top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Geçmişin ve geleceğin görüldüğü yer: Sıfır noktası

Gönül Malat, Mısırlı feminist yazar Neval El Seddavi’nin kaleme aldığı Sıfır Noktasındaki Kadın üzerine yazdı. "Roman, yazarın kendisinin de hapsedildiği Kahire’deki Kanatır cezaevinde idama mahkûm edilmiş fahişe Firdevs ile yaptığı söyleşiyi ve onun hayat hikâyesini satırlara taşır."



Yasaktı yasaydı töreydi dön İçim ayıp dışım geçim sol yanım sevgi Bu nasıl yaşamaydı dön İçimde gittikçe bunaltı gittikçe bunaltı Gittim geldim kara saçlarımdan kurtuldum*

Mısırlı feminist yazar Neval El Seddavi’nin kaleme aldığı Sıfır Noktasındaki Kadın adlı biyografik romanı gerçeğin kurmacasıdır aslında. Kurmaca işin içine girince satırlarda yazılan gerçeklere sanki bir nebze katlanabiliyor insan. Yoksa o kadar taşınamaz ve acıtıcı ki olaylar kitap elinizde okumadan donakaldığınız oluyor. Çünkü gerçek bir biyografik hikâye satırlarda okuyucuyla buluşan! 


Seddavi(1931 – 2021), bir tıp doktoru ve psikiyatr. İkinci dalga feminizmin oluşmasına büyük katkılar sunan bir aktivist aynı zamanda. İslam'da kadının yeri üzerine kafa yormuş bir aydın. İslamiyet’te kadın başlığı altında birçok kitabı olan yazar, ülkesinde -tüm Afrika’nın sorunu- kadın sünnetini engellemek amacıyla eylemlerde bulunmuş, bu eylemlerden ötürü hapse girmiş bir ateist diğer yandan. Erkek sünnetine karşı olduğunu da ekleyelim yazıya. 

Dokuz çocuklu bir ailenin 2. çocuğu olarak dünyaya gelen Seddavi, erken yaşta anne ve babasını kaybeder. Romandaki karakteri Firdevs gibi henüz altı yaşında bir erkekle oynadığı için "sünnet" ettirilir. O nedenle roman otobiyografik bazı nitelikler de taşımaktadır. 

Mesleği aracılığı ile baskıcı kültürel uygulamaların, ataerkil yapının, sınıf ve emparyalist baskının kadında yarattığı fiziksel - psikolojik problemleri, doğduğu yer olan Kafr Tahla'da doktor olarak çalışırken, taşra kadınlarının karşılaştığı zorlukları ve eşitsizlikleri gözlemleyerek yazıya döker. Sıfır Noktasındaki Kadın işte bu gözlemlerin ışığında yazarın kendisinin de hapsedildiği Kahire’deki Kanatır cezaevinde idama mahkûm edilmiş fahişe Firdevs ile yaptığı söyleşiyi ve onun hayat hikâyesini satırlara taşır.


Amerikalı bir edebiyat eleştirmeni olan Elaine Showalter, feminist ve sosyokültürel konularda yazan ve Birleşik Devletler akademisinde feminist edebi eleştirinin kurucularından biridir. Gynocritique ya da gyno-eleştirilerini oluşturduğu –yazdığı makale ve kitaplarla edebiyat dünyasına sunar. Gyno-eleştiri sınıfına aldığı ve bu sınıftaki en önemli kadın yazarlardan birisi olduğunu belirttiği Seddavi’nin, incelediğimiz romanın hikâyesindeki Firdevs kahramanıyla tarihî bir metinsel anlam oluşturduğunu söyler. Romanın-Sıfır Noktasındaki Kadın- temasını, türünü ve yapısını, kadın yaratıcılığının psikodinamiklerinin ürettiğini belirtir. Gynocritique; başını V. Woolf ‘un çektiği ve Seddavi’nin de içine doğrudan daldığı yazın-metin çeşididir. Ve jino-eleştiri geleneğini ele alan kuramcılar ile kurgucular, ataerkil toplumun kadını yanlış tanımasına odaklanır. Kadınların, kadınları anlattığı bir feminist edebiyat türü önerileri sonucu ortaya çıkmıştır. Evdeki melek veya canavar tiplemesini aşan kendini, kadınlığını, cinselliğini sorgulayan, kendi ayakları üzerinde duran kadın karakterler yer alır bu kurmacalarda. Ayrıca erkek yazarların önyargılarla ele aldığı kadın karakterler yerine; aklı, mantığı, duyguları ve cinselliği olan kadınlar yer bulur metinlerde. Bu yazarlar karakterlerinde aynı zamanda melek veya canavar olmayan erkek karakterleri de savunurlar. 


Bu bağlamda Mikhail Bakhtin’in edebiyat kuramıyla Seddavi’nin metnini harmanladığımızda, önümüze artistik edebi kurgulanmış gerçek bir tarihsel olgu çıkarır. Bu olgunun mekânsal ve uzamsal özgün bağlantısı, Mısır coğrafyasındaki kültürel geçmişin edebi alandaki “kronotoplarını” oluşturur(1).


Neval El Seddavi, karşılaştığı trajediyi roman türünde kimlik anlatısıyla ifade eder. Çünkü yaşadığı toplumdaki erkek-kadın eşitsizliği ve ayrımcılığına bağlı olarak kurulmuş kültürel kodları Firdevs’in fahişe olmasıyla büyük bir darbeye uğratarak hem kadınları hem erkekleri muhatap alır. S. Beauvoir’ın “Kadın nedir?” sorusuna yazarın yanıtı, “sosyo-kültürel yapının, törelerin ve inançların hatta kapitalizmin üretimidir,” şeklinde olur.


Roman, her ne kadar edebi yönü zayıf diye eleştiriler alsa da feminist tabana inşa edilmiş İslamofaşizm ve kapitalizm eleştirisiyle ilerler. Şeyhlerle –Şıhlarla evlendirilen çocuklardan bahseder. İşte Firdevs onlardan birisidir. Metin ilerledikçe yazarın hayatıyla, karakterinin yaşamı birbirine girer. Firdevs de Seddavi gibi küçük yaşta yetim ve öksüz kalır. El –Ezher Üniversitesinde çalışan amcası-ki İslam bilimleri üzerine hayli söz sahibi bir kuruluştur- yanına alır onu. Firdevs, amcası tarafından sevildiğini sandığını ama aslında taciz edildiğini ancak âşık olduğunda acıyla anlayacaktır.


Fahişeliği bırakıp “Saygın bir iş” bulduğunda ise üretim çarkının içinde köle olduğu yaşam koşulları onu yoksulluğun daha da dibine çeker. Ayrıca bu saygın işini sürdürebilmesi için kadın çalışanlar, bu erkek egemen yapıda onların farklı taleplerini de karşılamak zorunda bırakılmaktadır. Şayet karşılamazlarsa işlerinden olmak an meselesidir.


Tekrar fahişeliğe başlar. Kitabın çekirdeğini doksan ikinci sayfadaki şu iki paragrafta Firdevs’ten öğreniriz:

“Erkeklerden nefret ettiğimin farkındayım; fakat bu sırrı uzun yıllar başarıyla sakladım. En çok nefret ettiğim erkekler bana öğüt vermeye kalkışanlar ya da beni yaşadığım hayattan kurtarmak isteğini söyleyenlerdi. Onlardan daha çok nefret etmem, benden daha iyi olduklarını ve yaşamımı değiştirmek için bana yardımcı olabileceklerini sanmalarındandı. Şövalye gibi görürlerdi kendilerini; başka koşullarda oynayamadıkları bir roldü bu. Benim düşük bir insan olduğumu anımsatarak, kendilerini soylu ve üstün hissetmek isterlerdi. Kendi kendilerine, 'Ne harika bir insanım ben. Şu sürtüğü çok geç olmadan bataktan çıkarmaya çalışıyorum,' derlerdi. Onlara bu rolü oynama fırsatı vermezdim. Her allahın günü beni döven bir adamla evliyken hiçbiri beni kurtarmaya yanaşmamıştı. Âşık olma aptallığım yüzünden kalbim kırıldığında da hiçbiri yardımıma koşmamıştı. Bir kadının hayatı, gerçekten acınacak bir hayattır.” 

Firdevs gerçekten sıfır noktasında mıdır? Kesinlikle! Yazar kurmacanın ismini öyle özenli ve akılcı seçmiştir ki karakter, tıpkı bir Janus gibi geçmişi ve geleceğini gören bir yerdedir. Gerçekte sıfır noktasına yükselmiştir. Hatta Seddavi, Firdevs’in kendi içine bakarak ulaştığı bu noktaya öykünür. Kitabın son bölümünde anlatıcı güzel bir şekilde bunu ifade eder. 

Bir kadının en büyük şansı ya da şanssızlığı annesidir. Onu ataerkil yapıdan korur ya da ona teslim eder. Yazarın da, Firdevs’in de onları koruyup kollayacak aynı acıları yaşamış olması çokça muhtemel anneleri, onlar çocukken yitirilmiştir. Dolayısıyla ataerkil yapının tabiri caiz ise göbeğinde buluverirler kendilerini.    


Sonunda Firdevs, “satıcısını” öldürür. Bu eylem aslında Firdevs’in bir çeşit intihar şeklidir. İdamına giden süreçte satıcısını, bir nevi boynuna geçirdikleri urgana dönüştürür bile isteye.


Kaynaklar:

  • Rümeysa Özcan, Bilim ve sanat vakfı bülteni, 96-97 sayı, Neval El Seddavi, Sıfır Noktasındaki Kadın değerlendirme

  • Ufuk Ege, Bir Yazın Kuramı Olarak, “Gynocriticism” (Jino-eleştiri) Feminizmin Geleceğinin İncelenmesi, kendineaitbiroda.wordpress.com 

  • Wikipedia

*Gülten Akın, Kestim Kara Saçlarımı şiiri


SIFIR NOKTASINDAKİ KADIN

Neval El Seddavi

Metis Kitap, 2017

Çeviri: Selma Demiröz

112 s.

Comments


bottom of page