Ara

Kitaplar Tehlikelidir

Uğur Karaca

Okurken heyecanlandıran kitaplardan biri Kağıt Ev. Bitirdikten sonra kitaplığımda Kafka’nın Dönüşüm ve Gogol’un Burun kitaplarının yanına koydum. Bazı kitaplar bittikten sonra da yolculuğuna devam eder okurun zihninde ve yeniden yazılma sürecine girer. Bu yazı bir kitap tanıtım yazısından çok, kitabın bende bıraktığı izler üzerinden yola çıkarak, içimde savrulmuş kelimeleri tekrar bir araya getirme çabasıdır.


“ Kitaplar günahkar kadavralar gibi beliriyordu, kumulların arasında” …. “ ışığını arayan ve yeniden kumullara gömülen kitaplar” Syf.75


Arjantinli yazar Carlos Maria Dominguez, Kağıt Ev romanıyla, birinci katmanda kitap tutkunlarının kitaplarla ilişkilenme biçimlerine değinerek, okura çok tanıdık gelen kitapla ilişkilenmeleri ele alıyor. Kitaptaki alegori gerçekle o kadar ilintili ki; okuyucu birinci katmandaki aktarımlarından, diğer katmanlarına inme gereksinimi duymuyor. Kitap üzerine yapılan yorumlara bakıldığında, bu ilk katman öğeleri göze çarpıyor. Kitapları saklama, kitaplara yüklediğimiz o büyük anlamlardan, kendimize yarattığımız büyük evrenler… O kadar büyük ki; içinde evin yolunu unutacak kadar dolaşacağımız ve gerçekliğimizi unutacağımız bir yaratım.


“Büyükannem ne zaman yatakta kitap okuduğumu görse bana, “Bırak şunu, kitaplar tehlikedir,” derdi. Yıllarca bunu onun cehaletine verdim, ama zaman Alman büyükannemin bilgeliğini kanıtladı” Syf.12


“Bir kitap okudum, hayatım değişti” sözünden yola çıkarak, hayatımız boyunca bize büyülü bir evrenin kapılarını açacak aydınlanmayı aradığımız kitapların sayfaların arasında gezinirken, Dominguez bize kitapların tehlikeli olabileceğinden söz ediyor.


2002’de yayınlanan ve kısa sürede yirmiden fazla dile çevrilen kitap, bir kadının Emily Dickinson’ın şiirlerinin eski bir baskısını alan ve ilk köşe başında tam da ikinci şiiri okumaya başladığı sırada bir arabanın altında kalmasıyla başlıyor. Kitapların insanlarla ve insanların kitaplarla kurduğu çift yönlü iletişim üzerinden devam ediyor. Kemal Varol’un bir saç teline tutunan hayatı konu aldığı son kitabı Kara Sis’te olduğu gibi, seksen dokuz sayfa olan Kağıt Ev’de de kitabın üzerindeki çimento izinden yola çıkıyor anlatıcı.


Farklı coğrafyalardaki yaşantılardan yola çıkarak, coğrafyanın mı yoksa ekonomik açıdan sınıfların mı kader olduğunu bir kez daha düşünebiliriz. Özellikle Borges’in etkisindeki Latin Amerika yazarlarının eserlerinde ve Ortadoğu’daki eserlere baktığımız zaman, farklı coğrafyalarda da olsa diktatörlük altındaki edebiyatın imgeler ve katmanlarla dolu eserlerin kurgularının benzerliğini görebiliriz.


“Hala benim arkadaşım onlar. Kışın üzerimi örtüyor, yazın gölge yaratıyorlar. Beni rüzgarlardan koruyorlar. Kitaplar benim evim.” Syf.66


Roman kahramanı Carlos Brauer, kitaplarla kurduğu saplantılı ilişkinin sonunda evlerin tüm duvarlarının kitaplarla dolu olmasından öteye giderek kendine kolon ve duvarlarının kitaplardan olduğu ev yapacak kadar ileri taşır kitap tutkusunu. Ev bireyin iç dünyasıdır. Kendi olduğu, maskesiz, hiçbir şeyden saklanamadığı, bireyin en temel ihtiyaçlarından olan güven hissini duyduğu, karnını doyurduğu, dinlendiği mekandır. Biraz daha ileri gidersek çocukluğudur ve anne babasının yüzüdür. İlk kez yürüdüğü, konuştuğu, kendini var ettiği daha sonra o varoluşu terk edip ömrü boyunca aradığı dünyadır. Kelimelerle ilk tanıştığı yerdir ev. İlk anlamlarla kendine bir yaşam alanı oluşturup, öğrendiği kavramlarla hayata tutunduğu ilk yerdir ev. Ev, Dominguez’e göre; gölgelerin kaybolduğu mekanlardır.


“… basılı harflerin arzularıyla cisimlerini bir araya getiren gizli bir boyut…” Syf.70


Kelimeler yolumuzu aydınlatan birer sokak lambası gibi dururken hayatta, birey birtakım seçimler yaparak (düşünceyle) kaderini belirler. Ve ne kadar yürürsek yürüyelim, öğrendiklerimiz kadar yaşıyoruz ve tat alıyoruz hayattan. Gövdemiz kadar değil, içimizde var ettiğimiz anlamlar kadar büyüyoruz. Eğer bir adımız olmasaydı, biz öldükten yüzyıl sonra (bizle ilişki kurmuş insanlar da yitip gittikten sonra) Benim varlığımın varolduğuna kim inanabilir? Zamanın gözleri gibi kütüphanede duran kitapların karşısına geçtiğimizde, ancak kelimelerle hayatta kalma şansımız vardır. Doğa karşısındaki en büyük gücümüz kelimelerle aktardığımız bilgidir.


Carlos Brauer, kitaba bir nesne olarak yaklaşmaktan öteye onları kendiyle birlikte yaşayan nefes alan, uyuyan, öfkelenen bir varlık gibi görür. Mesela, kitapları dizerken kavgalı yazarları bir araya getirmez. Kaderini değiştiren kitapların, kaderini değiştirmekte bir sakınca görmez. Bir koleksiyoneri (kitap, çöp veya başka şey) düşündüğümüzde, sahip olma duygusuyla baş edilemediği sürece, ihtiyacımızdan fazla edindiğimiz şeyler bize yük olmayı sürdürerek sonunda bizi şüphesiz bir yok oluşa götürecektir. Her ne kadar kitap aşkı, kitap tutkusu ya da kitapların hayatımızdaki iktidarı olarak düşünülse de, kahramanımızın başına gelenler sahip olma duygusu ve vazgeçememesinden kaynaklanır.


Kitaplardan kurtulmanın ona sahip olmaktan daha zor olduğunu söyleyen anlatıcı önüne çıkan çimento kaplı kitaptan vazgeçemediği sürece kendisini bir hikayenin içine sürükleyecektir. Ancak kitabın yok olmasına izin verdiği zaman kendi olabilmektedir.


Kitap, tıpkı bir limana sessizce yanaşan bir gemi gibi, yağmurun altında yumuşamaya, siyah mermere yapışmaya, yavaş yavaş ve sükut içinde yok olmaya başladı.” Syf. 88


Korona günleriyle birlikte, içinde daha fazla vakit geçiriyorken evlerimize karşı geliştirdiğimiz duygu ve düşüncelerimizi yeniden ele alacak olursak, evimiz, ilk evrenimiz ve varoluşumuzun temelidir. Bu yönüyle ev; yuva, aile gibi kavramlarla eş anlamlarla da kullanılagelmiştir. Yalnızlık tarif edilirken de birçok kişinin zihninde dört duvar arasında derin bir boşluk imgelenir. Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli’nde kendini otele (topluma yabancılaşan kahramanın eve yani otele sığınması) kapatan ve toplumdan izole eden Zebercet karakteri buna örnektir.


Fransız filozof Gaston Bachelard, Mekanın Poetikası isimli eserinde, ev imgesini ve zaman içinde değişimine değinmiş ve bu imgeyi ilk evren olarak tanımlamıştır. Rüya bilimcilerin alanına girmeden, gördüğümüz rüyalardaki evin genellikle çocukluğumuzun geçtiği ev olması da tesadüf değildir. Mutluluk ve korkuların ilk kez yaşandığı ve bir başlangıç oluşturduğu yerdir ev. Birçok dilde isim, fiil, sıfat ve zarfların ev kelimesiyle türetildiğine ve ev ile ilgili birçok deyim ve atasözlerin varlığına bakacak olursak, mekan olarak evin dört duvardan daha fazlası olduğu gerçeğine varırız.


Eve dönmek, evden çıkmak gibi dilimize yerleşmiş birçok anlamı düşündüğümüzde ev mekânsal olarak dört duvar içinde kalan ve güvenliğimizi sağlayan alandan daha fazlasıdır. Ölüm kavramı gibi edebi eserlerde çok fazla kullanılmıştır. Yuva kavramı her bireyde küçük farklılıklar gösterse de genellikle esasen aynıdır. Ve ilk kez konuşmanın öğrenildiği, ilk adımın atıldığı, sevgi, nefret gibi duyguların ilk yaşandığı yerdir. Varoluşumuzun temeli evdir. Aslında ev birçok anlamlar yüklediğimiz imgelerin bütünüdür. Babadır, annedir, kardeştir. Tuğlalarla bir araya gelen ev yerine onu kâğıtların bir araya geldiği kitaplarla inşa eden Brauer, sahip olduğu tek nesne olan kitaplarla, kendine yaşam alanı yaratmıştır. Eşya nerdeyse yoktur evinde. Günümüzde kendini yaratmak isteyen insanın yaptığı gibi, eşyaların yerini başka bir somut nesne almıştır. Kitaplar… Ve sonunda bu kitaplardan kurtulma düşüncesi, sahip olduklarımızın bizi ağırlaştırmak dışında başka işe yaramadığının göstergesidir. Kâğıtlar da kelimelerin yani anlamların evidir. Kağıt Ev aslında seksen dokuz sayfa boyunca aynı imge etrafında dolaşmaktadır.


Eve girerken ve evden çıkarkenki hallerimizi gözlemleyecek olursak bir evrenden başka bir evrene geçişin yeridir evin kapısı. Değişen kıyafetler ve eşyalarla olan ilişkilenme biçimine bakıldığında aslında ev kozmoslar arası geçişin simgesidir.


“…boşluklar genişler ve kişi ortaya çıkan bu yeni boyutun içine girer.” Syf.55


Birçok yazara göre insanın evi dünyanın merkezidir. Toplumlar geliştikçe ev imgesi de değişir. Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanında Turgut için ev, burjuva adetleri ve eşyalarla dolu bir kurulu düzenin simgesidir. Bireyselleşmeye, kendi olmaya engel teşkil eden yerdir.


“Bir gün, beklenmedik bir şekilde, anılarınızın düzenini yitiriyorsunuz.” Syf.62


Kağıt Ev romanı ismindeki metaforlarla başlayarak, bizi yazınsal bir yolculuğa çıkaran, romandaki tüm katmanlarla birlikte edebi haz veren bir yapıt.







KAĞIT EV

Carlos Maria Dominguez,

Çeviren: Seda Ersavcı

Jaguar Yayınları,

İstanbul 2015



GIFFo.gif

1/1

1/2

Mail listemize kaydolmak için:

  • White Facebook Icon

reklam, sponsorluk ve işbirliği için bize ulaşın