• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Litera

Eğin’den İstanbul’a akan yıllar

Zafer Köse, Kemaliye'nin eski adı Eğin'in bir roman kahramanı gibi yer aldığı, Lütfi Özgünaydın'ın Gurbet Zamanı (Eğin Üçlemesi 3) adlı romanı üzerine yazdı. "Kasabadaki esnafın günlük hayatını nasıl yaşadığı, halıcılıkla ilgilenen insanların beklentileri, kaygıları, önceki kuşaklardan kalan alışkanlıkları, bunların hepsinin bir araya gelişiyle, kendi başına bir özne olarak Eğin’in serüvenini okuyoruz romanda."


Zafer Köse


Eğin, etrafındaki dağlarıyla ve coğrafyasının diğer özellikleriyle kapalı bir yerleşim birimidir. Ama içinde hep açık görüşlü insanlar yaşamıştır. Uygar bir kasabadır. Çünkü bu küçük sayılabilecek kapalı alanda Rumlar, Ermeniler, Kürtler ve Türkler, bir arada yaşama değerlerini geliştirmiştir. Sünniler ve Aleviler, birbirlerine hoşgörüyle yaklaşmıştır.


Farklı kültürlerin etkileriyle Eğin’de yaratılan türküler acılıdır. Osmanlı’nın son döneminde ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında Anadolu’nun her yerinde yaşanan göçler, bu kapalı bölgedeki hayatı da derinden etkilemiştir.



Eğinlilerin Kurtuluş Savaşı’ndaki kararlı tutumlarından ve Atatürk’e duydukları yakınlıktan dolayı, 1922’de kasabanın adı değişmiş, Kemaliye olmuştur. Mehmet Sadık Eti, 1937 yılında, Kemaliye belediye başkanlığına seçilmiştir.


Normalde bir roman için olumsuzluk sayılabilecek, fazlalık duygusu verebilecek bu tür bilgiler, Gurbet Zamanı isimli romanın içeriğine dâhildir. Çünkü Eğin, bu romanın kahramanlarından biri olarak canlanır. Kasadaki esnafın günlük hayatını nasıl yaşadığı, halıcılıkla ilgilenen insanların beklentileri, kaygıları, önceki kuşaklardan kalan alışkanlıkları, bunların hepsinin bir araya gelişiyle, kendi başına bir özne olarak Eğin’in serüvenini okuyoruz romanda.


Bir gün, bu kapalı coğrafyadan tren geçmeye başlar. Kasabadaki insanların İstanbul’a uzanan serüvenlerine ve Eğin’in yaşadığı dönüşüm hikâyesine, işte bu demiryolu vesile olur.


Artık insanlar şehir dışına daha çok gidip gelirler. Dışarıdan tüketim malları da ulaşır onlara, kendi ürettiklerini de uzak şehirlere gönderirler. Binlerce yılda ufak değişimlerin yaşanmasına alışkın insanların hayatında dönüşümler meydana gelir. Eğinliler zaten değişime kapalı değildir. Kendi içinde farklı tarzları barındırmanın sağladığı bir avantajla, dışa açılma sürecini, olumlu bir gelişme olarak yaşamaya başlarlar.


Yine de, her türlü hızlı dönüşüm, insanlarda bazı kaygılara, güvenlik arayışlarına neden olur, belki kendilerinin bile tanımlayamadığı bazı manevi sığınaklara ihtiyaç yaratır. Hatta belki romanın anlatıcısının da öne çıkan öyle bir amacı yoktur, ama trenin gelmesiyle ilişkili biçimde Demokrat Parti döneminde, Eğin halkının bir yandan çağdaşlaşırken bir yandan da eskisinden farklı biçimde dinselleşmesini, Eğin’in hikâyesinin önemli bir yönü olarak okuyoruz.


Günlük yaşamlarında geleneklerden uzaklaşır insanlar, dinsel kurallara pek uymayan tarzlarda ticarete yönelir. Bunun yarattığı ve kendilerine bile itiraf edemedikleri bir suçluluk duygusuyla, iç dünyalarında mistik duyguları güçlenir, aralarındaki iletişimlerde eskisinden daha fazla dinsellik ortaya çıkar. Bu yönüyle, Lütfi Özgünaydın’ın tespit ettiği Eğinlilerin dönüşüm hikâyesi, 1800’lerin ikinci yarısında İngiltere’de yaşanan toplumsal gelişmelere de karşılık gelebilir. Aynı şekilde, 1990’larda ve hemen sonrasında Türkiye’de hem dinselleşmenin hem de dinlerin özüne aykırı tarzların yaygınlaşmasına…


Roman kahramanlarının aile ilişkileri ve geleneklere yaklaşımları da Eğin’in dönüşüm hikâyesini yansıtır. Örneğin, eşraftan Hasan Bey, artık eve çekilir. Evet, yaşlanmıştır, işlerin gerektirdiği hareketli hayat ona zor gelmeye başlamıştır. Ama göründüğü kadar da kendi tercihi değildir aslında, onlarca yıldır yürüttüğü ticaretten uzaklaşmak, çarşıya uğramadan eve kapanarak yaşamak.


Artık ticaret ilişkileri değişmiştir. Farklı yollar denenmeli, yeni tarzlar uygulanmalıdır. Romanda, Hasan Bey’in oğlu Mahmut, bu anlayışın temsilcisidir. Başka bir bölgede, daha zayıf bir kültürde, belki çok sancılı geçebilecek bu tür dönüşümler, Eğin’de oldukça hafif sarsıntılarla atlatılabilmektedir. Ama her şeye rağmen, hüzünlü günler yaşanmaktadır.


Aslında iki tarafında da haklı kabul edilebileceği, birçok çatışma yaşanır romanda. Bunların en önemli kaynaklarından biri de, tahmin edileceği gibi, aşk hikâyeleridir. Birbirine ulaşmaya çalışan sevdalılar, kavuşamayanlar, kaçıp İstanbul’a yerleşenler… Bir de geçim derdiyle başka şehirlere gidenler; artık gurbet, Eğinlilerin hayatındaki bir gerçek haline gelir.


Bu vesileyle, İstanbul’a göçen Eğinlilerin, bu koca şehirde, hem daha önce göç etmiş hemşerileriyle hem de başka yerlerden yeni gelenlerle geliştirdikleri ilişkiler, romanın bir teması haline geliyor. Dayanışmalar, yozlaşmalar, güzellikler, korkular ve erdemler çıkıyor ortaya.


Bu arada, ülkemizdeki popülist politikaların insan kişiliklerini kuşaklardır nasıl tahrip ettiğini de görüyoruz. Köylerde yaşam koşulları bozulan ve kentlere akan insanların, emek değerlerini benimseyerek sağlıklı bir şehir hayatına katılmaları mümkün olmuyor. Onlar yıllara, emekçi olmaya değil, rant peşinde koşmaya, “taşı toprağı altın” denen bir kenti yağmalamaya yönlendirildiler.


Örneğin, sonlara doğru, Eğinli Mehmet’in ortağı Hasan Usta’yı, İstanbul’a başka yerden göçmüş Celal vuruyor. Çünkü Mehmet ve Hasan’ın yasal yoldan yürüttükleri ticaret sırasında aldıkları arsada, Celal’in gecekondusu vardır. Evi yıkılmıştır Celal’in. Kuşaklardır göç ederek hayatta kalınan bir kültürde, ev zaten en hassas konulardan biridir. Celal’in hayalleri, geçmişi, geleceği yıkılmıştır.


Eğin’de, genellikle iki iyinin çatışması niteliğinde olan insan hikâyeleri, İstanbul’da, ne yazık ki, iki kötünün çatışması niteliğine bürünmektedir. Üstelik aynı insanlardır bunlar, özlerinde bir kötülük yoktur.


Acı olayların anlatımıyla nasıl güzel bir roman yazılabilirse, kötü koşullardan da güzel bir hayat yaratabilir insanlar; böyle düşündüren bir kitap, Gurbet Zamanı.


Gurbet Zamanı (Eğin Üçlemesi 3)

Lütfi Özgünaydın

Özgünaydın Yayınları, Ağustos 2021

238 s.