• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Litera

Anaerkil mi, Ataerkil mi?

Burcu Karakoç, Fatmagül Berktay'ın klasikleşmiş çalışması Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın'ı bize yeniden hatırlatıyor.

Burcu Karakoç


Fatmagül Berktay’ın Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın adlı çalışması doktora tezi olarak hazırlanıp ilk kez 1996 yılında kitaplaştırılmış. Dört bölümden oluşan bu çalışmada yazar; Tek Tanrılı dinlerde kadınının konumunu, bu konumun tarihi köklerini ve ataerkil sistemle ilişkisini ele alıyor. Hristiyanlık, Yahudilik ve İslamiyet özelinde bu dinlerin kadına yaklaşımını, kültürel bazı ortaklıklarını ve erkek egemen yapının şekillenme sürecini dile getiren Berktay; meseliyi dinlerin ortaya çıkış tarihinden başlayarak incelemiş. Yazar; Antik Yunan, Mısır, eski Mezopotamya’da kadın algısı, sosyal yapı, üretim ilişkileri yanında hukuk düzeni, kadının özgürlük alanı ve dini inanışlara yer verirken Aristoteles’in Politika adlı eseriyle Platon’un Devlet kitabından kadınlarla ilgili görüşlerini belirttikleri alıntılar yapıyor. Çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dinlere geçiş dönemi, ataerkil yapıdan önce anaerkilliğin var olduğuna yönelik öne sürülen tezler, yapılan arkeolojik ve antropolojik çalışmalar, anaerkil düzende kadının haklarıyla düzendeki yeri, siyasi ve ekonomik alandaki etkileri yazarın odağında yer alan önemli noktalardır. Kadın ve erkeğin üretimdeki görevinin toplumsal statülerinin belirlenmesinde etkili olması, çiftçilik, saban tarımı ve hayvancılıkta erkeğin baskın konuma gelip kent devletlerinin oluşumuyla bu oluşumun ataerkilliğin başlangıcı kabul edilmesi ve tüm bu gelişmelerin kadının mevcut varlığıyla yaşamdaki rolünü etkilemesi çalışmayı temellendiren unsurlar olarak yer alıyor. Ekonominin başat ögesi olan üretimin sosyal ve kültürel yapı, siyasi sistem, dini inanışlar ve yaşam pratikleriyle ilgisi, kadının ataerkil yapıdaki öyküsünün belirleyici nitelikleridir.



Fatmagül Berktay; kutsal kitaplarla dini metinlerde oluşturulan kadın sembolünün kültürel kodların oluşmasına etkisinin altını çizerken bugünkü anlamıyla aile kavramının ve mülkiyetin ortaya çıkışının kadın-erkek ilişkilerini, geleneksel yapıda kadının konumunu nasıl etkilediğini de dile getirmiş. Ailenin oluşmasıyla kadına ve özellikle kadın bedenine bakışın ne yönde değiştiğini, erkeğin aile içindeki yerinin ve kadın bedeni üzerinden hak talebinin kaynaklarının neler olduğunu farklı çalışmalardan alıntılarla açıklıyor. Tek tanrılı dinlerde; yüceltilen kadın doğurganlığının, yaşam kaynağı imgesinin “tarla, tohum, toprak” sembolleri üzerinden somutlaştırılıp erkeklerin soylarının devamı için araçsallaştırılması söz konusu. Kadının rahmi erkeğin tohumlarının yeşermesi için bir tarla görevindedir. Dolayısıyla erkeğin üremedeki statüsü kadının varlığının belirleyicisidir. Kutsal kitaplar, siyasi iktidarlar ve ekonomik düzeninin erkeğe sunduğu tüm “olanaklar” ataerkil sistemi oluşturup kemikleştirirken onun kadın yaşamında kontrolü elinde tutan ve kadının özgürlük sınırlarını belirleyen yönetici konumunda olmasını meşrulaştırdığı gerçeği kitapta sıklıkla vurgulanmış. Berktay; Kuran-ı Kerim, İncil ve Tevrat’ta kadının yaratılış hikâyesini, erkek için ne ifade ettiğini, kadın ve erkeğin cinsel yaşam, aile hayatı ve sosyal düzendeki vazifelerinin neler olduğunu kutsal kitapları karşılaştırarak dile getiriyor. Örneğin, Hristiyanlıktaki zina ve boşanma anlayışı ile Yahudilikteki anlayışın farklı olması gibi. Rönesans, Bilimsel Devrim, modernizm, Reform gibi gelişmeler kadının var oluş sürecini ve mevcut statüsünü değiştirdi mi? Eski Mısır’da kadınlar ne ölçüde özgürdü? Antik Yunan’da demokrasi kadını da içine alan bir kavram olarak mı yer aldı? Bunun gibi pek çok sorunun cevabını belirten bu çalışmada yazar; kadınların dinle kurduğu ilişkiyi, dinin kadının hayatındaki rolünü de incelemiş. Berktay; Luther, İmam Gazali, Descartes gibi isimlerin kadınlarla ilgili fikirlerine değinirken Ana Tanrıça kültünden “Lanetli Havva”ya geçişin ortaya çıktığı koşulları da belirtiyor. Amerika ve İran’da yükselen köktendinciliğin tarihinden, fikri arka planından ve modern dünyada kendine nasıl yer bulduğundan söz eden yazar; İslam’daki köktendinciliğe de değinmiş.


Fatmagül Berktay; Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın adlı bu kitabında din izleği üzerinden kadını ele alırken tarihselden bugüne yaşanan süreci etraflı bir şekilde aktarıyor. Meseleye farklı boyutlarıyla yaklaşarak kutsal kitapları ve dinleri karşılaştırıp çeşitli alıntılar, kaynaklar ve görüşler üzerinden konuyu tartışmacı bir bakış açısıyla inceliyor.


Hem özellikle Afganistan’da yaşanan yönetim değişikliği ve kadınların sınırlı ölçüdeki haklarını yeninden yitirmesi hem de dünyada kadının güncel konumu üzerinde düşünürken –olumlu gelişmeleri göz ardı etmeden- toplumsal algının, kadın cinselliğinin, eril dil ve erkek kontrollü yaşamın ve erkeğin kural koyucu konumda olmasının temellerini anlamada, eşitsizliğin meşruluğunun kaynaklarını görmede, kadın ve erkek arasındaki biyolojik ve psikolojik farklılıkların erkek lehine dönüştürülüp sosyal, hukuki, siyasi ve ekonomik dinamiklerin bu farklılıklar merkeze alınarak oluşturulmasının gerekçelerini fark etmede yardımcı olabileceğini düşündüğüm bir çalışma olmuş. Bu kitap bir kültürün nitelikleri, perspektifi, arkasındaki temel felsefe ve dünya algısının inanış ve dini pratiklerle ilişkilendirildiğini, bu ilişkinin toplumsal düzeni şekillendirici ana ögelerden olduğunu göstermiş. Bu alanlara yönelik objektif sorgulama, kadının konumu noktasında köklü değişiklikleri sağlayacağını hatırlatan bir çalışma olması yönüyle de oldukça kıymetli.


TEK TANRILI DİNLER KARŞISINDA KADIN

Fatmagül Berktay

Metis Yayınları, 1998

Türü: Doktora Tezi

272 s.