• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Atlıkarıncadan kaçış

Doğuş Sarpkaya, İspanyol yazar Antonio Orejudo’nun 2000 yılında yayımladığı Trenle Seyahatin Avantajları üzerine yazdı. "İnsan türünün karmaşıklığını ve kendi gölgesiyle yüzleşme gönülsüzlüğünü bir delilik öyküsü üzerinden anlatan bir roman."


İspanyol yazar Antonio Orejudo’nun 2000 yılında yayımladığı ve 2019 yılında filme uyarlanan romanı Trenle Seyahatin Avantajları romanı geçtiğimiz günlerde Çınar Yayınları etiketiyle yayımlandı. İspanya’da 1960’larda doğanlar içinde en iyi yazarlar arasında gösterilen Orejudo’nun nihayet Türkçeye çevrilmiş olması sevindirici.


Trenle Seyahatin Avantajları, insan türünün karmaşıklığını ve kendi gölgesiyle yüzleşme gönülsüzlüğünü bir delilik öyküsü üzerinden anlatan bir roman. Kocasını dışarıdan bakıldığında bir klinik olduğu anlaşılan ama akıl hastanesi olduğuna dair işaret taşımayan Clinica International’a yatırmak zorunda kalan Helga Pato, trenle evine dönerken bir psikiyatrist ile karşılaşır. Adam Helga’ya hastalarından bahsetmeye başlar. Bir müddet sonra hastalarıyla ilgili bir dosyayı da Helga ile paylaşır. Bu girişle birlikte bir delilik hikayesine adım attığımızın farkına varırız. Uzun bir süre soluksuz bir şekilde ilginç hikayelerini anlatmaya devam eden ve adının Ángel Sanagustín olduğunu söyleyen psikiyatrist, trenin durakta beklediği sırada bir şeyler yiyeceğini bahane ederek trenden iner ve gözden kaybolur. Bir edebiyat ajanı olan Helga ise Sanagustín’in anlattığı delilik hikayeleri ve unuttuğu hastalara dair notlarla baş başa kalır. Merak içinde kalan kadın, hem dosyayı yayımlamak hem anlatılanların gerçekliğini teyit etmek hem de tatmin edilmeyen merakını gidermek için Sanagustín’i aramaya başlayacaktır.



Postmodernizm ve Şizofreni


Trenle Seyahatin Avantajları, bir tarafıyla yazıldığı dönemin etkilerini yansıtan bir roman. 1960’larda ilk kez karşılaşmaya başladığımız postmodernizm 80’ler ve 90’lar boyunca tüm dünyaya yayılmış ve 2000’lerin başında artık en tepe noktasına ulaşmıştı. Orejudo’nun romanın içinde çok güzel adlandırdığı gibi, atlıkarınca kurmacaların hükümdarlığını ilan ettiği bu dönemde iyi edebiyatın, ilginç bir hikâyeye, başka eserlerle diyaloğunu açıkça belli eden üst kurmacaya ve biçimsel oyunlara ihtiyaç duyduğu düşünülmeye başlamıştı. “Sahte düşüncelerle dolu ve hiçbir yere ulaşmayan, okuru memnun etmek için aşağı yukarı önemsiz, aşağı yukarı orijinal bir hikâye etrafında dönüp dolaşan ve sonunda … başladıkları yere dönen sayfalardan” oluşan romanların hükümranlığını ilan ettiği bu zamanlarda, çağın egemen eğilimlerine kapılmayan yazarlar, kendilerine yeni bir yol açmayı başardılar.


Orejudo ise post-modernizmin etkisini reddetmek yerine bir ara yol bulmanın olanaklarını yaratmaya çalışmış Trenle Seyahatin Avantajları’nda. Hikayesinin merkezine dönemin moda konusu şizofreniyi alarak başlamış işe. Bu tercihinin gayet bilinçli olduğu aşikâr. Şizofreni, post-modern yazında, gerçekle kurgunun bölünmesine dikkat çeker. Öznenin olanaksızlığı ya da bireyin ölümü söylemleriyle paralel, günlük yaşam içerisinde kendi gerçekliğine dair kuşku duyan insanın çıkmazını ele almak için de sonsuz olanak sağlar. Orejudo da şizofreninin bu olanaklarına yaslıyor sırtını. Gerçeklik üzerine sürekli bir şekilde düşünmemizi sağlamayı romanın ilk sayfalarından itibaren başarıyor. Bu anlamıyla Trenle Seyahatin Avantajları’nda “aşağı yukarı orijinal bir hikâye” ile karşılaştığımızı söyleyebiliriz.


Sıradan Postmodernizmden Sıyrılmak


Hal böyle olunca Orejudo’nun da sıradan bir post-modern olduğu sonucuna varabilirdik. Fakat yazar tam da kendi tanımladığı atlıkarınca tuzağına düşmemek için bir strateji geliştirmeyi başarıyor. Bunu da “aşağı yukarı önemsiz” bir hikâye anlatmayarak gerçekleştiriyor. Bir şizofrenin gözünden komplo teorileriyle dolu bir dünyaya adım atmaya başlıyoruz ama aynı esnada farklı disiplinlerin anımsatıldığı bir evrene de davet ediliyoruz. Mesela çöpler üzerinden kültürel antropolojinin, edebiyat ajanlığı anlatısından edebiyat sosyolojisinin düşünce dünyasına davet ediliyoruz. Edebiyatın piyasalaşması da modern insanın çöpler içerisinde kayboluşu da Trenle Seyahatin Avantajları’nın meseleleri haline dönüşüyor.

Orejudo, dengeli bir ironi ile beslediği üslubu sayesinde de atlıkarıncadan kaçmayı başarıyor. Kendi sesine aşık bir yazarı tok Trenle Seyahatin Avantajları’nın. Hikâyenin gerektirdiği anlatım araçlarını dengeli bir şekilde kullanmayı tercih etmiş yazar. Bazı yerlerde tekrarlar ve yansıtmalarla metnin ritmini ayarlamayı başarmış. Bu sayede hikâyenin tıkanabileceği noktalarda bile devinmesini sağlamış. Bu noktada kitabın çevirmeni İdil Dündar’a da bir parantez açmak gerekiyor. Dündar, yazarın oyuncul üslubunu metne eksiksiz yansıtmayı başarmış.

Okurundan dikkat talep eden, sürekli bir şekilde ödevler veren yazarlardan Orejudo. Onun için metnin satır aralarında anlatılanlara da dikkat etmek gerekiyor. Fakat bu ödevin kitaptaki muammanın çözülmesiyle ilgili olmadığı da aşikâr. Romanın ilk sayfalarından itibaren Ángel Sanagustín’in sırrını çözmenin pek çok okur açısından zor olmayacağını düşünüyorum. En azından bazı tahminlerinin doğru çıkacağı kesin. Yazarın bunu bilinçli olarak gerçekleştirdiğini, romanda anlattıklarının romanın bulmacasını çözmekten daha mühim olduğunu vurguladığını da söylememiz mümkün.


Orejudo, çağının modasına uymayıp, kendi etrafında dönen ve hiçbir şey anlatmamayı marifet sayan romanların arasından sıyrılan bir eser kaleme almayı başarmış. Trenle Seyahatin Avantajları, post-modern dönemde ortaya çıkan; hem akımın özelliklerini taşıyan hem de ondan uzaklaşmaya çalışan bir yazarın elinden çıkma nitelikli bir roman.


Antonio Orejudo

Çınar Yayınları, 2020

Çeviri: İdil Dündar

Tür: Roman

112 s.


Bu yazı Kitap Eki Dergisi'nin 13. sayısında yayımlanmıştır.