Ara

Umut terminalinde bekleyiş ve direnç: Tanca'ya Gece Feribotu

Ahmet Akkaya

Oyun ve senaryo yazarı Kevin Barry, 1969 İrlanda doğumlu. Konumuz gereği ilkin ben sadece kitaplarına değineceğim. 2019 yılında İngilizce yayımlanan, geçtiğimiz günlerde Harfa Yayınları'nın Türkçeye kazandırdığı Tanca’ya Gece Feribotu, Barry’nin Türkçeye çevrilen ilk eseri. Bunun dışında iki romanı ve üç öykü kitabı var. Romanları Beatlebone 2015’te, City of Bohane 2011’de yayımlanmış. 2017’de Beatlebone ile Uluslararası Dublin Edebiyat Ödülü’nü ve Goldsmiths Ödülü’nü kazanmış. Öykü kitapları There Are the Little Kingdoms 2007’de, Dark Lies the Island 2012’de ve son öykü kitabı That Old Country Music 2020’de yayımlanmış. Son öykü kitabı That Old Country Music ile de Lannan Foundation Edebiyat Ödülü’nü kazanmış.

Tanca’yı Türkçeye çeviren, benim yabancısı olduğum rap müziğin Türkiye’deki kitlesinin kraliçesi Begüm Kovulmaz.* Anlatının ‒bana göre‒ başkarakteri Dilly’nin gitmek istediği “mahallenin kültürüne” çok uzak biri değil. Bu sayede anlatıyı okurken, bizim için iyi bir rehber oluyor dili.

Anlatı iki zamanlı, on dört bölümden mürekkep. 1990’lı yıllardan başlayıp 2015’e kadar gelen bir zaman dilimi var, bir de sadece 23 Ekim 2018’in anlatıldığı Algeciras limanındaki tek bir zaman dilimi. Birinci dilimde, genel itibarıyla anlatayım, şu hadiseler var: İspanya’nın türlü şehirlerinde, iki İrlandalı adamın, Maurice Hearne ile Charlie Redmond’ın birlikte giriştikleri işler, başkalarıyla ortaklıkları, yasa dışı işlere girmeleri; Maurice’in eşi Cynthia ile Charlie’nin ilişkisi, Maurice’in birlikte çalıştığı Faslı Kerime ile ilişkisi, Kerime’nin Maurice’e karşı hıncı, bu hınç karşısında Maurice’in şehri (Cádiz’i) terk etmeye karar vermesi, Tanca’ya gidecek feribotu ilk bekleyişi, bundan neredeyse on yıl sonra tımarhaneye yatırılışı ve Cynthia’nın sır gibi ölümü...

Başkarakter Dill ya da Dilly Hearne, 23 yaşında. Ufak tefek bir kız. Güzel bir kız. Saçları rasta. Rastafaryanizm’e mensup. Cynthia ile “Maurice Hearne’ün kızı.” 23 Ekim 2018’de İspanya’nın “kız kardeşlerin çirkini gibi olan” kasabası Algeciras’tan Fas’ın Tanca kentine kaçacak. Bu kaçış, ona annesi Cynthia’nın vasiyeti. Esasında, bağlı olduğu kafile, Algeciras’ta toplanıyor. Kafilenin bir kısmı Tanca’ya gidiyor, bir kısmı Tanca’dan dönüyor. Bunu hep toplanacakları ayın 23’ünde yapıyorlar. Bir ritüel bu. Charlie ile Maurice bunu Málaga’daki bir arkadaşlarından öğreniyorlar.

Algeciras limanındaki feribot terminali, bir nevi kayıp arama bürosu: “duvarlarında yıpranmış afiş kalıntıları, kayıp kişiler. Gümrükten yapılan anonslar, uyuşturucu kaçakçıları.” Umut terminali.

Umut terminali çünkü aklı karıştıran yedi duygu: sevgi, üzüntü, acı, duygusallık, hırs, şehvet, ölme isteği ve bu duyguların esiri iki İrlandalı adam: Maurice Hearne (namıdiğer Moss) ile Charlie Redmond, burada Dilly’yi bekliyorlar. Onun Tanca’ya gitmesine engel olmak için. Maurice, Dilly’yi üç yıldır görmüyor. 51 yaşında ve bir gözü görmüyor; dostu Charlie’nin bir ayağı aksıyor. Bu iz ona Maurice’den yadigâr, bunu sonra öğreniyoruz. Umut terminali dedik ama Dilly’nin Tanca’ya gitme, kaçabilme umudu daha sahici. Maurice ile Charlie’ninki daha ziyade beklenti. Bu bekleyiş sırasında bir yüzleşme doğuyor; “beklerken ortaya çıkan ağrılar, eski bir dost gibi kalıcı oluyor.”

Anlatı okunduktan sonra, yorumlar elbette bekleyiş üzerine birikti, birikmeye de devam edecek. Lakin ben okuduğum her anlatıda küçük bir ayrıntıya, küçük bir bakışa, harekete, kıvılcıma da meylederim. Bu anlatıda meylettiğim kısmı vereyim: Dilly, terminalin barından, içkisini içip ayrıldıktan sonra, kendini Maurice ile Charlie’den gizleyerek dolaşmaya başlıyor ve:


Sentetik eşofman altı giymiş, üstü çıplak, kehribar rengi bir içki içen yaşlı bir “hombre” [herif], önünden geçen Dilly’yi seyrederken, dilini dişlerinin üzerinde dolaştırıyor ve Dilly tek bir bakış atarak o pis ifadeyi siliyor herifin yüzünden. [s. 145]

İşte kadının erkle, bey takımıyla nihayetsiz savaşında önemli bir mevzi benim için, Dilly’nin bu tek bir bakışı. Hatta hepimiz için öyle. Hegemonyaya teslim olmamak için, ilk sahici direnç, tek bir bakış. Gördüm ve o imge silinmedi hafızamdan.

Biterken, olağanüstü/olağan dışı beklentilerin boş çıkmasının ardından gelen sıradanlık, “hayat devam ediyor”culuk, pek sade ve pek güzel resmedilmiş: Yağmurun dinmesi, gökyüzünün açılmaya başlaması, yıldızları eski yıldızlar gibi görmek, yeni bir kasım ayı düşüncesinin boğazda bıraktığı acı tat. “Giden gitse de Algeciras’ta yağmur diniyor.” Tanca’ya Gece Feribotu’nu okumanın tadını çıkarın.


* Begüm Kovulmaz, “Türkçe Rap’in Sesleri: Şiir, Müzik, Siyaset”, Notos Edebiyat Dergisi, Ocak-Şubat 2021, ss. 29-40.





Tanca’ya Gece Feribotu

Kevin Barry

Çeviren: Begüm Kovulmaz

Harfa Yayınları, 218 s.

istanbul, 2021