadim sözlü kültüründen hem de yazılı kültürün en zengin kaynaklarından alan, beslenen geleneksel anlatı dili İnce Memed’den itibaren kendini devam ettirir. Öylesine büyüleyici, sanki dokunsan sözcüklerine elinde tutacakmışsın gibi bir izlenim veren çoşkun doğa tasvirleri vardır ki Yaşar Kemal’in, bir yanıyla da şaşırtıcı biçimde insanla, yazarın yarattığı kahramanlarla dopdoludur. İnce Memed’i okuyup da onun çakırdikenliğinin içinden o kavruk, o çaresiz, korku dolu ama bir o kadar insanın içini burkan bir inatla koşuşunu, çakırdikenliği geçişini hatırlamayan var mıdır? Fukara, ezilmiş, çaresiz bir küçük Çukurovalı çoçuğun bir büyük kahraman olmaya, bir klasiğin roman kahramanı olmaya doğru koşuşudur bu. Kim unutabilir… Daha sonra ardı ardına yayımlanan Orta Direk, Yer Demir Gök Bakır, Ölmez Otu, Teneke’de de ve tüm diğer yapıtlarında da insanoğlunun bu en temel çelişkisini kahramanları, onların hikayeleri aracılığıyla çözümler Yaşar Kemal: Zayıf, ezilmiş, çaresiz ve yoksuldur onun kahramanları ama öyle bir umut taşırlar ki içlerinde, umut bütün bunlarla at başı gider. Kahramanlarının başında döner durur sevgiyle ve okur, dünyanın cümle yükünü kaldırmaya, tüm eşitliksizlikleri, kötülükleri yok etmeye mukdedir bir birey oluverir Yaşar Kemal’in el vermesiyle. Yaşar Kemal hem edebiyatı hem kişiliğiyle insanlığın çaresizlğine el verir. İşte ondandır ki bir efsanedir


İstanbullu kuş satıcısı çocukların hikayesini anlatan kısacık romanı “Kuşlar da Gitti”den kaleme aldığı “Üç Anadolu Efsanesi”ne, Cumhuriyetin kuruluş yıllarını anlatan “Bir Ada Hikaye”sinden, Çukurova’ya iş bulma ümidiyle inen köylülerin hikayesi “Orta Direk”e aynı lezzeti, aynı etkileyiciliği duyarsınız.

Geleneğe, geleneksel anlatıya son derece bağlı bir yazardır Yaşar Kemal. Üzerinde nice çalışmalar yaptığı Anadolu’nun sözlü anlatı geleneğiyle dillendirir doğayı, nesneleri

Geleneğe, geleneksel anlatıya son derece bağlı bir yazardır Yaşar Kemal. Üzerinde nice çalışmalar yaptığı Anadolu’nun sözlü anlatı geleneğiyle dillendirir doğayı, nesneleri. Sözler tekrarlanır, aşağı iner, yukarı çıkar, hareketlenir, dinlenir, demlenirler onun kaleminde. Yazarın yarattığı ritimde, okurun hayal dünyasına karşı tanıdığı izinle sanki büyülenmişçesine gider gelirsiniz. Kıyıları döven ak köpükler, oylum oylum akan küçük dereler, Akdeniz’in üstünde salınan top top ak bulutlar, ipil ipil yana ateşler, ormanların gece karası alır dört yanınızı, sanki artık hep oralarda kalırsınız. Daha doğrusunu söylemek gerekirse Yaşar Kemal kalemiyle, hayallerimizde ara sıra ziyaret edeceğimiz, kimselere söylemeden içine çekileceğimiz bir gizli bahçe hediye etmiş gibidir bize.


Özgürlüğe ve barışa giden binbir çiçekli yol


Binbir Çiçekli Bahçe, Yaşar Kemal’in daha önce çeşitli yerlerde yayımlanmış ancak herhangi bir kitapta bir araya gelmemiş yazılarından oluşuyor: Basın açıklamaları, mahkeme savunmaları, röportajlar, ödül töreni konuşmaları, çeşitli çalışmalar için hazırladığı önsözler, gazete-dergi yazıları… 1961 yılından 2009’a uzanan, yazıldığı yılları ve daha da ötelerini kapsayan… Bu toprakların yetiştirdiği en büyük yazarlardan birinin siyasete, topluma, edebiyata, sanata dair dünya görüşlerini içeriyor Binbir Çiçekli Bahçe. Ama yanlış söylemiş olmayayım, Yaşar Kemal öyle parçalı olur mu, siyasete, sanata, topluma başka başka bakar mı… Aksi takdirde onca büyük olur mu? Olamaz elbette, tıpkı tüm diğer kitaplarında olduğu gibi Binbir Çiçekli Bahçe bütün bir yaşamı içeriyor, yazarın bütünlüklü hayat görüşünü aktarıyor bizlere. Konu ne olursa olsun, kitapta yazan hangi yazıyı okursanız okuyun, Kemal’in temelde büyük bir sevgiyi içeren yaşamaya dair görü