top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Yazarın fotoğrafıLitera

Hatırlamak geleceği yeniden yaratmaktır

"Bizler geçmiş fabrikalarıyız. Canlı geçmiş makineleri, başka neyiz ki? Zaman yiyoruz ve geçmiş üretiyoruz. Ölüm bile çözüm değil. İnsanın kendisi gider ama geçmişi kalır." Pınar Özçelik, Gospodinov'un bu yılın Uluslararası Man Booker'ını alarak dikkatleri bir kere daha üstüne çeken romanı Zaman Sığınağı üzerine yazdı.


“Biz hatırladıklarımızın bir bütünüyüz; sabit olmayan şekillerden, kırılan ayna yığınlarından oluşan hayali bir müzeyiz.” Jorge Luis Borges


Unutma, hatırlama, hafıza ve zaman, edebiyatın eskimeyen, üzerine yazılacakları bitmeyen, hatta zamanla da gelişen, dönüşen çok bereketli alanları. Proust’un Kayıp Zamanın İzinde ve Borges’in Bellek ve Funes’i de bunun belki de akla gelen en çarpıcı örnekleri. Ama çağımızın sorunlarından biri haline gelen bellek yitiminin sadece edebiyata değil felsefe ve sanata da konu olduğunu eklemeden geçmemek gerekir tabii. Bütün bunları bize yeniden düşündüren ise elbette Georgi Gospodinov’un bu yıl Man Booker Uluslararası Ödülü’ne layık görülen eseri Zaman Sığınağı.



Georgi Gospodinov’un Man Booker Uluslararası Ödülü’ne layık görülen eseri Zaman Sığınağı'nın 2022 yılında Metis Yayınları etiketiyle, Hasine Şen tarafından Türkçeye kazandırdığını söyleyerek başlayalım. Gospodinov, Sofya Üniversitesi’nde Bulgar filolojisi okudu. 1992’de yayınladığı ilk şiir kitabıyla edebiyat dünyasına başarılı bir giriş yaptı. Sonrasında ilk romanı Doğal Roman 1992’de yayınlandı. 2016 da yayınlanan “Hüznün Fiziği”, 2016 Jan Michalski Edebiyat Ödülü dahil olmak üzere birçok ödüle layık görüldü.


Zaman Sığınağı daha kitaba başlamadan kapağındaki Nautilus resmi ile bizi zamanda ve geçmişin odalarında gezdireceğini bildiriyor. Kapaktan kendimizi koparıp romanı okumaya başladığımızda daha ilk sayfada alıntılarla karşılıyorsunuz. Bu alıntılar bize romanın belleğinden ip uçları veriyor. Özellikle Thomas Mann’ın Büyülü Dağ’ından yapılan , “Peki bizim zaman organımız nedir? Bana bunu söyleyebilir misiniz?” alıntısı romanın omurgasını oluşturur nitelikte diyebilirim.


Peki biz zamanı nasıl algılarız?

“Zaman” bir işin ya da oluşun, bir eylemin içinde geçmekte olduğu, geçtiği ya da geçeceği süredir. Aristoteles zamanı “nun” adını verdiği, Türkçeye “an” olarak çevrilen kavramla anlatır. Zamanın ölçüsünü iki an arasında meydana gelen hareket olarak nitelendirmiş, zamanı tanımlamaya çalışırken “hareketi” merkezi bir noktada koymuştur. Kavramsal olarak zaman sürekli bir akış ve değişim halindedir. Önceden sonraya, geçmişten geleceğe doğru hareket eden bir dinamiktir.


“Kendinize şimdiki zamanda hazineler yığmayın, orada onları güveler ve pas yer, hırsızlar açıp çalar. Hazinelerinizi, güve ve pasın yemediği, hırsızların ne açtığı ne de çaldığı geçmişe yığın, çünkü hazinemiz neredeyse kalbimiz orada olacaktır.”

(Guastin, Apokrif Versiyonlar ve Yeni Ahitler. S.260)


Şimdicilik anlayışını insanlara empoze eden Yeni Çağ, modernleşme ve dijitalleşme ile tüm yaşantımızı, alışkanlıklarımızı değiştirmiştir. İnsanın doğaya ve dünyaya hakim olma hırsı, teknolojiyle birlikte kendi kendini yok edecek boyutlara ulaşmıştır. Şimdiki zamana odaklı dünyada geçmiş, eskimiş geçerliliğini yitirmiş ölü zamanlardır. Anın ruhuna göre de sürekli yeniden yazılır. Mekan ve nesneler güncellenir çağa uygun hale getirilir.


“Mutluluk sadece abece kitapları ve yabancı dil konuşma kılavuzları, üstelik yeni başlayanlar içindir. Belki grameri en kolay olduğundan daima şimdiki zamandadır. Sadece orada herkes mutludur, güneş parlıyor, çiçekler mis gibi kokuyor, denize gidiyoruz…….” ( S.207)


Gospondinov da geçmişte kalan zamanları, hatırlamanın, yaşatmanın unutmamanın derin sularına bizi indiriyor. Hikayesinin içinde geçmişe takıntılı karakteri Gaustin’le yazarın yolları kesişir. Guastin geçmişte kalmış zamansız biridir. Hayatını geçmişi ait her şeyi biriktirerek yaşar. Anılarını, nesneleri biriktirir ve geçmiş zamanda yaşar. Özellikle İkinci Dünya savaşının yıkıcı etkilerinden sonra, gelecekten kopmuş, geçmişe sığınmıştır.

“Kesin olan bir şey varsa o da geçmiştir. Geçmişteki elli yıl gelecekteki elli yıldan daha güvenlidir.” (S.120)


Gospandov, çağın hastalığı Alzheimer üzerinden, Guastin adlı yarattığı kurgu karakterle, anılarını kaybetmek üzere olan bellek yitimine uğramış hastalara, Geçmiş Kliniği açmak üzere çalışmaya başlar. Kliniğin her katında on yıllık bir geçmiş yaratılır. Altmışlar katı, yetmişler katı, seksenler katı olacaktır. Bu katlar o döneme ait nesneler ve eşyalarla dekore edilir. O güne ait gazeteler odalarda yer alır, radyoda o döneme ait müzikler çalar. Kliniğe gelen hastalara bu katlar gezdirilir. Yaratılan geçmişlerde kayıp zamanlarını, anılarını arayan hastalar, kendilerini buldukları zamanda kalır ve orada ömürlerini sonuna kadar yaşamak isterler. Klinik uygulamalarda, nesnelerin, imgelerin ve dilin hatırlama üzerinde ne kadar etkili olduğuna da şahit oluruz.

“Sürekli geçmiş üretiyoruz. Bizler geçmiş fabrikalarıyız. Canlı geçmiş makineleri, başka neyiz ki? Zaman yiyoruz ve geçmiş üretiyoruz. Ölüm bile çözüm değil. İnsanın kendisi gider ama geçmişi kalır. Sonra tüm bu şahsi geçmiş nereye gider? Onu satın alan, toplayan, atan birileri var mı? Yoksa rüzgarın sokakta savurduğu eski bir gazete gibi yuvarlanıp durur mu? Tüm o başlayıp tamamlanmamış hikayeler, terk edilen sevgililer, kesilen ve kanamaya devam eden ilişkiler –'kesilen', sözcük tesadüfü değil, kasaplık terimi- nereye gider?” ( s.110).


Geçmiş Klinikleri, bir zaman sonra şehir ve ülke sınırlarını aşar, tüm Avrupa’ya yayılır. Ülkeler halklarına referandumlar yapmaya başlar: Hangi on yılda yaşamak isterdiniz, diye. Ülkelerin yaşadıkları geçmiş deneyimlere yer verilir, yazar da kendi ülkesine gider, geçmişin bireysel ve kolektif olarak nasıl inşaa edildiğini anlatır. “Tüm mutlu ülkeler birbirine benzer, her mutsuz ülke, yazıldığı gibi kendince mutsuzdur.” (S.206)


Ülkeler mutlu on yıllarını seçtikten sonra dünya adeta açık bir zaman kliniğine dönüşür. Görece birkaç ayı sükûnet içinde geçmişi hatırlayarak, ilgili nesneleri bularak, döneme ait sosyal ve toplumsal hayatı yeniden yaratmanın heyecanı ile yaşarlar. Geçmiş sel gibi bütün yeni yaşamaları kaplar. Ancak unutmak bazen hatırlamaktan zordur. Teknolojiyi onun yarattığı konforu, interneti ve sosyal ağları hayatlarından çıkarmak, üreticileri giderek rahatsız eder, kullanıcıları da. Geçmiş zaman odalardan çıkmış hayatın kendisi olmuştur, geri dönülmez bir yola girilmiştir. Bütün bunlar zaman odaklı yaşayan ülkeleri de tehdit etmeye başlamıştır artık. Yazarımız da bu noktadan sonra kliniklerin başına daha genç ve hırslı doktorları getirerek kendi iç dünyasına çekilir. Bellek yitimine karşı kişisel deneyimlerini yaşar, kaçınılmaz sonla yüzleşir. Guastin ise tüm gizemiyle yok olup gitmiştir yeniden.

"Birilerinin hafızasında ufacık bir yerimiz bile yoksa, hatırlanmıyorsak, bizi geleceğe taşıyan geçmiş hikayelerde yoksak, biz gerçekten var olmuş muyuzdur?"( s.56)


Romanın en dikkat çekici özelliği, hatırlamanın ve geçen zamanların öneminin “Geçmiş Kliniği” üzerinden yapılmasıdır diyebilirim. Yazar yarattığı meta kurmacada, sürekli değişen gelişen karakterle bizi mekanlarda ve zamanlarda gezdiriyor. Romanın anlatıcıları da sürekli değişiyor. Aralarda yazar da romana dahil olarak metine yön veriyor. Meta kurgunun alt metinlerinin derinine indiğinizde Borges'in zaman felsefesinin romana yön verdiğini görmek mümkün. Zaman Sığınağı geçmişin, birikerek katman katman hayatlarımıza nasıl yön verdiğini, yitip giden bir zamandan ibaret olmadığını, zaman kavramında, hatırlamada, mekanların, nesnelerin, dilin ne kadar önemli olduğunu anlatan bir zaman felsefesi romanıdır.


Dijital hayatlarımızın bize sağladığı konforla hafızalarımız ve geçmişimiz tahribata uğruyor. El kadar aletlerin içerisine anılarımızı ve umutlarımızı sığdırarak, istediğimiz zamana, mekana gidebilir olduk. Ancak sırtımızda sorgulamaya fırsat bulamadığımız geçmişin ve zamanın ağırlığıyla da yaşamaya devam ediyoruz. Geçmiş hiçbir zaman yitip gitmiyor, en gerçeği ile içimizde hayatlarımızın sonuna kadar bizimle yaşamaya devam ediyor. İstenildiği kadar siyasi tarihlerimiz yeniden yazılsın, unutmazsan yaşayamazsın denilsin, geçmişimiz ve anılarımız yok edilmeye çalışılsın, geçmiş hayatlarımızın aynası olmaya devam edecektir.


“Durum basit, geleceğin yoksa, oyunu geçmişten yana kullanırsın. “s.120


ZAMAN SIĞINAĞI

Georgi Gospodinov

Metis Yayınları, 2022

Çeviri: Hasine Şen

296 s.

Son Yazılar

Hepsini Gör

Spinoza’yla Bir Yürüyüş

Sevinç Türkmen’in Ethica’yı rehber edinerek yazdığı Aşkın Ontolojisi de öncelikle Spinoza’nın mesajlarından birini hatırlatmaya çalışıyor: Temel meselemiz özgürlükse ontolojiden yani doğadan başlamak

Comentarios


bottom of page