• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Litera

Okurun üzerine uyan şiirler

Melih Elhan, Sabahattin Kudret Aksal’ın Bir Zaman Düşü adlı kitabı üzerine yazdı: "Yaşadığını, gözlediğini şiire çevirirken düş dilini kullanır. Şiirlerdeki gerçeküstücü ögeler bir düşten dökülmüş, saçılmış şiirler izlenimini verir."


Melih Elhan

‘Az sonra bir ateş böceği geçecek buradan, izleyecek akşamın dolambaçlı yolunu’ (1)

Biz de ateş böceğinin açtığı o yoldan giderek bir kitabın peşine düşeceğiz. O kitaptaki şiirleri ateş böceğinin ışığıyla okuyacağız. Değil mi ki şairi, o ışığın peşinden giderek yazmıştır bu kitabı. Şimdi ilk cümlemizi buraya bırakıp başlayalım kitabın fısıldadığını sezmeğe:

Sabahattin Kudret Aksal’ın iki bölüme ayrılmış kitabının adı, içindeki şiirleri kapsayıcı bir ad taşır: Bir Zaman Düşü(2). Yaşadığını, gözlediğini şiire çevirirken düş dilini kullanır. Şiirlerdeki gerçeküstücü ögeler bir düşten dökülmüş, saçılmış şiirler izlenimini verir.



İlk şiirde, gece bir odada masa başındayızdır. Devamında gece biter şair masadan kalkıp önce odaların içini yazar, sonra yavaş yavaş dışarı çıkar. İçeriden dışarıya doğru kurar şiirini. Dışarıda görüp anlattıkları önce eski mahalleler, eski evlerdir. Evden çıkar, mahalleden geçer gördüklerini kayda alır, şiirin kalıbına döker. Sonra eski mahallelerden kırsala doğru götürür şiirini. Mahalle yerini ovaya, harman yerine, köye ve tabiata bırakır. Bu bölümdeki şiirlerden fotoğrafik bir tat alırız. Sanki fotoğraf altı şiirleridir, görsel mi görsel. Sanki gözümüzü bir satır yukarıya kaydırsak yazdığı şiire bağlanan bir fotoğrafla göz göze geleceğiz.


“Eski Kırlar” şiiriyle, yazdıklarının yaşanmışlığından kaynaklandığı bilgisini verir bize. İlerleyen sayfalarda da bu bilgiyi aldığımız şiirlere denk geliriz. Evi, ağaçları, bulutları, bahçesiyle çocukluğu geçmişinden çıkıp yüzeye vurur, şiirin elbisesini kuşanır.


Bütün devinimiyle bir hayat görselleştirilir şiirlerde. Kişileştirmeyi sık kullanır; Aksal, günün farklı vakitlerini (öğle, gece, gündüz), mevsimleri, ağaçları, evleri, ev eşyaları ve zamanı kişileştirerek sokar şiirine. Böyle bir kullanım düş vurgusunu kuvvetlendirir. Kalemi gerçeği değil gerçeküstünü sayfalara geçirir.


Şair, zamanla bir hesaplaşma içindedir bir yandan da. Zaman türlü halleriyle çıkar karşımıza şiirlerde: dondurulmuş zaman, güleç zaman, musluğu açık kalmış zaman, akan zaman, yaprak döken zaman ve zamanın buğusu.


Şiirlerde geçenlerin toplamına baktığımızda şairin, hayatın üzerinden gözünü hiç ayırmadığını, gözlemi sürekli kıldığını, yakaladığı görüntüyü dondurup şiire dönüştürdüğünü okuruz. Bu bakımdan kitabın bir gözlemler albümü olduğunu söyleyebiliriz.


Şiirlerin mesafesiz, tanıdık, sıcak gelmesinin nedeni ortak yaşananları başarıyla yakalamasıdır. Şairin, şiirine yerleştirdiği mahalleyi, sokağı, evi, odayı, ağacı, kuşu, kediyi, sadece kendinin olmaktan çıkarıp biz okurların da yapan, üzerlerine bir şiir tozu dökmüş olmasıdır. O nedenledir ki okur, şiirleri kendinin kılar, yabancı görmez. Okurun üstünde eğreti durmaz şiirler. Örneğin, ‘Yolculuk Şiirleri’ni, Aksal’ın okurun çıktığı yolculukları dinleyip de yazmadığını kim söyleyebilir? Öylesine bir yakınlık duyarız okuduğumuzda. 32 parçalı şiiri kim okusa çıkmış olduğu yolculuklardan bir parça bulacaktır; hislerin ortaklığı diyebiliriz buna:

‘Ey yağmur / Çocukluğumun yağmuru

Akıyorsun bu gece de / Camından vagonumun (3)

Ayni hissi 22 parçalı ‘Mahalle’ şiirinde de duyarız :

‘Külrengi sokak, ayışığından önce; / Kiremitten bir gök.

Tozlu camında bakkal dükkânının / Zaman dövmeleri (4)


Kitabın ikinci bölümü düzyazı şiirlere ayrılmıştır. Şair, yine birinci bölümdeki izleklerin peşinden gider: çocukluk, mahalle, sokak, odalar ve tüm bunların içinde kadınlar, adamlar, çocuklar:

‘2-Kadın aynasında yüzüyle sarmaş dolaş. Saçlarının bittiği yerden başlıyor gece. Konuşmuyor, biliyor konuşmanın doğaya aykırı olduğunu.’(5)

Her iki bölümü okuyunca gördüğümüz, yalın şiirin iyi örnekleriyle karşı karşıya olduğumuzdur. Aksal, sözcük israfından kaçınır. Fazla sözcüğe yer olmayan bu kunt yapı diğer kitaplarıyla da benzerlik taşır. Şiirlerin bize gösterdiği; kullanılan yeteri kadar sözcüktür, daha fazlası değil. Bu sözcüklerle kurar şiirin dünyasını, bu sözcüklerle anlatır evde, odalarda, mahallede, sokaklarda, kırlarda geçen hayatı. Üzerimize uyan bir şiir biçer. Kitap bittiğinde bir düşte uyanırız, bir düşe uyanırız, bir düşten uyanırız, bir düşle uyanırız; hakiki şiirin tozu üflenmiştir üzerimize.


1- Sabahattin Kudret Aksal – Bir Zaman Düşü (1984) – Cem Yayınevi – s:90

2- Sabahattin Kudret Aksal – Bir Zaman Düşü (1984) – Cem Yayınevi

3- s:61 Yolculuk Şiirleri (a.g.y.)

4- s:44 Mahalle (a.g.y.)

5- s:97 Geceye Yönelik (a.g.y.)