top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

İronik, Sade ve Berrak: ARKADAŞLARIM

Doğuş Sarpkaya, Emmanuel Bove'un Arkadaşlarım adlı kitabı üzerine yazdı: "Olağanüstü zamanların ertesinde yalnızlaşmış insanların hikâyelerini anlatıyor, Arkadaşlarım. Dünyanın kırılganlığını düzeltme görevini üstlenerek ironisi, sadeliği, berraklığı ve edebi içgüdüsüyle insanlık için yardım sirenlerini neredeyse yüz yıl önce çalıyor."


Beckett, Colette, Andre Gide, Rilke gibi isimleri de etkileyen Emmenuel Bove’un kült eser mertebesindeki romanı Arkadaşlarım, yalnızlık temasını ilginç olma derdine düşmeksizin anlatmayı başarmasıyla dikkat çekiyor.


Kitapta, savaş gazisi Victor Bâton’un yalnızlıktan kurtulma çabasına ve arkadaş arama macerasına eşlik ediyoruz. Her biri bağımsız sayılabilecek bölümlerde Bâton’un çabalarının nasıl geliştiğini öğreniyor okuyucu. Bu esnada 1920’lerin başındaki Fransa’dan insan manzaraları sunuyor roman. İşçi mahallesindeki kirası ucuz apartmandaki komşular, aş evlerindeki insanlar, kafeler ve meyhanelerdeki müdavimler… Sadece alt sınıflarla değil zenginlerle de karşılaşılıyor Bâton. Tüm bu kişiler, sanki birincil ağızdan hikâyesini anlatan ana karakterin yalnızlığını vurgulamak için sahne alıyormuş gibi görünüyor ilk başta. Oysa Bove, bununla yetinmemeyi tercih ediyor: Hem savaş sonrası Paris’ini hem “Hepimiz aynı gemideyiz,” teranesini elinin tersiyle iten sınıfsal çelişkileri hem de insan ruhunun karmaşıklığını yansıtmayı görev ediniyor Arkadaşlarım’da.



Aktif ve Doğru İroni Kullanımı

Peki, kısacık bir romanda tüm bunları nasıl başarıyor? Her şeyden önce ironiyi, tam da roman sanatının gereksindiği düzeyde kullanarak başlıyor işe Bove. Arkadaşlarım’da 1920’ler Fransa’sında yaygınlaşan işsizlik, yükselen enflasyon, devrimin eşiğinde büyüyen hoşnutsuzluk ile işçi sınıfı muhafazakârlığının arasındaki karşıtlık net bir şekilde gözler önüne seriliyor. Bu esnada yazarın, kapitalizmin insan ruhunda açtığı yaranın savaş ile bambaşka bir boyuta evirildiğini sezinlediğini hissediyor okur. İnsanın umutları, özlemleri, hırsları ile gerçekliği arasındaki uçurumu ironi ile dolduruyor, Bove. İroniyi karşıtlıkları kullanarak yapılan alay anlamında değil; Orhan Koçak’ın, Georg Lukacs’ın ironi hakkında söylediklerini özetlediği şu cümleler çevresinde kullandığını da vurgulamalıyız: “İroni, öznel bütünlük ve anlam ihtiyacı ile nesnel parçalanmışlık ve yabancılaşma arasındaki gerilimin ürünüdür.”


Henüz kitabın başlığını seçerken ironinin metnin temel bileşeni olacağını hissettiriyor, Bove. Savaş gazisi, gönüllü aylak Viktor Bâton’un yalnızlığını ve arkadaş, aşk, iş, amaç arayışını takip eder, umutsuz iyimserliğine ya da umutlu kötümserliğine şahit olurken başlığın neden edinilemeyen, karakterin “imkânsız özlemini” imleyen arkadaşları işaret ettiğini anlamaya başlıyorsunuz. Ana karakterin ereğinin imkansızlığı ise derin bir uyuşmazlık yaratarak romanın ironisini daha belirginleştiriyor. Lukacscı bütünleşme özlemi ile bunun gerçekleşmesinin olanaksızlığı arasındaki gerilim fikri romanın iliklerine işlediğini söyleyebiliriz. Yine Orhan Koçak’ın ironi ve roman sanatı üzerine söylediklerini Arkadaşlarım özelinde okursak: “Romanın ironik yapısı, uyuşmazlığın belirginleşmesine yol açarak yıkıcı bir rol oynar, ama romanın imkânsız özleminin de olanca gücüyle hissedilmesini sağlar: Eksiklik, kendini aldatmamak koşuluyla, şimdi burada olmayan bir bütünlüğün de işareti oluyordur.”


Kendi Ereğini Baltalayan Kahraman

Bâton’un kimi beceriksizlikle kimi zamansa kasti olarak baltaladığı yalnızlıktan kaçma eylemleri de genel anlamda dünyanın gerçekliği ile insan ruhu arasındaki çelişkileri açığa çıkarıyor. Önce Bâton’un arayışının samimiyetine inandırıyor yazar bizi: “Yalnızlık ağır geliyor. Bir dostum olsun isterdim, gerçek bir dostum ya da kendisine dertlerimi açabileceğim bir sevgilim. Bütün gün tek kelime etmeden sürtünce akşam odasında insana bir yorgunluk çöküyor. Azıcık sevgi görsem neyim varsa paylaşırdım: maaşımı, yatağımı. Bana dostluk gösterecek insana öyle ince davranırdım ki. Asla karşı gelmezdim ona. Tüm arzuları, arzularım olurdu. İt gibi her yere peşinden giderdim. Bir espri yapacak olsa hemen gülerdim; onu üzseler ağlardım.” Hemen ardından yalnızlıktan kurtulma çabalarının akamete uğratıldığını söyletiyor Baton’a: “Sonsuz bir iyilik var içimde. Ancak tanıdığım insanlar değerini bilemediler.” Oysa ilerleyen sayfalarda değer bilmeyenin sadece tanıdık kişiler olmadığını öğrenmeye başlıyoruz. Bâton da bazen içindeki irini açığa çıkarıyor ve kendi çabalarını sabote etmeye başlıyor. Kimi zaman yanlış anlaşılmalar kimi zaman yüzeysellik kimi zamansa sınıfsal engeller kahramanımızın yolculuğunu engellediğini hissediyoruz.


Temel Ayrıntılardaki İçgüdü

Bu engellerin anlatının gereksindiği çatışmalar olarak romanın içine yerleştirilmediğini, Bove’un tüm bu olayları ve durumları müthiş bir doğallıkla yansıttığını özellikle vurgulamak gerekiyor. Modern bir epik kahramanı olan Bâton tam da romanın ironisi sayesinde ete kemiğe bürünen gerçek bir kişi olarak arzı endam ediyor. Kahraman olma gücünden yoksun, uhrevi amacı olmayan, özdeşleşme arzusu yaratacak özelliği bulunmayan biri Bove’un roman kişisi. Ne var ki yaşanılan dünya zaten, bir süredir, uhrevi amaçları, kahramanlığı ve özdeşleşme arzusu yaratacak örnek kişileri öğüten bir makineye dönüşmeye başlamıştır. Her şeyin dönüştüğü, katı olan her şeyin Moretti’nin deyimiyle yeniden katılaşarak kırılganlaştığı bir zamanda Bâton’un çabası hem gerçekçi hem de ironiktir. Lukacs’ın şu cümleleri Arkadaşlarım için yazılmıştır sanki: “Romanın ironisinde, dünyanın kırılganlığı kendi kendini düzeltir; Yetersiz ilişkiler, bu ironiyle, hayal ürünü olan ama yine de iyi düzenlenmiş bir yanlış anlamalar ve yanlış yorumlar döngüsüne dönüştürebilirler kendilerini; öyle ki bu döngünün içinde her şey çok-yönlü görülür; şeyler hem yalıtık hem de bağlantılı, hem değer yüklü hem de tümüyle değersiz görünürler; soyut parçalara benzerler ama somut bir özerk hayata da sahip gibidirler; hem çiçek açıyor hem çürüyor gibidirler, acı veriyor gibidirler ama aynı zamanda acının kendisine benzerler.”


Bove, hem çiçek açan hem çürüyen hem yalıtık hem bağlantılı evreni Beckett’in tanımıyla “diğerlerine benzemeyen, temel ayrıntılar için içgüdüsü” sayesinde kuruyor. Hem komik hem de üzgün olan cümleler aracılığıyla görünmeyen ayrıntıları, yarattığı dünyayı gerçekçi kılmak için işe koşuyor. Bove’un hayranlık uyandırmasının alamet-i farikası tüm bunları açık, kesin ama her şeyden önce, basit cümleler ile başarması. Romandaki her bileşen derin bir gözlem gücünün ürünü. Dikkatsizce okunduğunda önemsenmeden geçilecek cümleler, romanın temelini oluşturan ayrıntılarla inşa edilmiş sac ayakları işlevi görüyor. Bove da böylece, kişileri, mekanları, eşyaları ve insan ruhunu didik didik eden bir ayrıntılar yumağı oluşturuyor.

Düşünsel Berraklık