top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Histeri’nin ve doğanın gizli ağı

Aynur Kulak, İngiliz Psikanalist Christopher Bollas’ın Histeri’si ile Alman Peter Wohlleben’in Doğanın Gizli Ağı üzerine yazdı.


Kolektif Yayınları’nın yeni kitapları olan İngiliz Psikanalist Christopher Bollas’ın Histeri’si ile ekolojiye dair fikirlerini daha fazla kişiyle paylaşma adına işinden ayrılıp seminerler vermeye ve kitaplar yazmaya başlayan, kendini Ormancı olarak tanımlayan Alman Peter Wohlleben’in Doğanın Gizli Ağı’nı birlikte okumak istedim. Kitapların adlarından yola çıkarak ne okuyacağımı tahmin ediyordum fakat, iki kitabı birlikte okuma isteği zihnimde kendiliğinden uyandı diyebilirim. Ruh sağlığı ve kişilik bozuklukları üzerine çok fazla kitap okuduğumdan Histeri ile ilgili Bollas’ın yazdığı kitabın bilincimi girift labirentlere sokacağını bildiğimden Wohleleben’in Doğanın Gizli Ağı kitabı, girdiğim ruhsal labirentlerden çıkmak adına imdadıma yetişecekti. Tam da düşündüğüm gibi oldu. İki kitap bittiğinde, iyi ki de kitapları bir arada okuma hissiyatımın peşinden gitmişim, diye düşündüm. Artık popülerleşen “sınırda kişilik bozukluğu” tanısı yoluyla baskıya maruz kalarak çağdaş ruh sağlığı kültüründen kaybolmaya yüz tutmuş Histeri’nin gizli ağları ile iklim krizi olarak nitelediğimiz insan aklıyla sistematik olarak yok edilen ekolojik dengenin doğanın gizli ağını nasıl bozduğunu eş zamanlı olarak okumak zaten bahsettiği konular ve kavramlarla çok önemli olan kitapları nasıl daha da değerli kıldı, bu yazıda bundan ayrıntılarıyla bahsedeceğim sizlere.



İşte Bir Histerik!

Histerik kimdir ya da bir kişilik bozukluğu olan histeri tam olarak nasıl bir hastalıktır, neden diğer kişilik bozukluları hastalıkları gibi anılmaz –Narsistik ve Şizofreni- ve Histeri bu hastalıkların yanında çağdaş ruh sağlığı literatürünün neden gerisine düşmüştür? İlk etapta kafalarda oluşan bu türde bir dizi soruyu yanıtlamak adına Christopher Bollas’ın hastalıkla ilgili genel tespitlerine başvuracağım. Zira Bollas Histeri adına değişime açık, son derece dönüştürücü tespitlerde bulunuyor ve bunu yaparken batı kültüründe kişiliğin oluşumu ile ilgilenen sıradan okurları da gözetiyor. Kitabın bu önemli özelliği sadece konu ile ilgilenen belli bir akademik çevreyi değil, merakı olan tüm okurlara hitap edebildiğini de gösteriyor bizlere.


“Histeri ile ilgili her deneme, onun meşhur özelliklerini anmak zorunda. Histeri dendiğinde, bedenlerinin cinsel istekleri altında bunalmış, cinsel düşüncelerini bastıran, konversiyonlarına kayıtsız, ötekiyle had safhada özdeşleşen, kendini teatral tarzda ifade eden, kendini varoluşuna adayacağı yerde onu gündüz düşlerinde hayal eden, çocuksu bir masumiyeti erişkin dünyeviliğine yeğleyen insanlar akla gelir. Telkinden mustariptirler; ya ötekinden kolayca etkilenir, ya da düşüncelerini kendilerine refakat eden diğer histeriklere aktarırlar. Her ne kadar karakter bozuklukları âleminde ikamet eden başkaları da yukarıdaki özelliklerden bir veya birkaçını paylaşsa da bunların tümü yalnızca histerikte tek ve dinamik bir biçim altında bir araya gelir.

Kendime biçtiğim vazife, bütün bu özellikleri histerik biçimin kalıbına dökecek bir teori temin etmek.”


Histeri ile ilgili Christopher Bollas’ın yazdığı bu paragrafta özellikle, “…kendini teatral tarzda ifade eden, telkinden mustarip olan, ya ötekinden kolayca etkilenen ya da düşüncelerini kendilerine refakat eden diğer histeriklere aktaran …” gibi tespitleri çevremizde böyle olan en az bir kişinin olduğunu düşündürüyor bizlere. Mesela “teatral” derken çok basit bir şeyi bile sanki biraz sonra kıyamet kopacakmış gibi anlatan, bu kıyamet fikrini ve duygusunu karşısındaki kişiye aynen aktaran ve aslında bir şekilde kendinden daha fazla önemsediği kişilerin tek bir kelimesinden bile çok etkilenerek davranışlarını ona göre belirleyen, yani bir tür yansıma kişilikle yaşayan çevremizdeki insanlar hızla resmi geçit yapıyorlar zihnimizde. Böyle kişiler çevremde olmaz mı, üstelik çokça var dediğinizi duyar gibiyim. Peki o zaman bir kişilik bozukluğu olan Histeri neden Narsizm kadar popülerleşemedi? Histerik birini gördüğümüzde en basit şekliyle “kaçık” bu deyip uzaklaşma ve bir daha bu kişiyle çok fazla bir araya gelmemeye çalışma fakat tam zıt bir şekilde Narsist kişiliklere doğru hızla çekilme duygusuna karşı koyamama olabilir mi bunun sebebi? Christopher Bollas tüm bunlar düşünüldüğünde Histeri üzerine esaslı bir teori üretmek istediğini belirtiyor. Bir de Histeri’de bütünsel bir bakışı geliştirmek adına mümkün olduğunca fazla bakış açısını bir arada kullanmanın önemine de değiniyor. Kitap boyunca da bu konuya çok önem veriyor.

Kitaptan bahsederken Histeri hastalığının asıl meselesini yaratan cinsellik konusuna da kesinlikle değinilmeli. Çünkü Histeri’nin kendini göstermeyen dip akıntıları kişilerin cinsellikleri konusundaki kırılma noktalarına tekabül ediyor. Cinselliği ile özdeşleşememek, bedenine yabancılaşmak adına bir cendere içine hapsolmuş gibi yaşamak histeri krizlerinin asıl nedeni olarak anlatılıyor. Anne babanın bu konudaki varlıklarından ziyade çocuğa karşı nasıl davrandıkları ve çocuğa kaygılarını nasıl yansıttıkları, tüm bunların sonucu olarak da cinselliğin histerik kişilik oluşumuna ardına kadar açtığı kapılar titizlikle masaya yatırılıyor Christopher Bollas tarafından.


Genel yaklaşımlar da var elbet. Çocukların üç yaşından itibaren cinselliğini keşfedişleri, bu yönde önlerindeki tek örneğin anne-babaları olması ve konunun anne-babaya karşı oluşan bir cinsel dürtüden ziyade anne-babaya benzer X bir kişinin ileride seçilmesi Histerik yapıda kişilerin cinselliğinin örselenme ve aynı zamanda yansıtmalı yaklaşımlarını beslemelerinin önemli göstergelerinden biri. Burada Histerik kişiliğin özellikle anne ile kurduğu ilişki önemli. Bollas, bir histeriğin kendi cinselliğinden “hoşnutsuz” (yani aslında anneden “hoşnutsuz”) olmasına değiniyor önemli bir saptama olarak. Bu “hoşnutsuzluk” tüm teatral, dramatik, aşırıya kaçan abartılı reaksiyonların sebebi.


“Bütün karakter bozukluklarını kısmen de olsa anneyle ilişkiye bir tür uyarlanma olarak görebiliriz. Böylelikle de ister psikotik, ister sınır tipte, ister nevrotik karakterlerden söz edelim, öncelikle kendiliğin anne ile ilişkiye dair kaygılarla bağlantılı bir kısıtlığından söz etmiş oluruz.”

Histerik kişilik bozukluğunun kişinin ruhunda kurduğu ağ çok karmaşık. Bu ağı çözmek de zor elbet. Fakat Bollas bu karmaşık histerik ağı karma bir karakter yapısını anlatır gibi anlatmayı tercih etmiyor. Bu karmaşık ağa saplanıp kalmış olmayı –yani aslında yapısal olan bir gecikmeyi- ve bu yapısal gecikmenin kişinin varoluşunda nasıl gecikmelere sebebiyet verdiğini anlatmayı tercih ediyor. Böylesine bir yapıyı hem anlamak, hem çözümlemek, hem anlatmak hem de okumak çok zor gerçekten. Bollas Histeri’yi anlatmak adına dönüştürücü bir bakış açısı da geliştirdiği için, okurken çok düşünüp, çokça empati kurup, duygularımızı buna göre yönlendirmemiz gerekebiliyor. Bu yönüyle zorlayıcı fakat aynı zamanda tam da bu yönüyle çok önemli bir kitap.



İşte Bir Ormancı!

İnsan ruhunun işleyiş yapısı ile doğanın işleyişini karşılaştırabilir miyiz? Neden olmasın! bir noktada karşılaştırılmalı da diye düşünüyorum açıkçası. Çünkü Peter Wohlleben’in, kendini “Ormancı” olarak tanımlayan bir doğaseverin ve yine kendini ekolojik araştırmalar konusunda yetkin hale getiren bu adamın yazdığı Doğanın Gizli Ağı, Histeri kitabı sonrası ruhumdaki işleyiş dengesinin sağlanması adına bana çok iyi geldi. Bir yandan bilincin sağlıklı işleyişindeki bozulma, buna karşılık doğanın işleyişinin zamanın işleyişinden bile daha mükemmel olması. Sanırım bu iki kitabı arka arkaya okumamda en etkili neden bu oldu


“Doğada her şey birbiriyle ilişki içindedir. Bu ilişki ağı öylesine karmaşık ve incelikle dallanıp budaklanmıştır ki muhtemelen tam anlamıyla kavrayıp çözmemiz hiçbir zaman mümkün olmayacak. Böyle olması aslında daha iyi sanırım; zira hayvanlara ve bitkilere baktıkça yaşadığımız şaşkınlığı hiçbir zaman yitirmeyeceğiz. En mühimiyse küçücük müdahalelerin bile çok büyük sonuçları olabileceğini kavramamız ve çok gerekmedikçe burnumuzu doğanın işine sokmaktan kaçınmamız olacaktır.”

İnsan ruhuyla ve doğanın işleyişi ile ilgili yaşadığımız şaşkınlıkların hiçbir zaman bitmeyecek olması iki muazzam mekanizmayı önümüze koyuyor aslında. Birinde –yani doğada- doğadaki işleyişe hiç karışmamamız gerektiğini artık öğrenmemiz (ki çoktan öğrenmiş olmamız gerekiyordu bunu) ötekinde ise –yani insanda- bunu öğrendiği ve bildiği halde karışmaya devam etmesinin onun ruhunu birçok travmatik ruh durumuyla çalkaladığını bilmemiz gerekiyor. Fakat bu dediğim tez gerçekleşirse bu muazzam işleyişi görememe riski, görsek bile anlayamama olasılığımız var. Yani bir yandan da şaşkınlık içinde olmamızı olumsuzluklara borçluyuz.


Zamanın kendi işleyişi göz önünde bulundurulursa ondan daha muhteşem bir işleyişe ve dengeye sahip olan bir doğa yaşamı gerçeği var. 17 bölümlük kitapta yer alan Kurtlar Ağaçlara Neden Yardım Eder? bölümünü okumak bile ya da Somon Balıkları Ağaçlara Doğru Nasıl Göç Eder? Doğanın Gizli Ağı’nın başka bir seviyede yazıldığını gösteriyor bizlere. Şaşkınlığın gizlenemeyeceği bir seviyeye. Yırtıcı, avcı, saldırgan, öldürücü olan kurtların aslında doğanın düzeninin sağlayan bir iç güdüye sahip olduklarını okuyunca şaşırmamanız imkansız. Ağaçlarla balıklar arasındaki ilişkide ise ekosistemin ne denli karmaşık bir ağa sahip olduğu gözlerimizin önüne seriliyor adeta.

"Ağaçlar ve balıklar arasındaki ilişki ekosistemlerin ne kadar karmaşık olabileceğini gösterir. Özellikle toprağın besin maddesi yönünden yoksun bölgelerinde ağaçların gelişmesinde belirleyici olan bu kıpır kıpır su canlılarıdır."


Bitki, ağaçlar, orman; kısacası doğa duyarlılığını savunan Peter Wohlleben doğadaki canlılar birbirini nasıl etkiliyor, farklı türler arasında nasıl bir etkileşim var, doğanın o meşhur dengesi gerçekten bizim zannettiğimiz gibi mi işliyor sorularından yola çıkarak anlatıyor ekosistemdeki her ayrıntıyı. Mesela karıncaları veya solucanları. Aynı zamanda bu ağın travmaları da yok değil. Bunu yaratan da insan olarak çıkıyor karşımıza fakat Wohlleben bu karmakarışık ağı anlamamızdan yana. Anladığımızda belki insanın ruhuna dair karışıklıkları da çözebileceğiz. Bu yüzden Histeri’yi okurken insana dair bambaşka gerçeklerle yüzleşirken, Doğanın Gizli Ağı’nı okurken bambaşka şaşkınlıklar yaşadım.


Hem insanın ruhuna hem de doğanın ruhuna, bu derece karmaşık ve gizli gerçekleri içinde barındıran ağa dair çok önemli kaynak bilgiler mevcut kitapların içeriğinde. Yeni yayınlanan çağdaş kitaplarda kitaplığınızda bulunması gereken önemli kurgu dışı kitaplar arasında her ikisi de.

Histeri çevirisi için Evren Asena’ya, Doğanın Gizli Ağı çevirisi için Saliha Yeniyol’a teşekkür ederim.

Comments