• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

“Ben, o koskoca buluttan yağmak istiyorum.”

Nur Öztürk, Makbule Aras Eyvazi'nin kaleme aldığı, Füruğ Ferruhzad’ın hayatını anlatan biyografi, kurgu karışımı romanı Başa Dönemeyiz üzerine yazdı: "Makbule Aras Eyvazi şairin hayatını sondan başlayarak dört erkeğin gözünden, dört ayrı bölümlerde anlatıyor."

Nur Öztürk

İran’lı kadın şair, yönetmen, oyuncu ve ressam Füruğ Ferruhzad’ın hayatını anlatan biyografi, kurgu karışımı bir roman Başa Dönemeyiz. Şairin hayatı özgürlük, şahsiyet ve duygularını ifade edebilme çabası üzerine kurulu. Başa Dönemeyiz bu üç öğeyi başarılı ve abartısız aktarabiliyor okuyucuya. Kadın şair olarak zorluklarla dolu hayatı, duygusal çalkantılar, aile desteğinin esirgenmesi, boşanma, şiddetli toplumsal baskı Füruğ’un şiirleri ile geniş kitleleri etkilemesine, ilgi duyulmasına, çok sevilmesine, yıllar sonra da okunmasına sebep oluyor. Şairin inandığı değerler, topluma ve kanunlara karşı verdiği mücadelenin yanı sıra kendini halktan ayrı tutan ve halkın sorunlarıyla ilgilenmeyen Farslı edebiyatçı, entelektüellere karşı da olan mücadelesi, onların eserlerine değer vermeyişi, şiirlerinde ağır dille eleştirmesi şairin şahsiyetine, samimiyetine duyulan sevgiyi ifade ediyor.



Makbule Aras Eyvazi şairin hayatını sondan başlayarak dört erkeğin gözünden, dört ayrı bölümlerde anlatıyor. Sevgilisi İbrahim Gülistan (Şahi) ile başlıyor, eski eşi Perviz Şapur ile devam ediyor. Ailesinden, çocukluğundan bahsederek, aynı zamanda en yakını olan erkek kardeşi Feridun Ferruhzad’a ayırdığı bölümden sonra hayatında önemli bir figür olan babası Albay Muhammed Ferruhzad ile noktalıyor. Çok ünlü, şiirleri kendi ülkesinin sınırlarını aşmış, farklı birçok dile çevrilmiş ve çevrilmeye devam eden Füruğ’un hayatını yazmanın yazar için farklı handikapları bulunuyor. Şairin geniş kitleler tarafından seviliyor olması, İran’lı bir kadın olarak yaşadığı zorluklara ek olarak oldukça sansasyonel, edebiyat dünyasında en az şiirleri kadar merak uyandıran ve ilgi çeken hayatı, edebiyata ve özellikle şiire ilgi duyan herkes tarafından biliniyor. Tüm bunlar düşünüldüğünde Eyvazi’nin eseri Füruğ Ferruhzad’ın hayatının gölgesinde, ikinci planda kalabilir ve edebi açıdan hak ettiği değeri elde edemeyebilir. Bir kısım okuyucu için ise; zaten yeteri kadar ilgi çekici bir hayatı roman olarak ele almak kolaya kaçmak olarak da değerlendirilebilir. Tam bu noktada yazarın adeta bütün bu handikapları öngörüp, sıra dışı bir tasarıma başvurduğunu ve Füruğ’un hayatındaki en önemli erkeklerin gözünden hayatını anlatmayı seçtiğini görüyoruz. Böylelikle romanda muhteşem bir denge sağlanmış, kolaya kaçılmamış oluyor.



Kitabı okuduğumuzda, ironik olarak Füruğ’un yarım kalmışlıklarla dolu, kısacık hayatını tamamlıyoruz. Çocukluğu, evliliği, anneliği, aşkları, şiirleri, filmleri yarım. Her zaman kendi içinde hissettiği ve yakınlarıyla da sık sık paylaştığı erken öleceğine dair iç görüsü adeta kendini doğrulayan bir kehanet gibi gerçekleşiyor. Otuz iki yaşında Tahran’da geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybediyor. Despot, asker bir baba ve kuralcı bir anneyle büyüyen, bir türlü ailesi tarafından beğenildiği, onaylandığı, sevildiği hissettirilmemiş yarım bir çocukluk. İstediği gibi davranmasına izin verilmeyen, çocukluk fotoğraflarında kucağına konulmuş oyuncak bebekle verdiği iğreti poz, giymesi istenilen süslü elbiseler, baskıcı bir toplumda kendisine dayatılan kalıplar ve sınırlar karşısında mücadeleyle dolu bir yaşam öyküsü. On altı yaşında ilk aşkıyla baba evinden kaçmak, özgürleşmek, var olabilmek için kendine alan yaratabilme umuduyla yaptığı evliliği, evliliğin Füruğ’a geleneksel kadın rolünden sıyrılmak, özgürleşmek yolunda katkıda bulunamaması, kıskançlıklar, sınırlar neticesinde yaşadığı boşanma. Baba evine geri dönememe, istenmeme, baskıcı bir toplumda boşanmış bir kadın şair olarak var olma çabaları bugün de birçok kadın için tanıdık geliyor.

“Ben, o koskoca buluttan yağmak istiyorum.”

Kadının kendine biçilen rolün sınırları içinde şikâyet etmeden, başkaldırmadan, değiştirmeden, sürdürerek, tökezlemeden, gerekirse yaşıyor gibi yaparak ve “sessizce” ayrılması bekleniyor bu dünyadan. Kendini keşfetme süreci, hissettikleri, yapmak istediklerine dair kararlar alması, yolunu tek başına çizebilmesi, mutlu olup olmadığını sorgulaması, hayatında değişiklikler istemesi, tüm bunları yalnızca kendi içinde “sessizce” yaptığı takdirde toplum ve yakın çevresi tarafından tolere edilebiliyor. Tıpkı her gün evinde sorduğu “bugün ne pişirsem?” sorusu gibi zararsız, genişlemeyen bir biçimde. Ne zaman bir kadın ilk önce kendi baba evinde, daha sonra bir parça özgürlük için âşık olup evlendiği adamın yanında yahut tamamen kendi başına çalışarak, yazarak, üreterek istediği hayatı yaşamaya kalktığında düzen bozuluyor, sesler yükseliyor. Füruğ’un hayatında olduğu gibi. Henüz on altı yaşında iken babasının despotluğundan, kurallardan, kendi tercihlerini yaşayamamaktan kaçtığı ve bir parça özgürlük umuduyla âşık olarak evlendiği yirmi sekiz yaşındaki Perviz Şapur’un yanında mutluluğu bulamıyor. Modern bir hayat yaşayan Şapur’un da düşünce dünyasında aşamadığı engeller, kıskançlıklar, daralmalar olduğu görülüyor, evliliğinin sonucu hayal kırıklığı oluyor. Füruğ’un çevresinin çeşitli sanatçı, entelektüel ve şiirlerini dergilerde yayınlayan kişiler ile genişlemesine dayanamayan Şapur, Füruğ’un yazmış olduğu ilk günah adlı şiir ile boşanmaya karar veriyor. Sevdiği adamdan, oğlundan ayrılarak yaşamına devam etmek, toplumda var olmak, hayatını kazanmak zorunda kalan genç şair sonsuz yalnızlığın içinde şiir ve sinema ile yoldaşlık yapmaya, yaşama tutunmaya çalışıyor. Kadının cinsiyet rollerinin dışına çıkarak, erkeğin egemen olduğu edebiyat gibi bir alanda yaratıcı eylemlerde bulunmaya çalışması, şiir yazması, özellikle yazdığı şiirlerin içeriği ve biçimi düşünüldüğünde kontrolü yitirme korkusu olarak toplumlarda tezahür ediyor. Bu tür korkulara gösterilen toplumsal reaksiyon olarak kadının önüne annelik, eş, kız kardeş olma gibi klasik kadın rolleri konarak alanı daraltılıyor. Şair olmak ise ayrıca bir yaratım gücü gerektirdiğinden kadının kendine bu denli özgür bir alan oluşturarak yaratıcı eserler vermesi münasebetsiz bir başkaldırı olarak değerlendiriliyor o günkü İran toplumunda.


Kadının Mekansızlığı ve "Günah" Şiiri

Füruğ’un miladı "Günah" şiiri ile başlıyor. İtiraf olarak bilinen, dergide mahlas ile yayınladığı şiir, büyük bir yankı oluşturuyor. Klasik edebiyattan beslenen, şiirden günlük hayata, sinemaya sızan, metafor içeren dolaylı anlatım biçiminin baskın olduğu İran edebiyatında belki de ilk defa bu denli dolaysız ve üstelik bir kadın tarafından yazılmış oluşu bu kadar yüksek bir ses getiriyor. Düşünülenin aksine "Günah" şiiri ile şair, ilkel günaha bir gönderme yapıyor isyan üzerinden kendini yaratıyor diye düşünmek de gerçeğe yakın bir değerlendirme olabilir. Aynı zamanda bu şiir baskıcı İran toplumunun, modernleşmeye çalışan bir döneminde kadınların sesi oluyor, sanatçıyı ileri götürüyor, fakat sonuç olarak Fürüğ’a tahmin edemeyeceği bedeller de ödetiyor.


Fürüğ’un hayatında öne çıkan en önemli olgulardan biri, tıpkı bugün de birçok kadının yaşadığı gibi kendisine herhangi bir alan bırakılmayışının sonucunda mekânsız, ortada kalışıdır. Kendini toplumdan yalıtılmış, yalnız hissetmesi, şiir üzerinden kendine bir varoluş, özgürlük alanı oluşturmaya, kendini bu yolla ifade etmeye çalışması da toplumda istediği gibi yaşamaya yeltenen kadının mekansızlığı, ortada kalmışlığı sonucu olarak çıkıyor.


Çevirmen ve yazar bir kadın olarak Makbule Aras Eyvazi ile Füruğ Ferruhzad Yakınlığı

Makbule Aras Eyvazi önceki yıllarda Furuğ’un şiirlerini “Rüzgâr Bizi Götürecek – Toplu Şiirler” adıyla Farsça aslından çevirerek 2019’da Dünya Kitap Yılın Çeviri Ödülü’nü kazanıyor. Metinde şairin hayatını klişeye kaçmadan, arabeskleştirilmeden biyografiyle kurgu arasındaki dengeyi çok iyi sağlayarak aktarıyor. Şairin hayatını dört farklı ve hayatını etkileyen erkeğin gözünden oluşturması benzersiz, aynı zamanda ironik bir seçim oluşturuyor. Füruğ’un kamusal ve özel alanda kısacık hayatında verdiği mücadeleyi başarılı, abartısız, yalın ve olduğu gibi aktarıyor. Yazarın diğer kitaplarını da takip etme ve merak etme isteği uyandırıyor. Bilgelikle aktarılan, yormayan dil dikkat çekici. Romanda Fürüğ’un ergenliğinden itibaren hayatı boyunca eril normlara karşı çıkan, toplumsal kabulleri onaylamayan, “başa çıkılamayan” karakteriyle toplumun kendisine bir kadın olarak yüklediği misyona itaat etmeyeceğinin sinyallerini verişini babasının, annesinin, eşinin annesinin ve kısmen de eşinin gözünde oluşturduğu “kadın deliliği” üzerinden oldukça dengeli bir şekilde aktarabiliyor. Yazar Füruğ’un hayatı üzerinden dönemin İran toplumunun kadınları kendine özgü kişilikler, farklı istek, yönelim ve beklentileri olan bireyler olarak görmeyişini aynı makineden çıkmış anne, eş, kız evlat olarak bir erkeğin yakınında var olmasını beklediğini sosyolojik bir olgu olarak işliyor. Dil okuyucu ile metin arasında bir engel oluşturmuyor, sanki okuyucu bir hikâye anlatıcısından dinliyormuş, ya da günlükleri notları okuyormuş gibi samimi bir anlatım hissediyor. Makbule Aras Eyvazi verdiği röportajlarda da Füruğ Ferruhzad’ın hayatına duyduğu yakınlığı, şiire ve özellikle de divan şiirine beslediği özel sevgiyi dile getiriyor. Füruğ’un hayatına bir kadın olarak hissettiği bu yakınlığın romandaki dilini oluşturmada önemli etkisi olduğu görülebiliyor.

Yazar uzun yıllar boyunca yaptığı çeviri metinleri ile tanınmış, Sonun Bacakları adlı öykü kitabından sonra Furüğ’un yaşamı hakkında yazdığı roman ile sadece çeviri metinleriyle edebiyat alanında var olmaktan fazlasını vadediyor.


BAŞA DÖNEMEYİZ

Makbule Aras Eyvazi

Yapı Kredi Yayınları, 2022

119 s.