• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Litera

İnsan ‘yaratan’ olursa…

Norveçli yazar Matias Faldbakken'den modern bir Frankestein hikayesi: Biz Beş Kişiyiz.

"Faldbakken, insanın yarattığı ‘şey’in kontrolden çıkması sonucunda nelerle karşılaşabileceğini anlatırken, güç-insan psikolojisinin bir gün mutlaka tökezleyeceğini alttan alta okurun zihnine işliyor." Burak Soyer değerlendirdi.


Burak Soyer

Türkiyeli okurların ‘Garson’ adlı romanıyla tanıdığı bir edebiyatçı Matias Faldbakken. ‘Biz Beş Kişiyiz’ adlı Türkçeye yeni çevirilen kitabında ise insanın ‘yaratan’ yerine geçtiğinde, yarattığı ‘şey’in kontrolden çıkması sonucunda nelerle karşılaşabileceğini anlatırken, güç-insan psikolojisinin bir gün mutlaka tökezleyeceğini alttan alta okurun zihnine işliyor.


Matias Faldbakken, 1973 Danimarka doğumlu, Norveçli bir yazar ve sanatçı. Modern ve kavramsal sanatlar üzerine çalışan ve Paula Cooper Galerisi (New York), Simon Lee Galerisi (Londra), Galerie Eva Presenhuber (Zürih), Galerie NEU (Berlin) ve Standart (Oslo) gibi dünya sanat sahnesinde önemli yer tutan galeriler tarafından temsil edilen Faldbakken’i Türkiyeli okurlar 2019 yılında Timaş Yayınları tarafından yayınlanan ‘Garson’ romanıyla tanıdı. Ancak yazarın edebiyat kariyeri yirmi yıl öncesine, 2001 yılında Abu Rasul müstear adıyla yayınladığı İskandinav Misanthropy Üçlemesi'ne kadar gidiyor. Şimdi de Faldbakken, edebiyattaki yirminci yılını Türkiye’de 20 Ağustos’ta raflarda olacak ‘Biz Beş Kişiyiz’ kitabı ile kutluyor.



‘Biz Beş Kişiyiz’, Norveç’in başkenti Oslo’ya yaklaşık üç saat kadar uzaklıktaki Raset adlı köyde geçiyor. Önce Blystad ailesinin, yani asıl kahramanımız Tormod, karısı Siv, oğulları Alf ve ondan beş yaş küçük kızları Helene’nin nasıl Blystad olduklarını okuyoruz. Yazar Faldbakken, buradan itibaren ilerleyen sayfalarda nelerle karşılaşacağımızın ipuçlarını Tormod’un, adı konulmamış bir kural gibi her ortalama dâhide görülen ‘kırıklıklarını’, Tormod’un gençlik dönemlerine odaklanarak anlatmaya başlıyor.


Beşinci "yaratık"!


Raset’e orta mesafe uzaklıkta bir elektronik teknik okulunu kazanan Tormod’un hayatına burada Esper Heggelund’la tanışıyor. Bu okula gelmeden önce zehir gibi zekası, disiplini ve çalışkanlığıyla dikkat çeken kahramanımızın, şeytanın elçisi Esper’in hayatına dahil olmasıyla aslında uçurumdan aşağı, gazına taş koyulmuş bir araba gibi son sürat gitmeye ne kadar meyilli olduğu ortaya çıkıyor. Zira Esper Heggelund, özellikle alkole olan düşkünlüğünden Tormod’a da pay veriyor ve bu ikili ortamları alt üst ederken Tormod’un toleransı sürekli yükselen demlenmeleri içinden diğer Tormod’u ortaya çıkarıyor. Kelebek bıçağını elinden düşürmüyor, durduk yere “Okulla işim bitti” diyerek çantasını paramparça ediyor (ayılınca gidip yenisini alıyor o ayrı), arkadaşlarının eşyalarının üzerine işiyor. Tüm bunlar olup biterken Tormod, müstakbel karısı Siv’le işte bu sıralarda tanışıyor. Tormod elbette Siv’e karşı ayık tarafını gösteriyor ve sevgilisine tek bir yanlışı bile olmadan geçinip gidiyorlar. Ancak bir gün saatler sabah 05.00’ı gösterdiğinde kafaları bir hayli halde okulun başlama saatini beklerken Boble adındaki arkadaşlarının zuladan çıkardığı ve Tormod’u ilerleyen zamanlarda Dr. Jekyll’a dönüşterecek amfetamini burnundan beynine göndererek içsel aydınlanmasının ilk adımını atıyor. İhtiyar hocası Jorstad’ın yaptığı buluştaki hatayı bulan, verilen ödevlerin cılkını çıkartan adamımız diğer yandan da kullandıkları ‘şevk tozunun’ miktarını günden güne artırmaya devam ediyor. ‘Şevk tozu’nu burnuna her değdirişiyle birlikte Tormod’un ruhsal kimliği de bozuluyor ve kayışı kopartma noktasına geliyor. Siv’in olaya el koyarak onu iki haftalığına bir kulübede detoksa kapatması sonucunda Tormod nihayet kendine geliyor ve kürkçü dükkanına, babasının marangoz dükkanına geri dönerek burada çalışmaya başlıyor ve Siv’le mütevazi bir törenle evlenerek yeni bir hayata yelken açıyor. Sonra da oğulları Alf, beş yıl sonra da kızları Helene dünyaya geliyor. Ancak çocuklarının üzerine fazlasıyla düşen Tormod aileyi genişletmek için Siv’e üçüncü çocuğu istediğini söylüyor fakat olumsuz cevap alıyor. Geriye diğer seçenek olarak eve bir köpek almak kalıyor. Derin araştırmalar sonucunda evin son üyesi Pasaklı da aileye dahil olarak kadro tamamlanıyor. Günler mutlu mesut geçerken Pasaklı bir gün ortadan kayboluyor ve Blystad ailesi –Siv hariç- yine karalar bağlıyor. Siv hariç, çünkü kendisinin tek işlevi televizyon karşısındaki bilumum zararlı atıştırmalıklarla internet dünyasında sınırsızca dolaşmaktan öteye gitmiyor. Pasaklı’nın ortadan kaybolmasıyla birlikte Tormod zamanının çoğunu bir laboratuvar şeklinde düzenlediği atölyesinde geçirmeye başlıyor. Pasaklı’yı unutturmak adına Tormod ufak çaplı bir seramik fırını yapıp çocuklarıyla beraber bu fırında kilden türlü türlü hayvanlar yapıyor. Günler normal bir aile tablosu panaroması gibi ilerlerken bir gün Tormod atölyesinde kili uzamış, bambaşka bir hale bürünmüş bir yaratığa dönüşmüş halde buluyor. Tormod, onu türlü deneylerden geçirip neler yapabileceğini izliyor. Kil gerçekten de can bulup vücuda geliyor ve çocukların da kilin son haliyle tanışmasıyla ailenin son ‘beşinci üyesi’ de tamamlanmış oluyor. Fakat zamanla kil kontrolü eline alıyor ve sadece Blystad ailesine değil tüm köye kabusu yaşatıyor.


Bundan sonrası ‘sonuca’ bağlandığı için kitabın genel durumuna bakmakta fayda var. ‘Biz Beş Kişiyiz’in arka kapağında yer alan Jo Nesbo’nun, “Kırsal roman ve psikolojik gerilimi karıştırıp Mary Shelley’in Frankenstein romanıyla birleştirin. Şaşırtıcı derece muhteşem bir sonuç. Gerçekten her şeyiyle çok orijinal bir kurgu,” yorumu aslında kitabın bir ‘yarı özeti’ olarak sayılabilir. Ancak Nesbo’nun ‘kırsal roman’ tanımlamasının pek geçerliliği yok. Çünkü kitapta ‘kırsala’ sadece giriş kısmında çok az bir dokunuş yapılıyor.