top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Yaratıcılık Ritüelleri 18 / Esme Aras: “Düş gücü, duyarlılık, sabır ve yazma cesareti.”

"Burada benim için aslolan aklıma gelen bir fikri, buluşu ya da dert edindiğim meseleyi sanata dönüştürme aşamasıdır daha çok. Elimdeki malzemeyi heba etmeden amaca hizmet edecek şekilde nasıl tutkallayabilirim? Sanırım işin sırrı türün ve anlatım olanaklarının dâhilinde, dilin hamurunu her defasında bir ucundan tutup ekmek teknesinin ortasına katarak kıvama gelinceye dek yoğurmakta gizli."


Yaratıcılık Ritüelleri'nde Semrin Şahin'in bu haftaki konuğu Esme Aras.

 


Yaratıcı sanatlarda akışta kalmanın, kendimizi yaratma anının içinde tutarak, sürüklenmeden kalabilmenin ne kadar zor olduğu bilinen bir gerçek. Bizi “an”a döndürecek bazı küçük totemler, seremoniler, bazı ritüellerin olmasının yaptığımız çalışma üzerinde odağımızı canlı tuttuğuna dair çalışmalar mevcut. Bu anlamda birçok yazarın günlük yazma alışkanlıkları olduğunu da biliyoruz. Yazmaya başlamadan önce yaptığınız ritüeller var mı?

Yaratı ânının, ilham perisinin uğramasıyla bir ilgisi olmadığını, çalışmanın önemini kavradığımdan beri biliyorum. Ne kar yüklü manzara ne yanan şömine ateşi ne etkileyici gün batımı ne de bu saydıklarımı izlerken yudumlanan bir kadeh şarap… Bunlar işin romantik komedi tarafını temsil ediyor. Gerçek hayat ise çalışmaktan ibaret. O nedenle akışta kalmanın, elimdeki işe yoğunlaşmakla ilgili olduğunu düşünüyorum. Bu amaçla bilgisayarın başına geçtiğim her sefer, üniversitedeki hocalarımdan Emin Özdemir’in formülü aklımdadır: “Düş gücü, duyarlılık, sabır ve yazma cesareti.”


Yazma alışkanlıklarıma gelirsek; özel hayatımdaki gibi planlı, düzenli ve disiplinli biriyim. Üzerinde çalıştığım yazının miadı varsa, teslim tarihinden önce tamamlanmış olmalı. Bu sebeple çalışma alanımda sessizlik isterim, her yerde ve her ortamda kolay odaklanamam. Yalnızca zihnimdeki düşüncelerin yarattığı kalabalığın sesi ya da benim seçtiğim bir müziğin mırıltısı duyulabilir. Yazmaya başlamadan önce uğur tuttuğum ritüellerim, olmazsa olmazlarım yok. Ancak çalışma masamın üzerinde sevdiğim objeleri bulundurmayı, yazarken onlardan birini elime almayı seviyorum. Bazen yeğenimin bana hediye ettiği çocukluk oyuncağı, kurmalı bir mavi yengeç oluyor bu, bazen de annemden bana kalan ametist bir taş parçası. Yazıya oturmadan kahve içerim ve yazarken sıklıkla göz damlası kullanırım. Düzenli yaptığım şeyler arasında sanırım bu sonuncusu öne çıkıyor. 


Dr. Seuss olarak bilinen yazar ve illüstratör Theodor Seuss Geisel, geniş bir şapka koleksiyonuna sahiptir. İlham gelmediğinde, dolabının başına gider, koleksiyonundan seçtiği bir şapkayı takar ve fikir bulmayı beklermiş. Ne hikmetse mutlaka parlak bir fikirle şapkayı başından çıkarırmış. Siz yaratım tıkanması yaşıyor musunuz ve bu tıkanmayı aşmak için neler yapıyorsunuz?

Yaratım tıkanması yaşamaktan çok tembellik hakkımı kullanmak istediğim zamanlar oluyor. Öyle anlarda kalemi ya da metni bir süreliğine nadasa bırakmak, elimdeki işi yavaşlatmak veya yazdıklarımla araya mesafe koymak yola devam edebilme gücünü bulabilmek için bana zaman kazandırıyor. Yoksa sosyal yaşam içinde tema her yerde karşımıza çıkabilir. Yeter ki algı kapılarım açık olsun. Bakmayı, görmeyi ve duymayı bileyim. Farkına vardığım detayları unutmadan not edebileyim. Burada benim için aslolan aklıma gelen bir fikri, buluşu ya da dert edindiğim meseleyi sanata dönüştürme aşamasıdır daha çok. Elimdeki malzemeyi heba etmeden amaca hizmet edecek şekilde nasıl tutkallayabilirim? Sanırım işin sırrı türün ve anlatım olanaklarının dâhilinde, dilin hamurunu her defasında bir ucundan tutup ekmek teknesinin ortasına katarak kıvama gelinceye dek yoğurmakta gizli.


Yaratıcı çalışmalar yaparken hiç engellerle (iş ortamı, zamansal sorunlar, yazdıklarınızın görünür olmaması gibi engellerle) karşılaştınız mı? Bu engellerle nasıl mücadele ettiniz? Tam aksine sizi destekleyen ve yolunuzu açan kişiler oldu mu?

Eşitlikçi bir yaşam kurmuş olsam da hayatı kadın olarak deneyimliyorum. Bazısı toplumsal cinsiyet rollerinden kaynaklı görev ve sorumlulukların ön plana geçtiği durumları herkes gibi herkes kadar ben de yaşıyorum. Hiçbir şeyin yazının önüne geçmesini istemem ama şu anda bunu söylemek kadar kolay ve bedelsiz değil hiçbir şey. O nedenle dışarıdan gelen uyaranlara karşı kendimi alan savunması yaparken buluyorum. Sonuçta yaptığınız işin önemini, bölünmenin yazıya yansıyabilecek etkisini, akışı değiştirebileceğini anlatmak veya anlatamamak var. Çalışma zamanından çalınsın istemez kimse, bu amaçla sınırlarımı belirliyorum.


Tabii ne yazarsanız yazın illaki daha iyisi, şunu da ekleseydim, keşke şu şekilde yazsaydım dediğiniz olur. Her kitabı okumanın imkânı olmadığı gibi okuduğunuz her kitap hakkında yazabilmenin imkânı da yok. Röportaj yaparken de öyle; zaman, yer, hazırlık aşaması, ulaşılabilirlik gibi etkenlerin kısıtlılığı düşünüldüğünde kimsenin hatırı kalmasın isterim. O noktada ne yapsam eksik kalır. Koşulları kabullenip elimden gelenin en iyisi şimdilik bu, diyerek önüm, yüzümü döndüğüm yer oluyor.  


Yazın yolculuğumda “Bu yol senin yolun, sakın vaz geçme” diyen annemin sözü kulaklarımda. Sonra zarif eşim ve sevgi dolu aile bireylerimin desteği. Kalemdaşlarımın üretkenliği, arkadaşlarımın, dostlarımın ve sevgili okurların varlığı… Nazarımda her biri çok kıymetli. Tabii röportajcılığa başladığım ilk yıllar, yanımda bir ustam olsun isterdim, olmadı. Ankara Hürriyet sayfalarında sorularıma ve Ankaralı edebiyatçıların yanıtlarına yer açan, dönemin Bölgeler Yayın Koordinatörü Yaşar Sökmensüer’e teşekkür ederim. Yazmaya başladığım dönemlerde Bekir Coşkun’un rehberliğini inkâr edemem. Fakat sevdiğiniz bir yazara benzeme kaygısı da beraberinde gelir. O noktada “Kendine bir yazar seç ama ondan farklı ol,” diyen sevgili Necati Tosuner’e yürekten katılıyorum. İlk öykü kitabımın yayıncısı Ankaralı Dost Kitabevi Yayınları’nı da unutmamak gerek. Kitaplarımı basan yayınevlerini, yazılarımı yayımlaya değer bulan gazete ve dergileri de. Ancak bu değerlerin varlığı size bir aşamaya kadar eşlik eder. Sonuçta her ne yapıyorsanız, üzerinde istikrarlı çalışarak yol alabilirsiniz. Kaleminiz bir şekilde kendi yolunu bulmak, üslubunu belirlemek zorunda. Önünde sonunda o tek başınalığa alışıp yalnızlığa ihtiyaç duyuyor insan. En azından süreç bende öyle işledi, işlemeye devam ediyor.


Yazmaya başladığınızdaki dönemdeki duygularınızla şimdi hissettikleriniz aynı mı? Bu süreçte yazarlığınızda nasıl yol aldınız?

Kaygılarım her geçen gün artıyor. Ne kadar öğrenirseniz o kadar bilmediğiniz duygusuna kapılıyor, bu eksiklik duygusuyla baş etmeye çalışırken, bir yandan daha iyi bir okur ve yazar olmaya gayret ediyorsunuz. Her şeye karşın öğrenmek, en başta öğrenmeyi öğrenmek, öğrenmeyi bilmek ve bunun önemini kavramak güzel tabii.


Yazar Julia Cameron “Sanatçının Yolu” adlı kitabında yazarların güçlerini toplamaları için sabah sayfalarından söz eder. Sabah uyanır uyanmaz yazmayı tavsiye eder. Siz sabah mı yoksa gece mi yazıyorsunuz? Yazma rutininiz nedir? Yazarken elinizin altında tuttuğunuz kitaplar var mı?

Yeteneklerim doğrultusunda sosyal bilimler alanında eğitim alırken, zihnimin en berrak, dinlenmiş olduğu zaman diliminin sabah saatlerine denk geldiğini fark ettim. Elbette gece geç saatlere kadar çalıştığım, arada derede okuyup yazdığım da oldu. Hayat her durumda ihtiyacımız olan konfor alanını sunmuyor. Zaman ve şartlar bana uymazsa ben onlara uymaya çalışıyorum. Sabahları erkenciyim, gün ışığından mümkün olduğunca faydalanabilmek amacıyla tercihim şimdilik bu yönde. Çalıştığım masaların üstü elimin altındaki kitaplarla dolar. Çünkü kendi dosyalarımla eş zamanlı olarak kitap değerlendirme yazıları yazıyor, radyo programına hazırlanıyor, edebiyat röportajları yapıyorum. O nedenle metinler, türler, kitap ve yazarlar arasında gezinmek elbette kolay değil. Zihnim bir bilgisayar gibi. Dinlenmeye çekildiği, hiçbir şey yapmamayı seçtiğim dönemlerde bile arka planda çalışan bir program hep var.


Ben yaratmış olsaydım dediğiniz bir yapıt (tablo, öykü, şiir, beste vs…) var mı? Nedeniyle birlikte bu yapıtın sizin için anlamını açıklar mısınız?

Daha önce benzer bir soru sorulduğunda Homeros’un İlyada ve Odysseia destanlarının adını vermiştim. Bir Kuzey Egeli olarak edebiyat yapıtı için yanıtım bu kez de değişmeyecek.

 

Comments


bottom of page